1919 İŞGAL GÜNLERİ VE BUGÜNKÜ İMRALI SÜRECİ

PKK ile Hükümet yetkililerinin 2006 yılından bu güne kadar görüştüğü PKK ileri gelenleri tarafından defalarca açıklanmıştır. Bu görüşmeler bugün de aralıksız devam etmektedir. İmralı’daki görüşmelerde alınan kararların mektuplarla Kandil’e ve oradan da hükümet yetkilerine iletildiği bilinmektedir. Alınan kararların içeriği basına sızdırıldı. Bundan sonra kıyamet koptu. Başbakan, “Ben size bilgi vermeyeceğim bana güvenin” diyor. Ama Medya’ya hakaretlerin bini bin para…

                1 Mart 2003 teskeresinin kararları üzerinden 10 yıl geçti. Bu kararların Türk milletine açıklanması gerekirken hükümetin oy çoğunluğu ile açıklanması mecliste engellendi. Millet bu alınan kararları öğrenemedi. Aynı oyun İmralı sürecinde de devam etmektedir. Bu kararları:

                 “Yazan APO biliyor.

                  Mit başkanı biliyor.

                  Demokratik eylem planı, 10 maddeden oluşmuş:

                  Başbakan biliyor.

                  Kandilde Karayılan biliyor.

                  BDP başkanı biliyor.

                  Mektup taşıyıcı milletvekilleri biliyor.

                  PKK’nın Avrupa lideri biliyor.

                  ABD’nin CIA ‘sı biliyor.

                  Bir tek Türk halkı bilmiyor.”

                  

                                      ***                                                                          ***

                 Özcan Yeniçeri Balbal adlı köşesindeki ‘AKP, İmralı’da suçüstü yakalanmıştır’ yazısında bakın nelere parmak basıyor:

                 “İmralı’da terörist başıyla yapılan görüşmelerin basına sızması Başbakan’ı iyice sinirlendirmiştir. Başbakan her zaman yaptığı gibi yine esti, savurdu ve basını tehdit etti. Şu sözler ona ait: “Çözüm sürecine katkı vermek istiyorsanız böyle bir manşeti atamazsınız, atmamalısınız.”

                Başbakanın çözüm dediği gerçekte bir yıkım sürecidir. Başbakan bu sürece destek istiyor. Başbakan İmralı’daki cinayet şebekesinin başıyla devleti muhatap etmiştir. Şehit katilleriyle, devletin istihbarat servisini görüştürmüştür. Terör örgütünün lideriyle terör örgütünün siyasi uzantılarını bir araya getirmiştir.

               Yapılan yasal, meşru ve toplum yararına değil ki Başbakan bu görüşmelerin tutanaklarının halk tarafından bilinmesinin istemiyor. Görüşmeler Başbakanın ifade ettiği gibi “teröristlerin silah bırakması ve sınır dışına çekilmesi ‘n den ibaret olsaydı, görüşmelerin tutanaklarının sızması Başbakan’ı, bu kadar rahatsız etmezdi.

              AKP iktidarı,İzmir’in işgalinin başlamak üzere olduğu günlerde, Yunan işgalini kolaylaştırmak için, dört bir yana ‘nasihat heyet’leri gönderen İstanbul hükümetine benziyor. Bu heyetler, halkın Yunan işgaline karşı çıkışını ‘mütareke hükümlerine aykırı misafirliğe leke sürecek bir tutum’ olarak gösteriyordu. Zamanın İzmir valisi Kambur İzzet, Yunan işgaline karşı, mukavemet edebilecek askerleri silahsızlandırarak kışlaya hapsetmişti.

             14 Mayıs 1919 akşamı işgalden birkaç saat önce İngiliz Akdeniz filosu kumandanı Amiral Galthrop, İzmir Valisi Kambur İzzet’e şehrin Yunanlılarca işgal edileceğini bildirir.

Vali Kambur İzzet, bu haberi halktan gizler. İşgal günü sabahı, Köylü gazetesinde şu bildiriyi yayınlar: “Bazı fena niyetliler, İzmir’in YUNANLILAR TARAFINDAN İŞGAL EDİLECEĞİ YOLUNDA SÖYLENTİLER ÇIKARMIŞLAR. YALANDIR; TEKZİP EDİLDİ.”

               AKP’nin kurmayları da Öcalan-BDP ekibinin görüşmelerinin sızdıran tutanaklardaki söylemleri tekzip etmekte meşguller. Hükümet taraftarları sızdırılan bu tutanakları yüzünden büyük bir panik yaşamışlardır.

              Ömer Çelik, “görüşme tutanaklarına” ilişkin “Bu ifadelerin çoğu aktaranların spekülasyonudur ”,Egemen Bağış; “Yalan yanlış tutanak sızdıracağınıza “diyerek konuşmasına başlıyor. Başbakan baş danışmanı Yalçın Doğan “Yalan-yanlış şekilde tutulan bazı notlar veya değerlendirmeler… Önemli olan bunlar değil Öcalan’ın hazırlayarak verdiği” taslak metindir. Ahmet Türk, “tutanakların gerçekle bir ilgisi yok gibi görünüyor

               Demek ki doğru olanı, yalan-yanlış olmayanı, gerçek olanın ne olduğunu kanaat bildiren zevat biliyor.

              İmralı’da neyin konuşulduğunu ya da neyin konuşulmadığını nereden biliyorsa Hüseyin Gülerce de “İmralı’da hiç konuşulmayanlar, sanki konuşulmuş gibi yazılıp anlatılıyor” diyor

              Bilinçli olarak Öcalan ile BDP’ liler arasındaki görüşmelerin, kimler tarafından sızdırıldığı hususu üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Malum odaklar; nasıl sızdırıldı, sızdıranların amacı nedir, ne biçimde sızdırılmıştır, bu sızdırma sabotaj mıdır, barış sürecine (!) yönelik suikast mıdır, kışkırtma mıdır, sorularına cevap aramaya koyulmuşlardır.

              Böylece halkın dikkatinden Öcalan’ın ne söylediği, ne talep ettiği ve neyi amaçladığı hususları kaçırılmıştır. Öcalan ile pazarlık edilenin ne olduğu ve onun bu görüşmelere, kendine ve AKP iktidarına yüklediği anlam kamuoyunun dikkatinden kaçılmak istenmiştir.

              Öcalan ile BDP’lilerin görüşmelerinin halk tarafından öğrenilmesi, AKP’yi panikletmiştir. Suçüstü telaşıyla, panik halinde açıklama üstüne açıklama yapmaktalar. AKP-PKK ilişkisi, kanlı terör örgütün elinde rehin tutulan 16 devlet memurunun serbest bırakılmasıyla dikkatleri biraz olsun dağıtabilecektir.”

              Neden Türkiye’yi sonuç almayacak bir sürecin içine sokuyorlar? Sürekli PKK’nın moralini yükseltiyorlar? Bunun sonucunda da “Türkiye silahla bunu çözemez” diyorlar. Bu cüreti kim kazandırdı onlara… Neden hâlâ propagandistler, televizyonlarda her şey yolunda mesajları vermeye devam ediyorlar?