SEVGİ HASADINA DOĞRU

Günlük olmamalı, sayılı günlerde de olmamalı…, Yaşam boyu dolu dolu üretilmeli sevgi…

            Ne güzel! Günlerdir çarşı, pazar, vitrinler, alış veriş merkezleri ışıl ışıl. İnsanın içi açılıyor bakınca.

            Görsel ve yazılı medya da atakta. Mesajlar, iletiler, bildiriler, reklamlar, kutlamalar… En güzel değerlerimizden olan sevgi ve hoşgörüye çağrı yapıyorlar.

            Zaman zaman birbirimize söylemediğimiz kötü söz kalmadıysa, yakıştırmadığımız can sıkıcı özellikler kalmadıysa, halen de devam ediyorsa artık susamaz mıyız? İçimizdeki nefreti bir yana bırakıp özel günleri milat sayamaz mıyız…!

            Zor bir durum olmasa gerek. Biraz gülücük, sıcak bir bakış, sevgiyle kucaklayış buzulları yok edecektir mutlaka… Haydi..! Bunu başlatan siz olun. Sevgi tohumlarını siz ekin ki, hasat zamanı kazanan siz olun.

            Zira sevgi, yaradanın canlılara doğuştan sunduğu en güzel duygudur. Onu yaşatamayan yürekler yaşayan boşluklardır. Onu tatmayan, onunla tanışamayan yürekler yaşayan boşluklardır. Onu tatmayan, onunla tanışamayan yürekler dört mevsimde hüzün yaşamaya mahkum muzur yüreklerdir. Keskin sirke misali…

            Çok önceki yazılarımdan birinde dediğim gibi, sevgi, insani ilişkilerin devamlılığını sağlayan güzellikleri, dostlukları, manevi değerleri olumlu yönde etkileyerek daima diri kalmasını sağlayan duygu selidir. Aynı cümleleri bugün de yineliyorum ve ekleme yapıyorum…

            Günümüzde aydınlıkla, karanlığın akılcılıkla, inadın-ilimle, cehaletin bilenle, bilmeyenin-kavgalarının temelinde sevgisizliğin yattığını görmemek mümkün değil…

            Oysa ki; hoşgörünün alt yapısıdır, canlılar arası en güçlü iletişimdir, yaradandan ötürü yaradılanı sevmek, merhamet, şefkat, acımak kelimelerinin manalarını üstlenmektir sevgi…

            Bir kitapta okumuştum “Sevgisiz yürekler, fesatlıkla dolu, telafisi mümkün olmayan kötülükler ürettikleri için cehennemi kirleteceklerdir…” diyordu. Yazının altını kırmızı kalemle çizmişim önemi açısından.

            Sanat Güneşimiz Zeki Müren’in “Bir tatlı tebessümün, bin vuslata bedeldir…” dizeleri ne güzel anlatıyor sevginin ana temasını. Çoğu zaman bir gülücük, bir bakış, okşayış, dokunuş bir yudumluk sevgidir. Lâkin büyük mutluluklara da davetiye çıkaran oluşlardır.

            İşte o bir yudumluk sevgi ki; yüreğin derinliklerinden oluşarak, okyanuslara ulaşan çağlayanlar gibidir. Hasat zamanına taşınan güzelliklerin halkalarını oluştururlar adeta.

            Sevgisel duyguların aileden alınan alt yapıyla doğrudan ilişkili olduğuna yürekten inanan bir eğitimci olarak düşündüm. Düşünürken de sevgi sözcüğünün çağrışımını taradım düşüncelerimde.

            Dünyadaki en temiz ve beklentisiz sevgiyi buldum..! Doğuştan itibaren beş duyumuza hitap eden varlığın sevgisidir. O… Tenindeki ilahi kokuyu soluklayarak başkalarından ayırt ederken, gözlerimiz ilk önce onun gözlerine kilitlenir saatlerce…

            Kulaklarımız en güzel ninnilerle uykulara taşınırken, doyumsuz bir tat alırız o pak sütünden. Tenine dokununca tüm sancılar unutulur geceler boyu…

            Çünkü o, sevgilerin en kalitelisi, en mükemmeli ve ilahi olanıdır.

            O, ANA SEVGİSİDİR!

            Öte yandan evimizin direği, yaşam felsefemiz, asla vazgeçemediğimiz modelimiz. Almadan veren koca yürek… Dağ gibi…, adam gibi adam babamız. BABA SEVGİSİ…!

            İlahi emrin “OF…! Bile denmemesinin” gerekliliğini öğütleyen sevgilerdir bu sevgiler.

            Bu noktadan hareketle çevreye baktım, düşündüm. Her canlı sevgiye açtır ve muhtaçtır. Doğa her şeyi ile sevgi bekliyor insanoğlundan ki hasadı bol elle ve helalinden versin.

            Okulda, iş yerinde, çevremizde olumlu, olumsuz her şeyi ortak yaşadığımız dostlarımızı, sevinç ve acıları paylaştığımız komşularımızı, arkadaşlarımızı sevmek onlara gülümseyerek bakmak insan olmanın, insanca yaşamanın başlıca kurallarıdır diye düşünüyorum. Bundan dolayı da,

            “Sevgi; oluşun özü, varlığın ve hayatın başlangıç ve varış noktasıdır” sözlerinin doğruluğuna yürekten inanıyorum.

            Zira sevgi, yaşanan en yüksek frekanstır canlılarda. Hissettiğin sevgi ne kadar büyükse, kullandığın doğal güç de o kadar etkilidir.

            *Bu yüzdendir ki; sevmek, Mevlana çağrısıyla sevmek, Yunus’un, Hacı Bektaş Veli’nin, Karacaoğlan’ın çağrısıyla sevmek, insan olmanın mihenk taşı değil midir…?

            *Değil midir ki; İslamiyet hoşgörü ve sevgidir…! O halde neden bu sevgisizlik ve hoşgörüsüzlük…! Neden…!?

            Esen Kalın.