BALONDAN ADAMLAR

Zamanımız hız çağı ya, herkeste bir telaş, bir koşturma adlı başını gidiyor. Herkes büyük işler peşinde, herkes dünyayı kurtarmaya hevesli bir cengâver gibi dünyayı sırtlamış sırtına, gözü hiçbir şeyi görmeden oradan oraya koşturup duruyor.

 

            İş, güç derken neredeyse yirmi dört saatin bile kendine yetmediğinden yakınanlar o kadar çoğaldı ki nefes nefese bir yaşamın peşinden sürüklenip duruyorlar. Böyle ahkâm kesenlere karşı içimden “Hadi oradan!” diyorum. Ne yaptın da işin başından aştı acaba? Hangi derde derman oldun ya da hangi işi yoluna koydun? Soyut adamlar ve onların soyut işleri. Herkes değerli, herkes bulunmaz Hint kumaşı.

 

            Çocuklara planlı olmaları konusunda mangalda kül bırakmadan nutuk çekenler acaba kendi hayatları için plan yapmayı denediler mi? Kitap oku dersin, “Vakit mi var?” derler. Beraber okuyalım dersin, “Siz kimlerdensiniz?” derler. Ben okudum, gel de paylaşayım dersin, “Ben onları gençliğimde okumuştum zaten.” derler. Yirmi dört saat içinde yarım saatlerini kitap okumaya, düşünmeye, tartışmaya ayırmazlar ama yirmi dört saatin en az dörtte birinde havadan sudan işlerle vakit geçirip akşam olunca da “Bugün de yetmedi koca gün.” derler. 

            İş yapmayıp da ortaya çıkarılan işlere kulplar takmak da bu işgüzarların maharetlerindendir. Kendileri ortaya koyan en küçük bir eser oluşturma noktasında kıllarını daha kıpırdatmazken, samimi bir niyetle bir şeyler yapmaya çalışanlara sürekli bahaneler bulmak, yapılanları görmezden gelmek ya da küçük düşürmeye çalışmak herhalde böylelerinin en önemli emaresidir.

            Vakit nakittir. Buna kimsenin itirazı yok. Vakit, elimizdeki en büyük nimetimiz. Onu ne kadar doğru kullanırsak o kadar kendimize yeteriz, işlerimize yetişiriz. Bir yolunu bulup bir yerlere “kapak atmak” günümüzün en büyük hüneri. Vakit, nakit, okumak, yazmak çok da önemli şeyler değil. Önemli olan “bir post sahibi olmak.” Okuyanın, düşünenin, tartışanın itibarı değil işini yürütenin şanı konuşulur oldu.

           

            Çocuğuna yüzlerce kez kitap oku diyen anne babanın televizyon karşısında dizilerin peşinde geçirdiği bomboş saatlerin nelere mâl olduğunu ne yazık ki zaman gösterecek. Kendisi bir satır okumadan çocuğundan kitap okumasını istemek, kendisi televizyon karşısında hoşça vakit geçirirken (!) çocuğunu yan odaya ders çalışmaya göndermek ve o çocuktan bir şeyler beklemek sadece hayalden ibarettir. Çocuk her zaman çocuktur ve aklı oyunda, eğlencede olduğunda ondan bir şeyler beklemek ancak boş bir bekleyiştir.

 

            Kapatıp televizyonu, günde en az bir saati derse ve kitap okumaya ayırmak büyüklerin üzerine düşecek en önemli görev. “Çocuğum için her şey yapıyorum.” demek sadece kendini temize çekmektir. Elimizde kocaman bir yirmi dört saat var. Yapılması gerekenler listesindeki “mutlaka yapılacaklar” maddesindeki her şey ancak bir kişinin 3 saatini alır. Yani bir dizi saati kadar süre. Hiçbir şey yapmayıp çok şey yapıyormuş gibi davranmak ne yazık ki kimseyi kurtarmaya yetmez.

 

            “Bütün gün koşturuyorum yine de zaman yetmiyor.” bahanesinin arkasına saklananlar acaba övünüp durdukları ecdatlarının hayatlarını hiç araştırma gereği hissettiler mi? “Araştırmak” onların işi değildir ama kuru kuruya ecdat sevgisi tam da onlar için biçilmiş kaftandır. Tarih severler, geçmişlerine hayrandırlar ama sadece hayran. Örneğin, Kanuni’ye hayrandırlar ama onun kırk altı yıl süren padişahlığında hangi işlerin üstesinden geldiğini, nereleri fethettiğini, hangi sanatlarla uğraştığını, bu kadar işin arasında kaç şiir yazdığını öğrenme gereğini duymazlar. Kanuni büyüktür, o kadar. Acaba Kanuni’nin de arada bir etrafındakilere bir günün kendisine yetmediğinden yakındığı olmuş mudur? Muhibbi Divanı’nındaki onca şiiri hangi arada yazmıştır?  Demek ki planlı çalışınca hem cihan padişahı da olmak mümkündür hem de bir divan oluşturacak kadar şair yazmak da.

 

Boş laf üretenlerden, işten çok söz biriktirenlerden Allah’a sığınıp elimizdeki vaktin kıymetini bilerek üzerimize düşen her görevi hakkıyla yapabiliriz. Yeter ki isteyelim, o zaman her yokuş dümdüz olur.