YAĞMUR ISLANIŞI (1)

Vakit gecenin öteki yarısına doğru ilerliyor.

            Aklım dışarıdaki yağan yağmurda, tavan altından damla sesleri geliyor.

 Paltomu giymeliyim. Sonra papak ve eldivenle üzerimi besleyerek dışarı çıkma hazırlığımı tamamlamalıyım. Saatlerce şehrin bilinen ve bilinmeyen caddelerinde yürürken üşümemeliyim.

            Açık bir kahvehanede çay içebilirim. Kimseyle sohbete takılmadan yoluma devam edeceğim.

Eskiden şehre gecenin her saatinde gelenlerin çay parasına sabahladığı kahveler vardı. Sıcak mekânlardı. Özellikle yakın evlerde uyuyamayan yaşlılar da gelirlerdi. Şehre yeni gelenlere adres tarif etmekten çok zevk alırlardı.

            Kendimi sokaklara bırakıyorum. Bir şairde olması gerekli duygu yoğunluğu ile hafif yağan yağmura teslimiyetimi aralıklarla yürüdüğüm sokakları aydınlatan şimşek süslüyor.

            Yıllarca tenimde ve beynimde biriken yorgunluğumu yağmur ıslanışımla damla damla akıntıya bırakıyorum.

            Danişmentlere başkent olmuş, tarihi dokusuyla dimdik ayakta olan Niksar’ın bütün köylerini, kasabalarını, yaylalarını biliyorum.

            Karınca dağlarının güney yamaçlarına serpilmiş yerleşim merkezlerine yaptığım bütün ziyaretlerde unutulmazları yaşadığım günleri unutmam mümkün.

            Bir ikindi sonrası baba dostunun Ayva köyü yayla obasında saatlerce süren sohbet ve içtiğimiz çorbanın yayla çisesiyle gülümseyişi ve ev sahipliği kültürümüzün yüz akı olarak ebediyen bende yaşacaktır.

            “Büyük göç duydun mu oğul. Alparslan’ı okudun mu? Sonra Söğüt, Kara Osman, Edebalı biliyorsun. Bilmelisin. Yıllardır bu yaylalarda dedemden ve babamdan dinlediklerimi aha bu yetmelere anlatır dururum.” Osmanlı’nın zor günlerinde düşman ayak basmadı bu topraklara. Amma bizde çok şehit verdik. Balkan harbi, doksan üç harbi, Çanakkale ve İstiklal harbinde aha bu küçücük köyden onlarca şehit verdik.”

            Anadolu’yu vatan yapmanın, yaşamanın bedeli ne ise onu ödedik, ödemeye de devam ediyoruz.” Derin oh çekiyor. Rahatlıyor. Torunlarına çay işareti yapıyor.

            Gözlerini obanın tam batı tarafındaki tepeye çeviriyor.

            Şimdilerde bebeler kızlar tepesi deyip dururlar ya desinler.

            Bilirim Hüseyin Dede.  Ötesini de bilirim.

            Vatanı çocuklarımıza ve torunlarımıza sağlam bırakmalıyız.

            Köy sohbetlerini bilirim. Ne kadar uzun sürerse o kadar mutlu olurum.

            Tarhana çorbası, soğan, yoğurt ve turşu ikramının sonunda ki çayın tadının izahına gerek yoktur.

            Sevda ne ola ki...

            Dört mevsim yeşilliğinde çam ağacı, dere kenarlarında söğüt, yamaçlarda salkım salkım üzüm dünya tatlısı.

            Günler, aylar ve yıllarca yol gider sular. Sular yol boyunca bulanıktır. Kaynaktan değildir.  Kaynak ötesi yolculuğun zorluğundan ve kendisindendir. Durulmak için bulanmak ister.

            Ey, vatan toprağımdaki bütün güzellikler!

            Seni sevmek ne ki...

            Dört mevsim güzelliğini beraber yaşamanın uzantısında vuslat ne güzel sondur.

            Sevgiye ulaşmak, sevgiyi tutmak, yakalamak, yaşamak, yüreği teslim alıp neyi varsa

mutluluğa götürmek. Bahar tutmak alabildiğince, bozkırdaki bin bir çeşit renk, cins ve kokudaki çiçekleri insanın hizmetine sunan güce ulaşmak. O gücün huzurunda şükretmek.

            Ağustos ortasında buz tutmuş yürekler bilirim. Ve bizim insanımızı, yoksul köy çocuklarını, eline bir kurşun kalem tutuşturunca okul bahçesinde beş defa sevinç turu atan çocukları...

            Ve sen, ekim ortasında sevinç gösterisi yaparak evine koşar adım giderken, çam ağacı dallarında bize şov yapan, Karınca dağlarının güney yamaçlarından mevsimin çileklerini toplayan ve bize sunan çocuk... Ülkemin bütün çocuklarını seviyorum. İlköğretim okulunu tamamladığında bana geleceksin! Sana söz verdim. Babana annene söz verdim.

Ve sen bana söz verdin. Okuyacaksın!

            Yoğun bir mesai günüm bir dağ köyünde tarhana çorbasıyla bir araya geliyor. Biraz ötede yayla çisesi, ötelerin ötesinde yağmura teslim oluyor ve ıslanıyorum.

            Şehitler tepesi, Kırgızlar tepesi ve kızlar tepesi bize gülümsüyor.

            Dua vaktine dakikalar kaldı. Hazırlık yapmak gerektir.

            Dışarıda yağmur başladı.

            Şehir sulara teslim olurken ben yarına hazırlanmalıyım.