Tokat'ta bir pazar sabahı

Hava bulutlu, yağmur yağdı yağacak. Cemrenin havaya, suya, toprağa düştüğü an. Mart ayı kışla baharın çekiştiği aydır. Kış yerini bahara vermemek, baharda yerini almak için (soğuk-ılık) havanın tatlı yarışıdır. Tokat'ta baharı yaşamak ayrıcalıktır. Çamlıbel'den esen rüzgarla, Turhal'dan ve Niksar'dan esen yellerin konağıdır Tokat. Her ne kadar Tokat'ın içinde yaşayanlar anlamasalar da, gurbetten gelenler bu güzelliği çok iyi bilirler.

Sabah dokuzda sokaklar tenha. İşi olanlar, yürüyüş yapanlar, spordan dönenleri görürsünüz. Güneş bulutların arasından bir görünüp kayboluyor. Erik ve badem ağaçları beyaz bayramlıklarını çoktan giymişler. Kiraz, şeftali ağaçları da bugün yarın görücüye çıkarlar. Yeşilırmak toprak renginde akmakta, kola şişeleri ayakkabılar, bidonlar, çalılar, olanca hızıyla Karadeniz'e doğru yolculuk yapıyorlar. Erozyon, verimli toprağımızı göz göre göre götürmekte. Bizler de bu çığlığa sesiz ve sakince bakmaktayız. “Su akar, biz bakarız.'' Giden aslında bizim yaşamımız, umudumuz, ekmeğimiz. Dağlara toprağı tutacak bekçiler koymamışız ki, ağaçlar, ormanlarla kaplı olsaydı bu ırmak yeşil akacaktı. Şimdi feryatlar içinde ki, milyar yıl duran toprakları sular, seller gibi akıp gitmektedir. Giden aslında biz insanların göçleri olsa gerek. Vatan topraktır, topraksız yerde yaşanmaz.

Bulutların arasından birkaç yağmur betonla buluştular. Ayaklarımın dibinde sohbete başladılar. Sanki konuşmalarını duyar gibiyim. (Arkadaşlar ben 1930'lu yıllarda Tokat'tan geçmiştim. Yeşil Irmak havzası, Karşıyaka o zamanlar bomboştu. Sulu sokak, Örtmeli önü, Geyras, Bey bağında evler vardı o zamanlar. Meydan camii taş hanın önü bom boştu. Taşıtlar bu kadar yoktu. Kağnılar, atlar, eşeklerle ulaşım ve yük taşınırdı. Sivri tekke tarlaların arasında tek ve yalnızdı. Hıdırlık köprüsüne kadar sağ ve sol tarlalarla, ağaçlarla donanmıştı. Şimdi o yerleri binalar, evler, yollar kaplamış. Bir yağmur tanesi olarak, toprakla buluşacağımıza betonla buluştuk. Yukardan Tokat'ı seyrettim, iyi bir yapılaşma örneği de sergilememişler. Gezdiğim ülkelerde planlı şehirler, yerleşim yerleri gördüm. Kim bilir buralara ne zaman bir daha gelirim. Bir seksen yıl sonra başka bir görünüm alır herhalde.) Yağmur tanesi diğer yağmur tanesiyle buluşup yolculuğuna yuvarlanarak devam etti.

Öğretmen arkadaşımla Niksar yolu ile üniversite hastanesi arasındaki bir çorbacının kapı önüne konmuş masaya oturduk. Sohbetle birlikte sıcacık çorbamızı yudumlarken keyif alıyorduk. Mart ayının ilk pazarında birer de çay içelim dedik. Kaldırımın kenarına şapkalı, iri yarı kalıplı, orta yaşlı bir adam üç tekerlekli arabasını eğledi. “U” şeklindeki demiri ön tekerleğe geçirdi. Belli ki fren görevini yapıyordu. Arabanın üstünden dört ayaklı ortada büyük bir kasnağı olan, yanında bir ayak pedalı ile hareket ettirdiği bir çark vardı. Lokantadan bıçakları aşçı getirip bileylemek üzere tezgahın üstüne bıraktı. Sol ayağıyla pedalı çevirip, iki eliyle bıçağı tutması, tüm dikkatini işine vermesi beni oldukça etkilemişti. Enerji harcamadan, el emeği göz nuruyla işini yapıyordu. Bileylenen bıçakları parlak bir taşın üstüne yağ sürüp, sağ ve sol yaparak ağzını keskinleştiriyordu. Merak edip yanına gittim. Kolay gelsin dedim. “'Benim çakımı da bileyler misiniz?” dedim. “Hocam hay hay ne demek, senin gibi köyleri gezen bir televizyoncunun çakısını elbette bilerim...” beni tanımıştı. Geçimini sordum, şükürler olsun. Ekmek paramızı çıkartıyorum.” dedi. “Hocam ben bu işi naçar kaldığımdan yapıyorum, birilerine inandım, elimdeki paramı verdim o da beni dolandırdı. Allah büyüktür.” adını sordum; Hasan Çiğdem olduğunu söyledi. Hasan beyle vedalaştık. Beni etkilemişti… emeği ve alın teriyle çalışanlara ne mutlu dedim içimden.

Tokat’ta bir pazar sabahını yaşarken, evlerin, apartmanların çokça yapıldığını gördüm. AVM’lerin bol olduğunu, iş alanlarının kısıtlı oluğunu gördüm. Ana caddedeki kalabalık “'insan seli'' kaldırımda yürümenin zorluğunu yaşadım. Emekli, sakin ve sessiz bir şehir Tokat. Tokat, Türkiye'nin birincisidir. Neden mi? Göç yüzünden. Şu söz sizce de doğru değil mi? “Yağmur yağdığı yerde, toprak oluştuğu yerde, insan doğduğu yerde mutlu olur.” Bizler de doğduğumuz yerde yaşasak iyi olmaz mı?

Baharınız güneşli, çiçekli ve sağlıklı olsun...

 

        13-03-2013  SÜLEYMAN ERKAN...