Kucaklaşma tabanda gerçekleşmeli

Muhalefet mensupları veya bazı aklı evveller açılım sürecini, PKK olayı ve Kürtlerle barışmayı ne hikmetse mecliste kanunlarla çözme gibi bir düşünceyi kamuoyuna yaymaya çalışıyorlar. Bu; basit, kısır bir düşüncenin ürünü mü, yoksa işi sulandırmak mıdır, bilmiyorum. Ama bu memleketi seven, aklı başında bir insanın ortaya atacağı düşünce tarzı böyle olamaz.

Bu ülkede kimsenin kimseye hak vermesi söz konusu değil. Bu ülkede yaşayan herkes bu ülkenin asli vatandaşıdır. Bu durumda kim kime hak verecek?

Hangi taraf diğer tarafa kanunla hak hukuk verecek, yaşam hakkı tanıyacak? Türkler Kürtlere hak vermeye veya tam tersi Kürtler Türklere hak vermeye kalkar ve böyle bir durum tarihe yazılırsa sorunun üstü külle örtülmüş olur. Bu durumda potansiyel bölünme buzdolabına atılmış olur ki buzdolabı bozulduğunda mikropların tekrar üremeye başlayacağı anlamamak mümkün değildir.

Anadolu kardeşliği yeniden gerçekleşiyor. Kurtuluş savaşı sona erinceye kadar Anadolu’da var olan kardeşlik, son 100 yıldır kaybedilmiş olan Anadolu kardeşliği yeniden inşa ediliyor. Bu kardeşlik kanunla tesis edilemez. Kanunlar bu olaya ruh katamaz, hatta ruhsuzlaştırır.

Devletler kuran, devleti adalet üzerinde yüzyıllar boyu yönetmiş olan bu millet, tarihinden gelen tecrübesini ve adalet duygusunu, dünyaya nizam verme geleneğini hatırladığı müddetçe Anadolu baharını çok güzel, kazasız belasız bir şekilde yönetecektir. Dış ve iç düşmanlar ne kadar üzülürse üzülsün, bazıları ne kadar kıskanırsa kıskansın ve ne kadar fitne-fesat çıkarırlarsa çıkarsınlar bu meseleyi Müslüman Türk ve Kürt halkı, Çanakkale ruhunu da arkasına alarak bu baharı kardeşlik temelinde yaza ulaştıracaklardır.

Bu iş için kanuna manuna ihtiyaç duyulmayacaktır. Bu problem tabanda çözülecek. Kardeşlik ilişkileri zorlamayla değil; inanarak, kaybedilen onca şeyi göz önüne alıp bunların bir daha olmaması için aile temelinde, mahalle temelinde birlikteliği kurarak çözülecek. Bu süreç zorlamayla değil, inanarak yapılması gereken bir barışma sürecidir. Bizim dargınlığımız 3 günü geçti. Dördüncü güne vardırmanın vebalinin çok ağır olduğunun farkına vararak barışırsak kirli çamaşırlar da yakılmış olur, karşılıklı mezar taşlarını saymaya da kalkmayız.

Siyasetten anlamayan bazı kişiler veya anladığı halde art niyetlerinden dolayı bu sürecin kendilerine göre olumsuz yanlarını kamuoyuna sürekli pompalıyorlar. Bu işin önüne geçilemeyeceğini anlayan bazı aklı evveller ise bu sürecin Mecliste kanun çıkararak yürütülmesini öne sürüyorlar. Hala devletin gücüyle, kanun devletiyle işleri yürütme bağnazlığından kurtulabilmiş değiller.

Dünya bir dönüşüm çağı yaşıyor. Yaşamak zorunda olduğu hatta geç kalınan bir dönüşümdür bu. 1999 depremi sonrasında milenyuma girerken “bu milenyumda niye Dünya’yı yaratılışına uygun olarak tekrar nizama sokmayalım” diye bir yazıyı kaleme almıştım. Allah’a şükür ki bu minvalde bir kıpırdanış olduğunu görüyorum. Bu kıpırdanış ülkemizde ve dünyada yaşanıyor. Bunun farkında olan çilekeşler olduğu gibi bunun farkında olamayan, kış uygusuna yatmış insancıklar ve milletler (dinazorlar) hala direnişlerine devam ediyorlar. Bu diriliş bir fırtınaya dönüşecektir. Aynen domino taşları gibi dünyayı etkileyecektir. Bunu İsrail gibi bir devlet anladığı halde içimizdeki bazı dinazorlar bunu hala idrak edemediler.

Bu iş bir gün gerçekleşecektir. Buna omuz verenler tarihi sorumluluğunu yerine getirecek, bunu frenlemeye kalkanlar ise zavallılıklarıyla anılacaktır.

Yeni bir medeniyet inşa ediliyor. Bu medeniyetin çekirdeği nasıl olacak? Önemli olan soru bu olsa gerek. Bu medeniyet yeniden yazılan bir medeniyet olamaz, olmamalıdır da. Bu medeniyet tarihte çokça yaşandı. En son olarak Osmanlı’da yaşandı. Adalet temelinde yaşanan bu medeniyet yeni medeniyetin kodlarını oluşturmak zorundadır. Dolayısıyla bu yeni medeniyetin inşasının proje mühendisliğini Anadolu insanı eline almak zorundadır. Tecrübesiyle, anlayışıyla, ahlakıyla, namusuyla bunu hak eden bir milletiz. O halde bir an önce kendimizi buna hazırlamak zorundayız. Bunun için de iç barışı bir an önce gerçekleştirmeliyiz. Yola çıkan bu arabanın tekerine kimse takoz koyamayacağı gibi tam tersine bu amaç doğrultusunda herkes medeniyet arabasına omuz vermek zorundadır.

Evet, Yunus Emre’ler, Mevlana’lar, Haci Bektaşi Veli’ler, Ahmet Yesevil’ler……. ölmediler. Onların ilham aldıkları kaynak kâinat var olduğu sürece ölmeyecektir. Bu velilerin bedenleri ölmüş olabilir, ancak ışıkları hiç sönmedi, sönmeyecektir de. Dolayısıyla bu manevi iklimin olduğu yerde insanlar yanlış yapabilir, birbirini öldürebilir ama kardeşlik hiçbir zaman ölmez. Onun için Anadolu’nun kardeşliği hiç bozulmayacak. Gelin bu mayayı Nasrettin Hoca’nın yaptığı gibi Anadolu sütüne tekrar çalalım. Çalalım ki oluşacak bu bereketli yoğurttan tüm dünya yesin, içsin. Dünya, Türk ve İslam dünyası çevresinde dönsün. Medeniyet meridyeninin başlangıç noktası Anadolu olsun. Bu göle herkes birer kaşık iyi niyet yoğurdu çalsın.

Bu hayırlı işe omuz vermeyenler, bu süte bozuk maya çalan sütü bozuklar dünyanın hayırsız evladı olarak anılacaktır. Siz hayırlı evlat olmayı mı yoksa hayırsız evlat olmayı mı tercih edeceksiniz. Ama bilin ki hayırlı evlatlar her zaman kazanacaktır.                         İsmet YALÇINKAYA