Apo’nun Papa’ya Yazdığı Gizlenen Mektubu!

1970’li yıllarda Türkiye’de Marksist ve Leninist sol örgütler hayli çoktu. Bunlardan biri de PKK idi. Amacı Türkiye’deki mevcut yapıyı yıkmak onun yerine Marksist ve Leninist temele dayanan bir Kürdistan devletini silahlı mücadele yoluyla kurmayı hedefleyen örgüte (Kürdistan İşçi Partisi) açılımlı PKK adı verildi. Genel sekreterliğine de Abdullah Öcalan (APO) getirildi.

İmralı’da PKK’lılar Müslümanların namazları ile dalga geçiyorlar. Birisi imam olmuş diğer ikisi cemaat… Türkü söyleyerek, sağa sola bakarak birbirlerini iterek namaz kılıyorlar. PKK’lıların çoğu sünnetsiz Ermeni, Suriyeli ve Hıristiyan milletlerden oluşmuş bir sol örgüt... APO’nun da hangi dine sahip olduğu belirsizdir. Oysa bizim medya ve siyasilerimizin bazıları onun öğrencilik yıllarında namaz kıldığını, mütedeyyin bir insan olduğunu söylerler. Ama bazı gerçekler hiç de öyle olmadığını gösteriyor.

Hasan Demir, Mercek adlı köşesinde APO’nun İtalya’da iken Papa’ya yazdığı mektubu köşesine taşımış. İşte APO’nun mektubu:

Tarihi ve İtalyan halkının kültürel kişiliği ve Roma kentinin kutsallığı, Avrupa’nın kapısı durumunda olması, benim büyük zulüm dünyasından San Petro tarzı bir hareketle buraya kadar, Roma’ya, Vatikan’a kadar ulaşmama yol açtı.” Giriş cümlesi ile başlayan mektubunda Öcalan döktürüyor da döktürüyordu:

“Şunu hemen belirteyim ki; Orta Doğu’dayken Halep Metropolü ile çok değerli ilişkiye sahiptim. Bu kanaldan katınıza saygılarımı sunmuştum.”

E ..! Öcalan bu, birileri, eskiden abdestinde, namazındaydı diye satışa sunsalar da Suriye müftüsü ile değil, elbette Metropolle “çok değerli” ilişkiye sahip olacaktı.

İslâm’ın temel amaçları tam bilinmediğinden yahut bilse bile İslâm’a inanmadığından emin olduğumuz Öcalan’ın temel amacı “tefrik”, İslâm’ın temel amacı “tevhit”dir. Öcalan’ın bildiği meğer Hıristiyanlığın temel amaçları imiş. Bunu da kendisi söylüyor, Papa’ya yazdığı o mektupta. Ben eşitliğin, barışın, hümanizmin, hıristiyanlığın temel amaçlarından olduğunu biliyor ve inanıyorum. Taşıdığım sosyalizm inancı bundan uzaklaştırmıyor, daha da yakınlaştırıyor. Şahsınızda, dinimize saygımı belirtmeyi, inancımın ve mücadelemin bir gereği sayarım.”

Bu satırlardan sonra Öcalan başlıyor Türklere ve hatta Kürtlere hakaret etmeye:

Biliyorsunuz ki Hıristiyanlık azizleri Orta Doğu kökenliydiler ve ilk kutsal kiliseleri de burada kurmuşlardı. Bu dönemin ilk Hıristiyan halkları da Asuri ve Ermenilerdi. Kısmen Kürtler de bu dönemin ilk Hıristiyan halklarındandır. Doğduğum köyde ve ilkokulu okuduğum köyde bu kiliselerin kalıntıları duruyordu. Birisini camii yapmışlardı. Buna sevinmemiş, bu büyük uygarlık neden bu hale geldi diye o çocuk halimle üzülmüştüm.”

Eskiden namaz kıldığı söylenen Öcalan meğer camiden rahatsızmış. Kürtlerin Müslüman olmasından rahatsızmış. Her satırı bir cehalet, bu ayrı bir “yalakalık” örneğidir. Yalakalık örneği çünkü: ilkokul öğrencisi Öcalan “bu büyük uygarlık neden bu hale gelmiş diye çok üzülmüş” müş. O uygarlığın büyük olduğunu hangi kitaplardan hangi üniversite hocalarından öğrenmiş acaba?

Neyse, Öcalan’ın Papa’ya yazdığı satırları okumaya devam edelim.

“Şunu demek istiyorum. Ben dinsiz değil, tüm dinlere ve tek tanrılı dinlere özellikle saflık dönemlerine büyük saygı duyuyor, kendi eylemimi bu büyük insanlık aksiyonlarının devamı olarak görüyor, bunu her zaman söylemekten çekinmiyorum.”

Yani diyor, ben peygamberler gibiyim. Azizler gibiyim. Zaten cümlenin sonunda başkalarının da kendisini öyle gördüğünü kendi kalemi ile itiraf ediyor.

“Herkes bizim peygamberler tarzında olduğumuzu söyler ve halklarımızda buna tanıktır.”

Acaba “ herkes” dediği kimler? Bunlar muhtemelen SSCB dağıldıktan sonra Türk devletleri ile irtibatının kesilmesi için ona PKK’yı kurduran ABD, İsrail, Vatikan ve Avrupa kütüğüne kayıtlı ASALA kurmayları olmalı…“ Halkı da buna tanık”mış. İsterse olmasın, Firavun gibiydin, bırak peygamberliği, tanrılığını sorgulayanın bile kellesini koparmaktan çekinmiyordun ki!

Neyse…

Uçakta gözleri bağlı Türkiye’ye doğru yola çıktığı gün, “Benim, anam da Türk, hizmetinize âmâdeyim” diye kıvranan Öcalan, Papa’ya mektubunda, Türkler için bakın neler karalamış:

“Fakat Türk barbarizmi tarihte biliyorsunuz hem Batı hem Doğu imparatorluğunu yıkarak, büyük bir Hıristiyan düşmanlığını Anadolu’da, tüm Orta Doğu hatta Balkanlarda geliştirdi…”

Mektubun sonlarına doğru Öcalan, Papa’ya, Türklerin o toprakların asil sahipleri olan Kürtleri, Ermenileri, Süryanileri soykırıma tabi tuttuğundan, onları tasfiye ve imha ettiğinden dert yanar…

İşte o Öcalan bugün iktidar ve suç ortakları tarafından “Kürt, Türk dostluğunun mimarı” olarak sunuluyor.

Oysa Öcalan’ın o günkü mektubu da bugün yazdığı mektuplar da “dostluk ve kardeşlikten” değil, ayrışmadan, kopmadan, TSK’nin silah bırakmasından, Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet ve topraklarının önemli bir bölümünden vazgeçmesinden bahsediyor.

Kürtler için de peygamber olarak kendini, din olarak da Mecusiliği uygun gördüğünü uygulamaları gösteriyor.

İşte siyasi iktidarın, BDP ve Öcalan pazarlamacılarının Türk halkının şu günlerde hatırlamasını hiç istemediği mektup, bu mektup.