Suriye’de olup bitenler! Anlamakta zorlanıyorum

Suriye’de baba Hafız Esad’ın ölümünden sonra iktidara gelen oğul Beşşar Esad akıllı hareket ederek bazı reformları uygulamaya, bütün anlaşmazlıkları gidermeye büyük çaba gösterirken Arap baharına çarpıldı. Aslında bu hassas dönemde Türkiye’nin takınacağı tavrın “tarafsızlık” olması gerekirken küresel güçlerin destekleriyle Suriye’deki rejime savaş açıldı.

Suriye iç savaşı alabildiğine devam ederken kim kimi vuruyor, belli değil…

Suriyeli muhaliflere silah ve malzeme ulaştırmak üzere Türkiye, Arap ülkeleri ve Hırvatistan üzerinden gizli bir hava köprüsü kurulduğu söyleniyor. Amerika New York Times gazetesi, ismini gizlediği Türk ve yabancı yetkililere dayandırdığı haberinde CİA-Türkiye-Suriye üçgeninde; Ankara Esenboğa Havalimanı: Katar, Suudi Arabistan ve Ürdün askeri kargo uçakları ile CİA ve Türkiye’nin organizesi ile silahların ulaştırıldığını yazdı. Bu silahların 3500 ton kadar askeri techizat olduğu ve Suriye’ye gönderildiğini yazdı.

Bu silahlar Suriye’de kime gönderildi ve kim tarafından kullanılacak? Günde yüzlerce müslümanın katledildiği Suriye’de Türkiye’nin kazancı ne olacaktır? Irak’ta Haçlı-Siyon ittifakı ile milyonlarca Müslüman katledildi. Kadınların ırzına geçildi. Yaşlı, genç demeden öldürüldü. Kimsenin sesi çıkmadı. Irak bölündü. Kürdistan’ın bir parçası kuruldu. Petrol zengini bir devlet meydana getirildi. Aynı senaryo Suriye’de oynanmaktadır.

             Suriye’yi de üçe bölecekler:

1-       Kuzey’de Suriye Kürdistan’ı

2-       Akdeniz kıyısında Esad’a bağlı Lazkiye devleti,

3-       Güneyde Şii devleti… Suriye Türkmenleri nerede yer alacak? Ondan haber yok. Zaten esas amaç Türkmenleri yok etmektir. Irak’ta Türkmenler yalnız bırakılıp Barzani’nin insafına bırakılmadı mı?

Türkiye hükümetinin Suriye politikası Irak’ta olduğu gibi Türkmenleri mağdur etti. Yapılan bir toplantıda, Suriye Türkmenleri temsilcisi Dr. Esat Ekber, Türkmenlerin yaşadıkları her coğrafyada aşağılandıklarını, yalnız bırakıldıklarını, hükümetin Suriye politikasının kendilerine zarar verdiğini” söyledi. “Suriye Türkmenleri olarak kendimizi yalnız hissediyoruz. Türkiye’nin yanı başımızda olmasından dolayı çok sıkıntı yaşadık. Ve birçok kez Türk ajanı olarak görüldük. Türkiye hep bizden uzak durdu. Arap ve Kürtlerin olduğu yerler pek yakılıp yıkılmadı. Türkmen bölgeler yakılıp yıkıldı. Dışişlerinin sitesinde Türkmenlerin nüfusu %1 olarak görülmektedir. Hâlbuki Suriye’de 3 milyona yakın Türk yaşamaktadır. Türkmenlerin hiç kimse farkında değildiye Türkiye’ye sitemde bulunuyor.

Suriye’de iç karışıklıktan faydalanarak ülkenin kuzeyinde kontrol sağlayan bölücü terör örgütü PKK’nın uzantısı Demokratik Birlik Partisi (PYD) Rakka kentinin güneyindeki El Kahtaniye köyündeki Petrol yataklarını ele geçirmiştir. PYD sözcüsü Muhammed Reso, Halkın Savunması Birliklerinin (YPG) Suriye’nin Kürt bölgesinin neredeyse tamamını kontrol ettiğini öne sürüp “Sadece Kamışlının %40’ı hükümetin kontrolünde, gerisini biz kontrol ediyoruz.”dedi. PYD’nin açıklamalarına göre Mart ayı başında tek kurşun atılmadan hükümet güçlerinden bu petrol yataklarının alındığını ifade etti.

Barzani Suriye Kürtlerini 2012’nin başında Irak Erbil’de toplamıştı. Onlara şu öğütleri vermişti:

“Akıllı olun! Esad’a karşı koymayın? Özgür Suriye Ordusuna katılmayın. Size silahsa silah, para ise para ne isteseniz vereceğim. Birlik ve beraberliğinizi bozmayın? Güçlenin…”

Bugün yukarıda açıklandığı gibi güçlendiler, silahlı güçlerini kurdular, İsrail askerleri tarafından peşmergeler askeri eğitimden geçirilerek düzenli ordu haline getirildiler. Türkiye’den giden PKK güçleri de onlara katıldı. Geçici devletlerini de kurdular. Türkiye’nin karşı çıkışları oldu ise de bildiklerini yapmaya devam etmektedirler. Akıl hocaları bizimkilerin kankası Mesut Barzani...

PYD’nin İngiltere temsilcisi Alan Semo ise, “Gelecek Suriye hükümeti ile yapacağımız anlaşmada Kürtler kendi alanlarını yönetiyor olacak. Petrol Suriye’ye ait. Herkesle paylaşacağız.” Diye konuşuyor. Adamlar daha Suriye halledilmeden petrollerini paylaşmışlar. Külfetini Türkiye çekerken kazancı küresel güçler yiyor. Bizimkilerin aklını seveyim.

İstanbul’da toplanan Suriyeli isyancılar, Kürt politikacı, ABD’nin gönderdiği Hasan Hito’yu geçici başbakan olarak seçti. Geçici hükümetin başkenti Halep olacak dendi. Muhalif ve Devrimci Ulusal Güçler Koalisyonu’nun 62 temsilcisinin oy kullandığı seçimde, HİTO, 35 üyenin oyunu alarak geçici başbakan seçildi.

HİTO kimdir?

Suriye’de Abdulbasit Seyda’dan sonra Suriye muhalefetinde üst düzey temsil makamına gelen ikinci Kürt muhalif olan Hasan Hito,1963 Suriye doğumludur.1994 yılında ABD’de işletme yönetiminde yüksek lisans yapan Hito, uzun yılar bu ülkede uluslararası şirketlerde üst düzey yöneticilik yapan ABD vatandaşı bir Kürt’tür.

Libya’da olduğu gibi Kaddafi’nin linç edilmesiyle sonuçlanan senaryo, Suriye için de yazılıyor. NATO Avrupa müttefik kuvvetleri komutanı James Stavridis, NATO’nun Suriye’de olası bir askeri mevcudiyetine dair ihtimal planları yapıldığını, Libya’da olduğu gibi bir angajmana girmeleri yönünde bir talep gelmesi halinde buna hazır olduklarını bunun için BM kararına ihtiyaç olduğunu açıkladı.

Komite Başkanı Carl Levin, “Türkiye’nin, sınırın Suriye tarafındaki kesiminde NATO’nun desteğiyle bir güvenli bölge oluşturmak istemesi halinde bunun desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Irak’ta olduğu gibi güvenli, uçuşa yasak bir bölge oluşturulacak. Oraya da Irak’tan ve diğer bölgelerden (Türkiye) getirilecek Kürtler yerleştirilecek. Ordusu, bayrağı, devleti ve her şeyi hazır… İşte size hazır bir Suriye Kürdistan’ı…

NATO Güçleri Irak’a girdiği zaman Baba Bush Irak işgalinde ne demişti? “Ben Haçlı seferini başlattım.” İtalya Başbakanı Berlisconi deHıristiyanlık damarım ağır basıyor.” demişti. Hatırlatması bizden… İşte NATO kuvvetleri Libya’da olduğu gibi Suriye’de de Müslümanları katletmek ve oraya DEMOKRASİ getirmek için gelecek. Tarih; içinde Müslümanların bulunduğu bir HAÇLI-SİYON ittifakına dahil olup bunlarla birlikte hareket ederek Müslüman kardeşlerini öldürme olayına rastlanmış mıdır? Bunun vebali büyük olsa gerek…

Sonuç olarak Türkiye’nin bu hassas dönemde takınacağı tavrın “Tarafsızlık” temeli üzerinde kurulmuş “Arabuluculuk”tan başka bir şey olmaması icap ediyor. Yoksa çok şeyler kaybederiz. Tarih sorumluluk taşıyanları affetmeyecektir.