MEDENİYETLER BEŞİĞİ-KÜLTÜR MOZİYİĞİ TÜRKİYE..!

“Ne Mutlu Türk’üm Diyene…!” özlü sözündeki o güzel, insancıl, barışçı, ırkçı olmayan, adil ve yüce anlamı çok iyi anlayıp anlatmalıyız ki Türklüğe, Türkiye’ye ve Atatürk Milliyetçiliğine laf edilmesin.

            “KEŞKE” sözcüğü sevmediğim, çok zamanda kullanmak istemediğim bir terimdir. Çünkü o, pişmanlıktır. Hayıflanmaktır. Düşünce erişimsizliğidir bence. Her şeye keşke demem. Hayatta da parmakla sayılacak kadar azdır bu keşkelerim.

            Dünyanın cadı kazanı gibi kaynadığı, birçok Avrupa ve Asya ülkelerinin de zor dönemlerden geçtiği günümüzde, ülke olarak, Türkiye olarak bizlerde bu olumsuzluklardan payımızı almaktayız dersem yanlış konuşmamış olurum.

            Bu ülkenin bir sevdalısı olarak haftalardır. Türkiye ve Türklük adına yapılan hakaret dolu söylemleri şaşkınlıkla izliyorum. İlk duyduğumda “KEŞKE O GÜNÜ YAŞAMASAYDIM…!” diye hayıflandım. O denli üzülmüştüm. Gün be gün devamı gelen bu mesnetsiz söylemler beynimde ve vicdanımda travma yarattı. Birilerine göre;

            “Türkler tarihte hiç olmamış…, Türk sözcüğü anayasadan alınmalı…ymış…” ve daha da var. Kalemime yüreğim engel koyarak yazamıyorum bir çoğunu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi “Ben Türk Değilim” diyebilen, ama yıllarca Türklüğü ve Türkiye’yi temsilen göğsünde ay-yıldızı taşıyan ve onun sunduğu güzelliklerle zor erişilebilen yerlere gelen insanlar sanal olarak dikildi karşıma…

            Otuz beş yıllık öğretmenlik hayatımda yetiştirdiğim, şu an çok iyi yerlerde görev yapan bürokrat öğrencilerim var. Beni her aramalarında “Hocam sizin bize verdiğiniz vatan-millet-ay yıldızlı bayrak sevgisiyle, Türkiye sevdasıyla buralardayız…!” demeleri geldi aklıma. Ağladım…, Ağladım…! “Hepinize emeklerim helal olsun güzel evlatlarım…!” dedim kendi kendime.

            Türk olmak, Türkiyede Ayyıldızlı Albayrağın sıcaklığında yaşamak neden birilerini rahatsız ediyordu ki, Anlamak mümkün değil…

            Adına uygun yasaları, açılımlar, kapanımlar, değişimler, globalleşimler denen projelerin gölgesinde demokrasiye sığınarak söylenen laf kalabalığı olmalıydı bunlar. Sinir sistemim gerildikçe gerildi. Hayatımda görmediğim, duymadığım beynimle yüreğimin asla kabul etmediği söylemler ve eylemlerdi. Canım çok acımıştı. Sekiz yaşındaki torunuma ANDIMIZI söyleterek şifa buldum. Rahatladım ve derin bir oh…! Çektim.

            Neydi bu yarabbim…! Ne oluyordu bize…! Ülkeme…!

            Dünya üzerinde Japonlar, Çinliler, Amerikalılar, İngiliz ve Fransızlar, Araplar…v.s. varsa; bir çoğundan daha köklü tarihi oluşumu bulunan TÜRKLER de, Türklükte olacaktır. Zira Türk adının olmadığı ne bir çağ, ne bir devir yoktur tarih sayfalarında.

            Kelime oyunlarıyla anlamı saptırarak bunu ırkçılık olarak algılamak veya ırkçılık olarak tanımlamak insanlığa yapılan en büyük zulüm ve ihanettir.

            Hele de benim ülkemde: Dinlerin, dillerin, örf adet ve geleneklerin sevgiyle kucaklaştığı kültür hazinesi olan TÜRKİYE’mde..!

            Dün 12 Mart’tı. İstiklal Marşımızın kabul edilişinin üzerinden 92 yıl geçti. Bir milletin bağımsızlık sembolü olan MİLLİ MARŞI, ay yıldızlı- Albayrağı ile birlikte yaşatılarak yüceltilir. Büyük şair Mehmet Akif Ersoy “Allah bu ülkeye bir daha İstiklal Marşı yazmayı göstermesin.!” Deyişinden on yıl sonra “Ne Mutlu Türk’üm Diyene…!” özlü sözü ile taçlandırılan Cumhuriyetin onuncu yılı yaşanıyordu büyük coşkuyla…

            Herkes ay yıldızlı Albayrağın gölgesinde mutlu ve mesuttular.

            Çerkeziyle, Lazıyla, Kürdü ve Gürcüsüyle hepsi cesur ve renkli yürekler mozayiğiydi benim ülkem. Çünkü her birinin “Bu topraklar için toprağa düşmüş” CANATALARI yatıyor bu topraklarda. Bu günde aynı duygularla, düşüncelerle yarınlara birlikte koşmak durumundayız.

            Nereden çıkıyor bu hezeyan konuşmalar. Türk insanının asla taviz vermeyeceği en belirgin özelliği TÜRK oluşudur. Bağımsız yaşamak onun karakteridir. Bu özellikleri ırkçılıkla asla bağdaşmayan seviyi beraberinde taşır.

            İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün yarattığı bağımsızlık ve Milliyetçilik ruhu ulus olma özelliğini sağlamlaştırarak ülkeyi bugünlere taşımıştır.

            Bundan böyle Atatürk Milliyetçiliği ezelden ebede ülkenin daima hedefi, “Yurtta Barış, Cihanda Barış…” desturu olmuştur, olacaktır da.

            Vatanı Türk’ün namusudur. Canını, cananını verir ama toprağını aslaaa..! KURTULUŞ SAVAŞI MUCİZESİ bunun göstergesi değil de nedir? Tarihe sığınarak da “tekerrür mü?” acaba diye düşünmekte istemiyorum.

            Zira birileri toplumumuzun en zayıf ve can alıcı noktalarına çomak sokarak sabrımızı mı zorlamak istiyorlar diye geliyor aklıma. İnsanların kimyasını bozup onları sanal dünyaya hapsetmek noktasından hareketle ülke bütünlüğünü tehlikeye sokmak işlerine mi geliyor diyorum.

            O birileri ki; Türklüğü, Türk sözcüğünü kullanarak veya yasaklayarak Ulusal değerlerimizle alay edip, tarihimizi çarpıtarak anlatan, yazan, çizen kişileri ödüllendirerek bilgi kirliliğini kabus gibi yanımıza başımıza çökertme çabası içindeler belli ki… Bu çerçeveden bakınca maddi-manevi-uhrevi-dünyevi fakirleştiğimizi de görmemek bu ülkeye ihanet değil de nedir…?

            Bir eğitimci, bir anne olarak ülkemi, insanlarımı, dilimi, dinimi, tarihimi, coğrafyamı, bayrağımı, Milli Marşımı ve Atalarımı çok ama pek çok seviyorum.

            Severken de tüm dünya insanlarını MEVLANA sedasıyla kucaklıyorum.

            Diyorum ki;

            TANIMAK

            “Tarihini iyi bil ÖZÜNÜ tanı,

            Coğrafyanı iyi bil DÜZÜNÜ tanı,

            Dilini iyi bil SÖZÜNÜ tanı,

            Akranını iyi bil YÜZÜNÜ tanı…!”

            Tanımazsan eğer bu dört özeli… Eloğludur acımaz hiç ağlatırlar ananı…

            Esen kalın.