KADINLAR

Bu yazıyı kadınlar gününde yazabilirdim. Her türlü kadın düşmanının kadın haklarının savunucusu olduğu bir günde onlarla aynı safta görünmek istemediğim için şimdi yazıyorum.

            Televizyonlardan ya da sokaklardan tanıdığımız, kadınlara yalnızca onları tavlarken insan muamelesi yapanların 8 Martta medeni insan taklidi yapması alıştığımız bir şey artık.

Aklımın, vicdanımın, imanımın, insanlığımın, birikimlerimin ve duygularımın süzgecinden geçirerek hayatın, insanlığın yarısını oluşturan kadını anlatmaya çalışacağım.

8-10 sene önce bir makale için dünyadaki kadın gerçeğini araştırırken insanı dehşete düşüren bilgilere ulaşmıştım. Özellikle çok tanrılı veya sapkın inançlı toplumlarda kadının vahşice sömürüldüğünü, katledildiğini görmüştüm. Mesela Hindistan’da “sati” adı verilen bir geleneğe göre erkeği ölen kadın eşiyle birlikte diri diri yakılıyormuş. Yakılmaktan kurtulan kadınlar ise lanetli kabul ediliyor, onlara ev, yiyecek, içecek verilmiyormuş. Şehirlerin dışında ölüm kalım mücadelesi veren kadınlardan yakın zamanlara kadar bahsedilirdi.

Yine Hindistan’da kız çocuklarının boğazına kum doldurtarak bebek katliamı yaptıkları yazıyor kitaplarda.

İngiltere’de 15. Yüzyılda yüz binlerce kadın “içine şeytan kaçtı” diyerek cadı avlarında yakılmış.

İrlanda’da kadına karşı vahşet örnekleri, mide bulandıracak düzeyde.

Çin hükümetleri nüfus patlamasını engellemek için yalnızca bir çocuk yapılmasına izin veriyor. Bu sebepten, Çinli aileler bebeklerinin cinsiyeti belirinceye kadar bekliyorlar ve cinsiyeti belli olan bebekler eğer kız ise kürtaj ile aldırıyorlar. Eğer tek çocuğumuz olacaksa erkek olsun, diye düşünüyorlar ama artık yaşam hakkını kazanan kız bebeklerini daha anne karnında idam ediyorlar.

Afganistan’da burka içerisinde kadına yaşam hakkı verilmiyor.

Hemen yanı başımızda, Güneydoğu Anadolu’da töre diye adlandırılan ama terör içgüdülerinin tatmin edildiği uygulamalarla her yıl onlarca kız ve kadın katlediliyor.

Örnekler o kadar çok ki…

Ama ben başka bir şeylere dikkat çekmek istiyorum. Kadına karşı bu kadar korkunç uygulamalar yapılırken kadın bu uygulamaların neresinde?

Mesela kızını katlettirmek için oğlunun eline tabancayı tutuşturup da “Git bacını öldür, namusumuzu temizle!” diyen de bir kadın değil midir?

Kadın sömürülürken, insan yerine konmayıp da yalnızca bir cinsel meta olarak görülürken kendini yalnızca bir cinsel meta gibi gösteren kadının suçu yok mu? Hani vardır çevremizde. O kadınlar için hayat süslenip püslenip gezmekten ibarettir. Tamam, bakımlı kadınlara saygımız vardır ancak hayatında hiçbir ciddi konuya ilgisi olmayan, aşk romanlarının dışında ciddi bir tarih, siyaset, felsefe kitabı okumayan; televizyonlarda yalnızca belli başlı programları izleyen ve zekâ geliştiren, bilgi veren hiçbir programa bakmayan kadın da kendi akıbetini kendisi hazırlamaktadır.

            Kadına karşı insanlık dışı muameleler yapan erkekleri de kadınlar yetiştiriyor. Hatta zaman zaman duyarız, erkek anneleri gelinlerini dövmesi için oğlunu sürekli kışkırtırlar.

             Beni en çok şaşırtan şeylerden biri de kadını sosyal hayatın gerisine itecek uygulamaların en ateşli savunucularının kadınlar arasından çıkıyor olması. 

            …

            Yine geçtiğimiz yıllarda büyük kanalların birinde yayınlanan bir anket vardı. Muhabir kadınlara soruyor: Kadınlara seçilme hakkı verilecekmiş, bu konuda ne düşünüyorsunuz, diye.

 Kadınlar “Çok iyi olur, geç kalmış bir uygulama, bakın Avrupa yıllar önce bu hakları verdi…” gibi süslü cümleler kuruyorlar. Bilmiyorlar ki bu hak dünyada ilk kez kendilerine verildi.

            Çünkü kadın bu hakkını hiç kullanmadı. Ben bilmem eşim bilir, diyerek kendi zekâsına ve iradesine ihanet etti. Bu hakkın 80 yıldır kendisinde olduğunun bilincinde değil.

            Bu yalnızca kadınlar için geçerli değildir, bilinçsiz olan her insan sömürülür. Kendi hayatını, iradesini, düşünme kabiliyetini başkalarına teslim eden her insan zulme uğrar. Çünkü zalimler; korkaklar ve bilinçsiz cahillerin çok olduğu yerlerde palazlanırlar.

            Kadına karşı şiddet ülkemizde utanılacak düzeylerdedir. Bunun en büyük sebebi yine kadınlardır. Ülkemizde kadının okumasına, aydınlamasına uygun şartlar yeterince mevcuttur. Şimdi kadınlara düşen bu şartları en iyi şekilde değerlendirip kendilerini geliştirmektir.

Kadın aydınlanırsa nesiller kurtulacaktır. İslam asla kadının gelişimine engel değildir. Eğer engel olanlar varsa biliniz ki onlarınki İslam değil, başka bir dindir.

Kadınların bilinçlenmesi, aydınlanması; dünya ve ülke gerçekleriyle ilgili fikir sahibi olmaları erkeklerin aydınlanmasından çok daha önemlidir. Çünkü nesillerin temel karakterlerinin oluşmasında annenin etkisi, okulların etkisinden daha fazladır. Bu açıdan bakılınca kadını eğitmek erkek – kadın herkesin ortak amacı olmalıdır.