TÜRK MİLLETİ NE BÜYÜK MİLLETMİŞ Kİ!..

Anayasadan, tarih kitaplarından ‘TÜRK’ü silmek için uğraşan yazarlar, çizerler, dönme liboşlar, politikacılar, kürtçüler, kendisini muhafazakâr olarak tanımlayan kesimlerle SOROS, TESEF ve TOSAV gibi sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenen gazeteler, televizyonlar yıllardır ve özellikle de son bir hafta içerisinde Türk’e yapılan hakaretleri bu millet unutmayacak ve bu hakaret dolu yazıları ve sözleri tarih sayfalarında yerini alacaktır.

Türk Milleti; 12 milyon kilometre karelik bir imparatorluk kurmuş, Müslümanlığı dört kıtaya yaymış ve İslam’ın bayraktarlını yapmış, hadislere ve kutsal kitabımız Kur’an-Kerime konu olmuş bir millettir. Türk Milleti, kabile hiç değildir. Türk Milletine hakaret edenlerin ataları daha Anadolu’ya gelmemişler ve müslümanlığı kabul etmemiş bir hıristiyan iken o küçük gördükleri, hor gördükleri millet, 1071’den önce Anadolu’ya gelmiş, oraları müslümanlaştırmıştır. Araplar döneminde İstanbul birkaç defa kuşatılmış ama fethedilememişti. 1453’te İstanbul’u Fatih Sultan Mehmet fethetmiş ve Hz. Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuştu. Kanuni döneminde Avrupa kapılarına dayanmış ve Roma’ya diz çöktürmüş, Yavuz Sultan Selim Han ise Bağdat’ı, Mısır’ı fethetmiş, kutsal emanetleri İstanbul’a getirmiş ve Kuzey Afrika Osmanlı topraklarına katılmıştı.

“Zira bir millet düşününüz ki, O millet İslâm dininin yüce gayelerine kanıyla, canıyla Karahanlı Türkleri, Gazneli Türkleri, Selçuklu Türkleri ve Osmanlı Türkleri olarak tam on asır hizmet etmiş, bir an bile olsun istikametten ayrılmamış, İlây-ı Kelimetullah sancağını hür ufuklarda dalgalandırmış ve bu uğurda verdiği şehitlerin kanı nehirler gibi akmış ve kemikleri dağlar gibi yığılıp kalmışsa, o milleti, dil, din ve ırk farkı gözetmeksizin herkesin sevmesi, ona yan bakmaması, ona saygı göstermesi de MÜSTEHAP derecesinde bir sünnettir.”

Övünmeye gelince Osmanlıyı kimseye vermezler ama hakarete gelince her şeyi yaparlar. Tarihten ders almalarını isterim. Gerçi tarihten ders alınsaydı bunlar tekerrür eder miydi!..

Tarihe gelin bir bakalım:     

                             ***                                                           ***

Ahmet Vefik Paşa, Bursa Valisi iken (1880) ilçeleri geziyor. Paşa uğradığı bir ilçede, halkla sohbet ederken, etnik kökenlerini soruyor, aldığı cevaplar konuştuklarının Çerkez, Arnavut, Gürcü, Boşnak vb. olduklarını gösteriyor. Sorduğu soruya utanarak, cevap vermek istemeyen bir ihtiyara, “hangi milletten” olduğunu ısrarla söyletmek isteyince, o, bir kabahat ifşa ediyormuş gibi ürkek, titrek bir sesle, “Ben Türk’üm efendim” diyor. Bunun üzerine Paşa, “Niçin sıkılıyor, saklanıyorsun? Türk olmak kabahat mi? Bak ben de Türk’üm” diyor. O titrek ihtiyar birden canlanarak, “Sahi sen de Türk müsün? demek Türk’ten paşa da olurmuş ha” diye sevinç ve hayretle karşılık verir.

Beraber kol kola gezdikleri, marksistlerin “Kızıl Sultan” lakabı taktıkları ve Türk Milletine hakareti alışkanlık haline getirenlerin de ele avuca sığdıramadıkları Abdülhamit Han Hazretleri de Türklüğüyle gurur duyardı.

Karşısına geçip yılışan ve Türkçe bilmeyen Tunuslu Hayrettin Paşa’ya “Paşa paşa ben Türküm ve Türk kalacağım” der.

Abdülhamit Han dönemindeki 1876 Anayasasında yer alan “Türkçe okuma yazma bilmeyen memur olamaz. Türkçe bilmeyen Mebus olamaz. Meclis’in dili Türkçe’dir. Osmanlı ülkesi kutsal bir bütündür; parçalanamaz” der.  

 

                              ***                                                               ***

Hayrat Neşriyat yayınlarında çıkan Kur’an-ı Kerim ve Karşılıklı Muhtasar Meali’nin 70’inci sayfasında, “Türklerin, âyet-i kerimede işaret edilen hususiyete nâil olmaları” başlığı yer almaktadır.

Mâide sûresi, 54’cü ayetinde: “Ey imân edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki), Allah ileride (onların yerine ) öyle bir kavim getirir ki, (O) onları sever ve (onlar da) O’nu severler; (o bahtiyar insanlar) müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı şiddetlidirler! Allah yolunda cihâd ederler ve dil uzatanın kınamasından korkmazlar!” ki kavmin Türkler olduğu ifade edilmektedir.

Kehf sûresi 84’cü ayetinde: “Şüphesiz ki biz, ona (Zülkaneyn’e) yeryüzünde imkân verdik ve kendisine (istediği) her şeyden bir sebep (ulaşması için bir yol)verdik.

89’cu ayette: “Sonra (başka) bir sebep (doğuya doğru, bir yol) ta’kip etti.”

90’cu ayette: “Nihayet güneşin doğduğu yere (doğu cihetindeki memleketlere) varınca, onu öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, onun (o güneş ışınlarının) altında kendileri(ni korumak) için bir siper (dağlar ve ağaçlar) yapmamıştık. İşte burada ifade edilen memleketler Türklerin bulunduğu Orta Asya yöresidir.

Göktürk Hakanı Oğuz Kaan’ın Hz. İbrahim’in torunu ile evlendiği de bazı kaynaklarda ifade edilmektedir. Hz. Peygamberimiz döneminde Orta Asya’dan gelip o bölgeye yerleşen Asyalıların olduğunu Ahmet Cemil Akıncı: “Hz. Ebû  Bekir” adlı kitabında ifade etmektedir.

                                 ***                                                                        ***

                    Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı hocamız “Hadisler ışığında Türkler” isimli kitabında Türkler hakkında neler anlatıyor:

Hz. Peygamber’in; Peygamber YURDUNA ULAŞAN Ona koşan, bu yabancı Sahabelerle iyi ve kötü günlerinde beraber olması, eminiz ki onun tebliğ hayatının en tatlı, en zevkli anlarını oluşturmakta idi, O,sayıları bir hayli kabarık olan bu ilk Müslüman ve fakat gayr-Arap Sahabelerin şahsında kendisinin “bütün insanlığa bir rahmet Peygamberi olarak gönderildiğini” sanki gözleri ile görüyor ve bundan sonsuz bir haz ve zevk alıyordu. Belki o,kendi Mübarek zatının şahsında; bütün Araplar ve Arabistan’ın Müslümanlığını,Selman- Farisi’nin şahsında Türkler ve Orta Asya’nın Müslümanlığını,Suhayb.er-Rûmî’nin şahsında Orta Doğu ve Anadolu topraklarının Müslümanlığını,Bilal-i Habeşî’nin şahsında ise; bütün siyah Afrika kıtasının Müslümanlığını görüyor ve bundan ayrı bir mutluluk duyuyordu.

Çok uzak bir coğrafyada yaşamasına rağmen Türkleri çok yakınında görmesi Müslüman Arapların Türklerle mutlaka BARIŞ halinde olmalarını tavsiye etmiş ve bunu bir devlet politikası haline getirmesini vurgulamıştır.”

Vesile biel Esra; diyor ki; “Bir gün Hz. Muhammed’e sordum;

“- Ey Allah’ın Resul’ü! Siz ırkçılığı yeriyor ve cahiliye davasını güdenler biz den değildir.”buyuruyorsunuz. Acaba kişinin ırkını sevmesi bir türlü ırkçılık mıdır? Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır.

“- Hayır bu ırkçılık değildir,..

Ancak bir kişinin zulüm yaptığını bile o kişiye kâmil bağlılık dolayısıyla yardım etmesi, işte bu zulmün ta! Kendisidir.”

Fahr-i  Kâinat Efendimiz de tunç yüzlü kırmızı çehreli yağız bakışlı yiğit TÜRKLERLE övünmüş ve “Allah (c.c)’in kendilerini kırmızı çehreli bu kişiler sayesinde diğer milletlere karşı üstün kıldığını” beyan ederek bundan ayrı bir gurur ve sevinç duymuştur.

Merhum Mehmet Akif Ersoy:

Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:

Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!

Türk eriyiz, silsilemiz kahraman

Hakk’a tapan Müslüman…

             * Ey Allah’ım Resul’ü! Şu günahkâr elimizden tut! Müslüman Türk Milletine yardım et! Onu; vatan hainleri ve Millet düşmanlarına karşı koru! Onu ve Mehmetçiği yalnız bırakma! Çünkü bu ordu senin Muhammed ümmetine müjdelediğin ordudur.

                

                                                                                               Kaynaklar:

                                                                        *Prof.Dr.Zekariya Kitapçı /Hadisler ışığında  

                                                                          Türkler.

                                                                         *Ahsen Batur/1200 yıllık sürgün TÜRK

                                                                         * Ahmet Cemil Akıncı/ Hz. Ebû Bekir

                                                                         *Hayrat Neşriyat/ Kur’an-Kerim Meali