ÖĞRENCİLER NEREYE GİDİYOR

Mustafa UÇURUM

 

Yaşadığımız bazı olaylara bir anlam vermeden yaşamayı akışkanlık haline getirdik. Çünkü anlam çıkarmaya çalıştıkça işler daha bir karışıyor, iyice kafa patlatmaya başlıyor. Zaten sorgulamak gibi bir lüksümüz olmadığı için elimize tutuşturulan zoraki bir metni oynamaya çalışıyoruz. Malûm, karşımızda kocaman bir 657 duvarı var. Duvarı aşmamak için kenardan kenardan yürümeyi tercih etmek zorunda kalıyoruz.

Geçen hafta sonu ve bu hafta sonu 6.7.8. sınıflar sınava girdi.  Buraya kadar her şey bazı aksaklıklara, sınavlar konusundaki tartışmalara rağmen normal. Normal olmayan ise sınavdan sonra okulun eğitim-öğretime devam ediyor olması. Asıl gayesi sınava hazırlanmak olarak programlanmış öğrencileri okula getirmek zordur hatta imkânsız. Bir yıl boyunca okul, dershane arasında mekik dokuyan öğrenciler, sınav stresini de atlatınca kabul edilebilir ki okula gelmiyorlar. Bizler de normal tatilden haftalar önce ya birkaç kişiyle ya da boş sınıflarla karşı karşıya kalmak zorunda oluyoruz.

Ben işin başka bir yönüne dikkat çekmek istiyorum. Eğitim-öğretimin devam ettiği bir zamanda evinden okula gitmek için çıkan gençleri takip etmeyen veliler sonradan yaşayacakları sıkıntılara hazırlıklı olmalı. Sabah okula diyerek dışarı çıkan öğrencinin nereye gitmiş olacağı cevabı ne yazık ki büyük felaketlere zemin hazırlayan bir durumdur. Gençlerin önünde Behlül gibi Bihter gibi modeller varken daha ilköğretim sıralarındaki öğrencilerin kendi kendilerine dizi film çektiklerine ne yazık ki köşede bucakta şahit oluyoruz. Utanma sıkılma gibi değerlerin unutulduğu, “biz yalnızca arkadaşız” tekerlemesinin masala dönüştüğü bir zamanda, şahit olduğumuz mide bulandıran olaylar ne yazık ki gözler önünde yaşanmakta.

Çok kesin bir ifade olabilir ama şu bir gerçek ki; kızların “sadece arkadaşız” tarzındaki masumluklarına ne yazık ki erkekler aynı pencereden bakmıyor. Yüzdelik değil bindelik oranlarda (binde bir) minimum diyebileceğim seviyedeki masum (!) arkadaşlıkları bir kenara bırakırsak geriye kalan sadece karanlığa sürüklenen davranışlardır. Televizyondaki gündüz kuşağı programlarında gördüğümüz gözü yaşlı anaların evden kaçan çocuk yaştaki evlatlarının kaçış öncesi durumlarına bir kez bakmak yeterlidir.  

Durumun ahlaki boyutu böyle. İlköğretim çağında yüzüne bir karış boya sürüp öğretmenlerden köşe bucak saklanarak gününü kurtarmaya çalışan, eteğinin boyunu evinden çıkar çıkmaz birkaç kat içe katlayan çocukları evden yolcu ederken daha dikkatli olmak gerekli. Zemin sağlam olmazsa ayakların kayması daha kolay oluyor.

Eğitim, okulda ve evde takip edilen bir süreçtir. Bir taraf taviz verdiği anda, göz yumduğu anda her şey çorap söküğü gibi gerçekleşiyor. Yaşadığımız çağ sıkı takipler gerektiren bir dönem.

Adına bağnazlık, geri kafalık diyebilirsiniz; ben evime halen interneti sokmadım. Ders çalışma bahanesiyle bilgisayarın başına geçen çocukların amaçları gerçekten ders çalışmaksa çoktan hepsinin en yüksek puanlarla kucaklaşmaları gerekirdi. Ben henüz gece gündüz bilgisayar başında ders çalışıp da (!) derece yapan bir öğrenci görmedim. İnternetin nimetlerinden kendine göre yararlanan öğrencilerin hangi konularda başarı sağlandıklarına ise sık sık şahit oluyorum.

Derse gelmeyen öğrencilerin nerde olduklarını genelde sınıfa sorarım. Çoğunun da sabah okula kadar gelip oradan rotayı değiştirdiğini öğreniyorum. “Böyle giderse evin yolunu da şaşıracaklar.” tarzında bir değiniden sonra dersime geçiyorum. Gerisi artık ailelere kalıyor. Devamsızlıkların bilgisayardan takip edildiği bir zamanda yaşıyoruz. Buna imkânı olmayanlar da zahmet edip okula kadar gelmeli. Bir çocuk kolay yetişmiyor. Biraz daha dikkat lütfen.