Tokat'tan Reşadiye'ye

 

Tokat'a gelip de gezenler için; “Dokuzyüz Adımda, Dokuzyüz yıllık eseri bulursunuz.” diyor Kültür Müdürlüğümüz. Hiç bir ilde bu kadar eseri bir arada bulmak, görmek pek nadir değildir. Bir de Tokat'ın ilçelerini düşününüz. Oradaki tarihi kültürel dokuyu düşününüz. Nasıl bir tarihi cevherin içinde yaşadığımızı anlarız. Doğa güzelliği, yaylaları, gölleri, kaplıcalarını da düşünecek olursak, gel de yaşama bu cennet topraklarda. Kaplıca denince sağlık, eğlence, spor gelir insanın aklına. Kaplıcaya gitmeye karar verdim. Tokat'ın iki kaplıcası vardır. Sulusaray, Reşadiye kaplıcaları. İki kaplıcanın da suları bir birlerinden güzel ve şifalı olduğunu söylediler. Her iki kaplıcanın da Tokat'a uzaklığı yaklaşık olarak doksan kilometre olması. Sulusaray'da tadilat ve tamir işleri olduğunu söylediler. Yönümüzü Reşadiye kaplıcasına çevirdik.

Çekenli’deki ilçeler arası çalışan minibüslere binip Reşadiye’ye doğru yola koyulduk. Gümenek’i geçtikten sonra yollar eğrilip, bükülmeye başladı. Daralan yolların yılların yorgunluğunu görmemiz mümkün. Her ne kadar onarım ve bakım yapsalar da eski yola yeni bakım, bir değişiklik yok. Bu yollarda yavaş ve dikkat etmemiz gerekir. Dikkat edilmezse nice felaketlerin, olayların yaşandığını biliyoruz. Adına trafik kazaları diyor, olaylar arşive, araçlar hurdalığa, yaralılar hastaneye, ölenlere Allah rahmet etsin diyerek mezarlığa defnediyoruz.  Gökdere’nin içinden, Ormanbeyli köyünü sağına, Yağmurlu kasabasını soluna alarak Mercimek düzüne çıkarsınız. Buradan Niksar tüm heybetiyle karşındadır. Niksar'ın başında Çamiçi’ni görmeniz mümkündür. Sanki baş tacı gibi. Taşıtın sol tarafındaysanız kendinizi uçakta gidiyor hissine kapılırsınız. Dönekse'ye doğru aşağı inerken başınız dönse de aşağıya inersiniz. Üç yol kavşağı… sola giden yol Erbaa'ya, karşıya giden yol Niksar'a, sağ tarafınız Reşadiye'ye gidersiniz. Yol düzgün, asfalt harika, araba yağ üstünde kayar gibi gidiyor. Bu yolun adına D-100 diyorlar. Erzincan, Erzurum, Kars, Ağrı, İran yoludur. Yoldan yedi sekiz kilometre gidersiniz Köklüce Barajı sağdan olanca hızıyla akıp durur. Almus barajından çıkan sular, bir süre yol aldıktan sonra Köklüce Barajı’na takılır. Buradan akan su Almus Barajı’ndan üç buçuk kat fazla elektrik üreterek, bir kısım suları tarımda sulamada, diğeri de Kelkit çayına katılıyor. Köklüceyle kardeş gibi olan bir köyden bahsetmeden geçemeyeceğim. Yıllar önce bu köyde Tv çekimleri yapmıştım. Korulu köyü Tokat'ta örnek köy desek abartmış olmayız. Çekim sırasında G.O.P.Üniversitesinden bir akademisyen arkadaşımızla beraberdik. Bir bahçeyi seçtik, düzenli dikilmiş, budanmış bakım ve onarımı düzgün. Anlatımlar yapılırken yanımıza orta yaşlı bir vatandaş geldi. Selamlaştık, bahçenin sahibi olduğunu söyledi. Kendisiyle röportaj yaparken G.O.P Üniversitesi mezunu olduğunu, bu köyde tarımla uğraştığını anlattı. Tarımın yanı sıra hayvancılıkla da uğraştığını anlattı. Evi ve ahırı yakındı. Ahırına girdiğimizde modern bir düzenekle karşılaştık. Geçinip geçinmediğini sorduğumuzda, rahat geçindiğini, memurun iki üç kat maaşından fazla aldığını ifade etti. Evleri düzenli, bahçe içinde betonarme veya dubleks yapılar. O zamanlar kapalı alanda sigara içme yasağı yoktu. Sigara içenler kahvenin dışına çıkıp sigaralarını içiyorlardı. Bir öğretmenimiz bir iki tarlasına gül dikmiş, gül yağı üretimi yapıyordu. Bu köyden Niksar adliyesine hiç bir olay gitmemiş. Giden davalar da son zamanlarda ufak davalarmış. Çevre köy komşularıyla kavga veya davalık hiç bir olayları olmamış. Her zaman barış kardeşlik ve uysallık içinde yaşamışlar. Var olan davalarını da konuşma ve diyalog yoluyla çözmüşler. Toplu arazi çalışması bu köyde yapılmış. Her tarlanın başında su kanalı, yolu mevcut, ağaçların gölgeleme olayı yok. Buraları kayda aldık, Tv’de de yayınlamıştık. Örnek köye fazla takılmadan Kelkit sağ yanımızda akarken sol yanımızda yeşil bitki örtüsünü seyrederek yolumuza devam diyoruz.

Kelkit çayının içine bir baraj oturtmuşlar. Yirmilik gelinin boynuna gerdanlık gibi süslemiş. Su akarken elektrik de üretmeyi ihmal etmiyor. Sol yanımızdaki dağların yüzünü tıraşlamışlar, kayalık bembeyaz ortaya çıkmış. Yeşil örtünün altında kayalık nasıl da sırıtıyor. (HES) Hidro Elektrik Santrali projesi yapımı bitmiş, elektrik üretimine de başlamış. Belki yıllar sonra tekrar buralar yeşillenir, yaraları sarılmış olur.

Reşadiye kaplıca otelleri tepeye hakim, manzaralı yere oturtmuşlar. D-100 yolunu karşı dağın manzarasını ve Reşadiye’yi görmek mümkün. Burada cam kokusu insanı rahatlatır. Kelkit çayına akan her pınarın gözeleri ayrı bir şifa, her yudumu ayrı bir lezzet, tat mevcut. Esen yeli, akan suyu bir de kaplıcası yok mu? Tatil burada başkadır. Çıkarsın pazarına çarşısına, insanları doğal, samimi, sıcak. Konuşmaları hep yöreye özgü. “Varsın olsun yokluk, burada yaşamak var ya hani...” dercesine mutlu huzurlu insanlar.

Çarşıda tıraş olmak için bir berbere girdim. Hoş beşten sonra berber; “saç mı? sakal mı?” dedi. Sakal tıraş olacağım dedim. Reşadiye'den konuşurken türkülerden bahsettik. Berber kör müdürün hikayesini anlatayım abi dedi. Anlat dedim, başladı anlatmaya. “Reşadiye'ye bağlı Büşürümün köylerinin birinde çok güzel zurna çalan Çakır usta varmış. Ramazan davulu çalmak için  Bereketli kasabasına gider. O zamanlar Bereketli nahiyeymiş. Nahiye müdürü kilolu, kalın mercekli gözlük kullanıyormuş. Halk arasında lakabına ’kör müdür’ derlermiş. Çakır usta davul çalarak ramazanı yarılamış. Çakır usta nahiyede bir kadına aşık olmuş. İlişkileri devam ederken kulaktan kulağa duyulmuş. Müdür bu olayı duyunca Çakır ustaya  çalışmasına izin vermez. Emeğini alın terini onca zamanını bir anda kaybeder. Güvendiği fitreler ve diğer armağanlarla birlikte, ilişki kurduğu kadından da olur. Bunun üzerine şöyle bir türkü söyler.''

“Müdür beyin uzun kürkü. / Yeni çıktı bu türkü. / Ne kızıyon kör müdür. / Söylenecek bu türkü de yanıyom ben.

Yanma da güzelim yanıyom ben. / Mendil salla geliyom ben. / Bir yosmanın uğruna da, / Verem de oldum ölüyom ben.

Amasya evrileceksin. / Evrilip çevrileceksin. / Şişman karınlı müdür. / Kökünden devrileceksin de yanıyom ben.

Çakır zurnayı vurdu. / Duyanlar ayağa durdu. / Şişman karınlı müdür, / Fitre sana mı kaldı da yanıyom ben

Aşma kırandan aşma / Ben seni tanıyorum. / Her kırandan aşanı / Hep seni sanıyorum da yanıyom ben.

Şu çakırın zurnası, / Zahurlukta ötüyor. / Bereketlide kör müdür. / Yeni kanun tutuyor da yanıyom ben.

Deli şükrü, burçak tarlası derken tıraş bitmiş, iyi bir söyleşi olmuştu.

Reşadiye Sivas il sınırı ile, Ordu il sınırına komşu bir ilçemizdir. Yaylaları, gölleri, mesire yerlerini saymakla bitiremeyiz. Reşadiye'ye Ağustos'ta gelirseniz Kış havasını yaşarsınız. Etine otuna, insanının sohbetine, yaylalarının bir yudum suyuna  doyamazsınız. Reşadiye’de madenler de  boldur. Kilini dünyada bilmeyen yoktur. Sanayinin bir çok alanında kullanılan kil, ekonomiye büyük bir katkıda bulunuyor.

Tavsiyem, Reşadiye’ye bir kaç günlüğüne gelmeyin. On beş günden az zaman ayırmayın bu güzel yurt köşesine, tadına doyamazsınız. Gurbetçiler yurt içinden, yurt dışından akın akın doldurur ilçeyi, beldelerini. Eğlenceler her beldede peşi peşine bir birini takip eder. Yorulup ter atmak için kendini sıcacık kaplıcada bulursunuz. Kaplıca suyu 45-48 derecedeki suyun keyfini çıkarırsınız. Suyun özelliklerini de şöyle anlatırlar: (Kronik bel ağrıları, eklem hastalıkları, miyozit, tendinit, tranva fibromiyalji gibi yumuşak doku hastalıklarının tedavisinde, beyin ve sinir gibi uzun süreli hareketsiz kalma durumlarında, mobilizyon çalışmalarında nörolojik rahatsızlıklarda, stres bozukluklarında, cilt ve kadın hastalıklarında...) ve diğer hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir. Sağlıklı  olsanız da iyi bir eğlence ve dinlenme yeridir Reşadiye...

 

SÜLEYMAN ERKAN  20-03-2013