HER SANATÇIYA “BABA” DENMEZ

Lise 1. sınıftaydım. O zamanlar teypler vardı, plaklar vardı. Arkadaş ortamının da etkisiyle Müslüm Gürses dinlemeye başlamıştım. Ondan dinlediğim ilk kaset “Sevda Yolu” idi. Aldığım ilk kaset de budur. Daha sonra kasetlerinin serileri, ardı ardına gittiğim konserleri, her konserinin olay olması, ona karşı dinleyicilerinin sıra dışı bir sevgiyle bağlı olmaları, başka sanatçılar birkaç yılda bir kaset çıkarırken Müslüm Gürses’in bir yılda bazen 3-4 kaset çıkarıp her birinin de birer şahaser olması ona karşı olan bağlılığımı her geçen gün arttırmıştı.

            Aradan geçen yirmi yılı aşan bir zamandır lise yıllarıma, üniversitedeki gurbetlik zamanlarıma, oradan bugüne kadar uzanan bir çizgide Müslüm Gürses’in yanına kimi koyduysam hep eğreti durdu, hep günübirlik savruluşların ötesine geçemedi.

 

            Öğüt veren şarkılarından tutun da babacan tavrıyla kimseye sataşmayan, herkese sevgiyle yaklaşan kalbinden dolayı o “baba” payesine hak eden bir sanatçıdır.  Az konuşan ama öz konuşan, ağır ağır konuşurken “Acaba ne diyecek?” merakının ardından kurduğu kendine yakışan cümleleriyle Müslüm Gürses unutulmayacaklar arasındaki yerini alacaktır.

 

Sevilen insanların benzerlerinin ve taklitlerinin olması kaçınılmazdır. Müslüm Gürses gerek ses renginden dolayı gerekse tavırlarıyla sanat dünyasında en çok taklidi olan sanatçıdır. Bazen neredeyse sesi bire bir benzeyenler olsa da onun yeri her zaman ayrıydı ve hep ayrı kalacaktır.

Evsiz barksız garibanların bütün yoksunluklarına şifa buldukları bir gönül insanıydı Müslüm Gürses. Onun sesi; büyük şehirlerin itilip kakılan kalplerinde, gecekonduların sıcak odalarında, evsizlerin yürek hanelerinde kendine karşılık buldu.

Onu dinliyor olmak bile bir ayrıcalıktı. Açıktan açığa olmasa da gizli saklı dinleyenlerin sayıları belki gerçek dinleyicisinden bile fazlaydı.  Son yıllarda reklâm filmleriyle, kendi tarzının dışında seslendirdiği şarkılarıyla dinleyici kitlesinin kıstasları değişmiş olsa da o, her zaman garibanların babası olmayı sürdürmüştü. Milyonlarca hayranı olduğu zamanlarda da davet edildiği her yere gitmeyi sürdürdü, kimsenin gönlünü incitmedi. “Baba” olduğunu gösterdi.

 

Konserlerinde kendinden geçen, ona ulaşabilmek için kendini paralayan hayranlarına da hep aynı sevgiyle yaklaştı. Ona gösterilen sevginin onda birine ulaşan yeni yetmelerin kaprislerinin yanında o, her zaman alçak gönüllü duruşunu devam ettirdi.

 

Müslüm Gürses’i dinliyor olmak, onun yorumuyla şarkıların ruhunun okşanmasıdır. Ağdalı yorumu, kendine has söyleyişiyle söylediği her şarkı sanki yeni baştan yazılıyormuş gibi olan Müslüm Gürses unutulmaz eserleriyle hatırlanmaya devam edecektir. Bu ülkenin bir değeri olarak gönüllerdeki yerini pekiştirecektir.  

 

Her gün bir birinin taklidi kişilerin çıktığı sanat dünyasında kendi olarak kalabilen hiçbir sanatçı unutulmaz. Müslüm Gürses’in aramızdan ayrılmasından sonra, “Arabeskin babası kim olacak?” gibi gereksiz tartışmalara girmek bile ona karşı yapılacak büyük saygısızlıktır. Ona “baba” payesini sevenleri vermiştir. Arabesk bir saltanat olmadığına göre Müslüm Gürses’ten sonra arabeske yeni baba aramak komik bir gayretten öteye geçmez. Barış Manço’dan sonra nasıl yeni bir Barış Manço çıkmadığına göre Müslüm Gürses de arabesk müziğin ebedi babası olarak anılacaktır.

 

“Hasret rüzgârları çok erken esti” dediği gibi Müslüm Gürses’in bu rüzgâr uzun bir süre kalbini onun sesiyle ısıtacakların içinde esip duracaktır. Allah rahmet eylesin.