Yaşanan şov ilk değil ve son da olmayacak gibi!

13 Mart Çarşamba günü yaşadığımız o utanç tablosu ilk değil ve son da olmayacaktır. Bizim yöneticilerimizde bu akıl tutulması olduğu müddetçe bu gibi olayları çok yaşayacağa benzeriz.

Temmuz 1996’da PKK tarafından kaçırılan 8 askerin 1 ay sonra şovla teslim edilmesini yaşadı Türkiye…17 yıl sonra yine aynı oyun…

2011’de 34 PKK’lı Habur’da Devlet töreni ile karşılanmıştı. Habur’a mahkeme kurulmuş güya PKK’lılar yargılanıyordu. Cumhuriyet Savcısı PKK’lıya soruyordu: “pişman mısınız?”, “ Hayır, pişman değilim. Biz önder Apo’nun talimatları doğrultusunda geldik.” Savcı, “hayır pişmansınız!”, terörist; “hayır pişman değilim.” diyor. Rezalet böyle devam ediyordu.

Yeni bir senaryo yazılıyordu. Daha dikkat edilmeliydi. En ufak bir hatanın olmaması gerekiyordu. Ama PKK böyle bir fırsatı kaçırır mıydı? Onu şova dönüştürecekti. Güçlü olduğunu göstermeliydi. Ama mevcut siyasi iktidar şov yapılmasından çok korkuyordu. Önder Apo’dan alınan talimatlar bilerek BDP tarafından basına sızdırılmıştı. Siyasiler paniklemiş ve ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Sıkışmışlar, birbirlerini suçluyorlardı.

İki yıl önce PKK tarafından kaçırılanların bir kısmı serbest bırakılmış ve bunlardan; kaymakam adayı, astsubay, uzman çavuş, devlet memuru ve erler kalmıştı. Apo ile hükümet arasında yapılan mutabakata göre bunların teslim edilmesi gerekiyordu. Mücadele yerine müzakereyi tercih eden hükümetin İmralı ile pazarlıktan sonra gelinen noktada Türkiye’den Kuzey Irak’ta bulunan Amediye kampına giden 6 kişilik heyette:

BDP milletvekilleri ile; Eski AKP milletvekili Mazlum-Der Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal da vardı. Öcalan’ın verdiği talimatla örgüt kamplarının bulunduğu Kuzey Irak’ın Amediye bölgesinde Türkiye’den gelen heyete teslim edildi.

Tek sıra halinde dizilmiş vatan evlatlarımız. Arkada PKK paçavraları, silahlı teröristler nöbet tutar vaziyeti almışlardı. Onların önünde Amediye emniyet amiri ve Amerikan rambolarına benzeyen peşmerge askerleri. Ortada uzun bir masa vardı. Masanın arkasında rehineleri almayan giden heyet ve masanın etrafına oturmuş terörist yöneticileri vardı. Sırasıyla pazarlık masasında; 2009’da Reşadiye’de 7 askerimizi şehit ettiren terörist başlarından Süleyman Şahin, BDP milletvekili Adil Kurt ile Hüsamettin Zendiroğlu ve bir terörist peşmerge vardı. İlk konuşmayı PKK’lı hain ve sonra BDP milletvekili Adil Kurt yapar.

Bir avuç hain koskoca devlete karşı şov yaptı. Çok gazete bu görüntüleri vermedi. Kandile Türk Bayrağı dikemeyen devlet, bir kez daha acz içerisine düşürüldü. Tarih bunu sayfalarına kaydedecek ve affetmeyecektir.

Reşadiye’de 7 askerin şehit düştüğü saldırı emrini veren terörist, 8 rehineye tek tek imzalattırarak onları “Makbuz” karşılığında teslim etti. Serbest kalan askerler, yola çıkarken yanlarına gelen terörist Süleyman Şahin, “Geçmiş olsun, bitti bu iş” diyerek elini uzattı. Ancak rehineler teröristin elini sıkmadı. Elleri havada kalan PKK’lı terörist, kaymakam adayının omzuna dokunup “Gözünüz aydın” diyebildi.

Türk tarihinde böyle utanç verici bir olay yaşanmamıştır. Plevne’de Ruslara esir düşen Gazi Osman Paşa büyük bir törenle karşılanmış ve önceden alınan kılıcı kendisine iade edilmiştir. Kafkas kartalı Şeyh Şamil de öyledir. Eğilmemişler ve dik duruş sergilemişlerdir.

Bu rezaleti yaşatanlar utansın. Kahraman Uzman çavuş Zihni Koç’un o dik duruşu vardı ki; namerdin kalbine bir ok fırlatmasından daha etkiliydi. Öyle bir bakışı vardı ki: “Seninle bir gün yine karşılaşacağız” demek istiyordu. Yüreğimize su serpti.

Uzman çavuşun, kan ve irin kokan eli sıkmaması bir teselli oldu bizim için… O mikroplu elleri sıkmak için Meclis’te ve onlara destek veren yandaşlara inat, şehit ve gazilerin ve büyük Türk milletinin şerefine sahip çıktı!

Servet Avcı’nın dediği gibi, “O jest birilerini mest etse de o bakışlar, rest’i gösterdi… Hiçbir şartta duruşunu bozmayanlara ve vatanı Anadolu’ya yabancı idraklerden “Türkiye” patenti aldıran ve bunu yüzlerce yıldır koruyan ruha selâm olsun…”