ÇANAKKALE DESTANI

-18 Mart Çanakkale Zaferinin 98. Yıldönümü Anısına-

 

            Hamdi ERTÜRK

            Makine Mühendisi

 

            Bugün Çanakkale Zaferinin 98. Yıldönümünü kutluyoruz. Çanakkale Savaşı, bir dizi yenilgi ve başarısızlıklardan sonra gelen büyük bir zaferdir. Kendisinden her bakımdan üstün düşmana karşı Osmanlı Devleti’nin son kalesi İstanbul’un ele geçmemesi için canını dişe takarak yaptığı, âdeta küllerinden yeniden doğan bir Anka kuşu gibi var olduğu bir zaferdir. Bu zaferi, ülkenin okumuş gençlerini feda ederek kazandık. Bunun eksikliğini de Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok hissettik…

            300 m2’lik bir tepe için 2 gece savaşıldı… Orada m2’ye 50 ölü düşüyordu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden gelen 130 son sınıf öğrencisi gönüllünün hepsi o tepede şehit oldu… O sene tıbbiyeden mezun verilemedi…

            Çanakkale, bizim her yönüyle iyi anlamamız gereken bir muharebeler dizisidir. Geçmişini bilmeyen, kendine güvenmeyen, geleceğini sağlıklı kuramaz. Her ümitsiz olduğumuz konuda, yılgın olduğumuz zamanda dönüp geriye baktığımızda ders alacağımız örneklerden biri Çanakkale…

            Çanakkale Savaşı gerçek mânâda bir destandır. Bu destanın bir tarafından yokluklar içinde çırpınan bir Osmanlı Devleti, diğer tarafında ise bütün teknik imkanlara sahip İtilaf devletleri vardı.

            Bizler savaşta dahi düşmanına dürüst davranmış, merhamet göstermiş, kendi cenaze namazlarını kendi kılmış, tüfek kabzalarında teyemmüm etmiş askerlerin torunlarıyız. “Ben size ölmeyi emrediyorum!” diyerek vatan için ne kadar kararlı olan 19. Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’in bu emrini yerine getirmek için gözünü bile kırpmadan ölüme koşanların torunlarıyız. Atalarımız, gazilerimiz ve şehitlerimiz görevlerini hakkıyla yaptılar. Sıra şimdi, onların toprak olmasıyla, hayatını hür bir şekilde yaşayan bizlerde…

            Çanakkale Destanı Gerçek Efsanelerin Öyküsü’dür. Çanakkale Zaferi’ni asil Türk Gençlerine anlatmak, gazilerimizin ve şehitlerimizin hatıralarını her dem taze tutmak, gelecek nesillere tanıtmak amacıyla yüzlerce çiçek bahçesinden toplanan bir çiçek buketi gibidir.

            Çanakkale Müdafaası; bir hayat müdafaasıdır. Bu müdafaanın sonunda ya kanlı bir ölüm yahut şerefli bir yaşamak vardı. Yaşamak ise ancak bu müdafaayı kazanmakla mümkün olacaktı. Türkler, Çanakkale’yi yaşamak için müdafaa etmişlerdir.

            Çanakkale Müdafaası; vücudun fen’ne mukabelesidir. Karadan, denizden, havadan fennin her türlü vasıtalarıyla hücum eden düşmana karşı Türkler göğüsleriyle mukabele etmişlerdir. Fenne karşı fen, bu savaşın en az tatbik edilmiş düsturudur.

            Bir metre kareye 6000 merminin düştüğü savaşta, Türk askerleri her şeye rağmen galip çıkıyor, olamayacağı olur hale getiriyorlar. En son teknolojiye ve donanıma meydan okuyarak inancın galip geldiğinin ispatını yapıyorlar. Üstelik karşılarına tek bir düşman değil, müttefik güçler, yetmiş iki millet var.

            Çanakkale Müdafaası; İstanbul’un müdafaasıdır. Payitahtın kapısını müdafaa eden Türkler, dayandıkları ve öldükleri nispette ruhlarındaki vatan aşkının, vatan sevgisinin büyüklüğünü hissettiler. Bu müdafaada kazandığımız mâneviyat, azim ve ruh çok büyüktür. Bu müdafaadan aldığımız haysiyet, şeref ve itibar ile daha da canlandık.

            Çanakkale Müdafaası; milli hayatımız için bir kaynaşmadır. Bu müdafaada halk ile gençler bütünleşmiş, anlaşmış ve bir olmuştur.

            1915 Çanakkale, Türkiye Cumhuriyeti’nin önsözüdür. Çanakkale Zaferi, Allah’tan başka hiç bir şeyden korkmayan vatan aşıklarının milletimize hediyesidir! Çanakkale ruhu en büyük ortak paydamız. Asgari müştereklerde birleşemezsek asgari parçalara bölünmeye mahkumuz.

            Düşmanlar Çanakkale’ye neden geldiler? Neden mi? Kıymetini bilmediğimiz aziz vatanımızın ne kadar kıymetli olduğunu bildikleri için geldiler. Savaşta iki amansız düşman: Açlık ve ayakkabısızlıktı. Askerlerimiz bir zeytini üç lokmada yediler.

İNSANI TİTRETEN TOPRAKLAR

            Çanakkale Destanı’nı okuyan değerli okurlarım ve gençler, şimdi o topraklara gitme zamanıdır. Büyük bir destanın satırlarını okuyup övünçle, gururla nefes alırken, bir de o toprakların havasını solumalısınız…

            O topraklarda biten gelincikler hâlâ 1915’in kanayan yaraları gibi bu kutsal toprakların bağrına damla damla açılmışlardır. Barışın sembolü olan zeytin ağaçları altında 1915’te kana bulanan derelerin, sahilden elli metre açığa dek kırmızı olan denizin, hallaç pamuğu gibi göklere savrulan tepelerin, o dünyevi cehennemin bu zeytinlik yerlerde geçtiğine inanasınız gelmez. Ama size o günleri hatırlatacak o kadar çok şey vardır ki orada…

            Tabyalar, siperler, toplar, en önemlisi şehitlerimizin mezarları…

            İnsanı titreten topraklar dedim ya, gönül ve kalp gözüyle oraya gittiğinizde, bir başka diyara geldiğinizi, anlayacaksınız. Denizin firuze dalgalarının bir başka şekilde sahile başını vurduğunu, “ben de şehitlerle birlikte yatayım” der gibi bıkmadan usanmadan başını kayalara yasladığını göreceksiniz… Rüzgarın ötelerden bir başka estiğini hissedecek, o güzel vatan toprağının kokusunu alacaksınız. Kekik kokusu karışmış toprakları koklamaya doyamayacaksınız. Sonra toprağın bayram koktuğunu hissedeceksiniz…

            Bu bayrak için nice yıldızların toprağa düştüğünü hatırlayacaksınız. Siz de onlar gibi selama duracaksınız… İşte o zaman için için titreyeceksiniz. Demiştim ama değil mi, insanı titreten topraklardasınız diye… Sonra 276 kiloluk mermiyi kaldıran Seyit Onbaşı’ya hayran hayran bakacaksınız. Topçu neferi, Koca Seyid: Bu mermi kas gücüyle değil, ancak inanmış bir yürekle kaldırılabilirdi. Seddülbahir’deki çarpışmada tüfeği bozulunca öfkeden deliye dönen Mehmet Çavuş’un düşmana taşla, kürekle saldırışını, gözlerinizin önüne getireceksiniz. Onun bu cesaretinden dolayı titreyeceksiniz… Ertuğrul Tabyası’nda küçük bir destan yazan Ezineli Yahya Çavuş’un takımıyla tam 12 saat 2500 düşman askerine karşı koyarken, sadece sabah bombardımanında siperlerine atılan 4650 adet top mermisinin sayısından ürküp yine titreyeceksiniz…

            Onlar (şehitler) bizlerin özgürlüğünü, bizlerin geleceğini düşündüler. Bazen umutsuzluğa düştüğümüzde, onların boşuna ölmediklerini anlamalıyız.

            Bizler, vatanı için, milleti için, namusu için canını ortaya koyan şehitleri iyi tanımalıyız, ki geleceğimizi görelim, hedeflerimizi bilelim.

            Çanakkale !... Bir damla kan olmalı yüreğimizin bir köşesinde asılı duran…

            Çanakkale’deki savaş bölgesi, gençlerimizin şok olması için yeter de artar bile. Burası insanlığın savaşı yendiği yer!...

            Anafartalar Kahramanları! Sizi andıkça, anladıkça, anlattıkça bu topraklara layık olacağız…

            Gözlerimizde yaşlar, gönlünüzde minnettarlık, dudaklarınızda dualarla oraya koşacaksınız… Seyit Onbaşı’nın o terli alnından, Yahya Çavuş’un süngü tutan ellerinden öpeceksiniz… Hatta bu toprakları da öpmek isteyeceksiniz ama toprakların titrediğini hissedecek siz de titreyeceksiniz. Değerli okurlarım; ağaçların, çiçeklerin, denizin, toprakların titrediği topraklardasınız…

            Biliyorum sonra kendinize söz vereceksiniz “Ben onlara layık olacağım” diye… İşte ben de bunu duymak istemiştim. Öyleyse; insanı titreten topraklara hoş geldiniz…

            Açıldı gökyüzü,

            Seyre daldı melekler

            Uçarcasına gitti Mehmetler

            57. Alay’ın günü bugün.

            Yemin ettiler Allah’a…

            Mahşerde olacak düğün.

            Asırlarca! Tek yürek… Tek bilek… Tek dua…

            Bu vatan, bu ezan, bu bayrak bizim!

            Dönmeyi düşünmediler,

            Bir kızıl kıyametti o gün her yanda feryad,

            Gülle, bomba yağıyordu dört bir yana mütad;

            Yoktu gamdan, korkudan kimsede eser,

            Süslüyordu hülyaları hep bir şanlı zafer.

            Çanakkale Destanı için yazmış olduğum şiirimi aşağıda takdim ediyorum…

            Hoşça kalınız…

           

                        ÇANAKKALE DESTANI

            -Çanakkale Zaferinin 98. Yıldönümü anısına-

 

            Allahü Ekber sesleri çınlattı,

            Hiç durmadan dağları, ovaları,

            Gülümseyerek ölüme koştular.

            Seve seve akıttılar kanları.

 

            Denizden, havadan ve  de karadan,

            Saldırdılar acımasız düşmanlar,

            Sağnak gibi yağıyor şarapneller,

            El bombaları, mermiler ve kurşunlar.

 

            İkiyüz yetmiş altı kilo mermiyi,

            Seyit Onbaşı aldı namluya sürdü,

            Çanakkale’de yer ve gök inledi,

            Ağaçlar, toprak ve deniz titredi.

 

            Kurmay Yarbay Mustafa Kemal orada,

            Savaşı yönetiyor Conk Bayırı’nda,

            Anafartalar’da destanlar yazıyor,

            Mahvetti düşmanları Arıburnu’nda.

 

            Yüzbaşı Hakkı bey komutasındaki,

            Nusrat Mayın Gemisi mayın döküyor,

            Ezineli Yahya Çavuş elinde süngü,

            Bigalı Mehmet Çavuş işte geliyor.

 

            Gönüllü gençler cepheye ulaştılar,

            Ballar balını yapmaya koştular,

            Gece gündüz durmadan savaşarak,

            Namus ve şerefimizi korudular.

 

            Kahraman Mehmetçik dağları aştı,

            Aç kaldı, çarığı kendine aş yaptı,

            Susadı, içti çamurlu suları,

            Göğsünü siper etti ve hiç yılmadı.

 

            Koca çimen, Seddülbahir, işte Kumkale,

            Alçıtepe, Zığındere ve İntepe,

            Ertuğrul Koyu, manşeri Gelibolu,

            Şehitkale, Destankale, Sonkale.

 

            Kitre, Ağıldere ve Kerevizdere,

            Bombasırtı, Kanlısırt ve Kireçtepe,

            Kayacık Ağılı Muharebeleri,

            Karşıda doksanüç Rakımlı Tepe.

 

            Düşman gemisine attılar son mermiyi,

            Bacasından girdi ve batırdı gemiyi,

            Çanakkale Boğazı düşmana oldu mezar,

            İşte burası Çanakkale mahşeri,

 

            Dünyanın en güçlü donanmalarını,

            Çanakkale Boğazında denize gömdün,

            Ecel şerbetini seve seve içerek,

            Düşmanlarla arslanlar gibi döğüştün,.

 

            Vatan aşkı, cesaret ve iman sende,

            Vücudunla mukabele ettin fen’ne,

            Kum gibi kaynıyor, tufan gibi mahşer,

            Bir vahşet yaşanıyor Çanakkale.

 

            Cephelerde “önce vatan” dediler;

            Cihan’a unutulmaz dersler verdiler,

            Ve “Çanakkale Geçilmez” diyerek,

            O “Yenilmez Armada”yı yendiler.

 

            Cihan hayran, azmine imân-ına,

            Canını fedâ ettin vatan uğruna,

            İkiyüz elliüç bin şehit yatıyor,

            Kutsal toprağımın sıcak koynunda.

 

            Gözlerini kırpmadan ölüme koştular,

            Kahramanlar savaşta tarih yazdılar.

            Ve lavlar püsküren volkan olsa da,

            Vatanları uğruna şehit oldular.

 

            Şehit ve gazilere çok minnettarız,

            Onlara rahmetle hep duacıyız,

            Şükran duygularımız hiç eksilmiyor,

            Şehitleri saygıyla selamlıyoruz.

 

            18 Mart 2013 Tokat

            Hamdi ERTÜRK