DURSUN ELMAS (İSTANBUL’DAN YANKILANAN SESİMİZ)

Bazı değerler vardır, yanı başımızda sessiz sedasız yaşarlar da görmeyiz onları.

Ya da aslında feryat figân bağırırlar da tıkalıdır kulaklarımız.

Dilleri başka gelir, sözleri garipsenir.

Belki de bir büyüğümüzün dediği gibi kendi içimizden birinin büyüdüğüne, büyük olduğuna inanamayız bir türlü.

Sonra sesler küçümsenir, bir kenara itilir...

Bir gün uzak ve kıymet bilen şehirlerin birinden yankılanır öz sesimiz.

Ah ederiz, vah ederiz. Vefasızlığımıza ve halden bilmezliğimize kahrederiz.

Meğerse ne büyük ve ne güzelmiş üç gün önce görmezden geldiğimiz o ses, o yürek…

Dursun Elmas adını duydunuz mu?

Ben duymuştum, bir kere.

Bizden olan bir mecliste horlanmış ve dışlanmaya çalışılmış ama güçleri yetmemiş, diye duymuştum. Hepsi bu…

Sonraları adını daha sık işittim. Hakkında konuşanlar güzel sözler söylediler ardı sıra.

En son geçen gün değerli ağabeyim Hasan Akar ile İstanbul’dan imzalı bir kitabını göndermiş, sağ olsun.

Her kitap değerlidir de, bazılarının değeri okundukça artar. O akşam- yani bu akşam- uyumadım ve mısra mısra hissetmeye çalıştım “Aynanın Gece Yüzü”nü.

Hayretim hayranlığa dönüştü. Her mısrada biraz daha büyüdü Dursun Elmas.

Hani şu Reşadiye’de doğan, yıllarca öğretmenlik yapan, kıymetini bilemediğimiz, ruhuna inemediğimiz, sesine ses veremediğimiz Dursun Hoca.

Hani şu bizim mahalledeki hiç büyümediğini sandığımız çocuk,

Hani şu gözümüzden kaçan kahraman,

Köyümüzün okulunda öğretmen, Dursun Elmas İstanbul’dan duyurdu sesini bize.

Meğer Yunus’tan el almış, Karacoğlan’dan söz almış, Mevlana’dan öz almış, buram buram iman, buram buram vatan kokan dizelere dökülmüş kocaman bir ummanmış.

Meğer Türkçesi süt tadında, düşüncesi yurt tadında, düşleri umut tadındaymış.

Hece hece dokuduğu dörtlükleri su gibi berrak, redifse redif, uyaksa uyak; bazen bizim Veysel, bazen Niyazi Yıldırım, her şiirde bir parça Dedem Korkut, her dizede birazcık Karakoç, birazcık Arif Nihat’mış.

Dursun Elmas artık Tokat’ın bir değeridir. Onun yeri Tokatlının yüreğidir. Şiirleri ezberlenecek, adı Reşadiye’de bir yerlere verilecek; fikirleri genç zihinleri süsleyecektir.

Onun Oğuz Ata’dan devraldığı ışık elden ele geçecek ve ebediyete kadar aydınlık verecektir. 1400 yıllık mefkûrenin şiirsel ifadesi onun adıyla yeni ozanlara taze nefes gibi gelecektir.

Dursun Elmas, sen mücevher değerinde sözlerine devam et. O kadar da kıymet bilmez değil memleket. Bir gün, bir fakir adını söyler dost meclislerinde. Bir şiirini mırıldanır sokak köşelerinde. Sesine ses veren birileri çıkar da beraber söylersiniz Türklerin Türküsünü. Unutma, gök kubbenin altında söylenmedik sözler var daha…       

 

                                                                                                    Mahmut Hasgül