Terk Edin Köyleri

            Birkaç yıla kadar köyden kente göçün içler acısı sahneleriyle üzülüyordum. Katar katar dizilen göç kamyonlarını gördükçe içim acıyordu. Hele hele Tokat’ın dış göçte Türkiye birincisi olduğunu belgeleriyle gördükçe daha da bir üzülüyor, sinirleniyor, sindiremiyordum.

Evet Tokat eriyor, ilçeler eriyor, köyler yok oluyor ve ben milyonlarca insanın hatıralarına veda etmesinin ne denli bir hüzne sebep olduğunu iyi biliyorum. 12 yaşında çocukluğuna veda edip terk-i diyar eyleyen biri olarak gurbete atılmanın nasıl acıttığını iyi biliyorum.

Yetmiş yaşında cennet köşesi gibi köyünü terk edip de İstanbul’da her gün siğim siğim gözyaşı dökerek yaşamaya çalışan ve oracıkta ölen adamların cenazelerini taşıdım.

Göç, acı veriyor vesselam…

Ama şimdi biraz daha akılcı düşünüyorum. Artık eskisi kadar acıtmıyor hazin göç manzaraları.

            Şimdi fikirlerim değişti. 1980’lerde nüfusunun yüzde yetmişi köylü, yüzde otuzu şehirli olan Türkiye’nin şimdi nüfusunun yüzde yetmiş üçü şehirli.

            Şehirli olmak medeni olmaktır. Medine kelimesi zaten Arapça’da şehir demektir. Ve ‘medeni’ de şehirli demektir. Köylülerin yaşam biçimlerini değiştirmeleri çağın getirdiği bir zorunluluktur. O halde her köylü şehirli gibi yaşamaya alışmak zorundadır. Bu zorunluluk eninde sonunda etkileyecekse bir an önce köylüler şehirli olma sürecini tamamlamalıdır. Biliyorum acıtacaktır, ama bu hasta bir insanın iğne yemesi gibidir. Acıtsa da kaçınılmazdır.

            Peki şehirler ne olacak?

Şehirleri göllere benzetiyorum. Son yıllarda köylerden, taşradan akın akın insan seli geliyor şehirlere. Bulanık, sert, belki kirli, belki tahrip edici… Bu sellerin bitmesine yalnızca yüzde yirmi yedi kalmış. Onlar da gelinceye kadar bulanıklık devam edecek. İstanbul dev bir köy olacak mecburen. Bursa, Mersin, Adana, Antalya, İzmir vb. birçok şehir bulanacak, bulandı.

Göller nasıl ki bahar mevsiminde ne kadar bulansalar da yaz gelince dinginleşir, pırıl pırıl olur; şehirler de öyle olacak. Zaman sonra dışarıdan akın akın gelen köylüler şehirli gibi yaşamaya, şehirli gibi davranmaya başlayacaklar.  Ondan sonra Türkiye’nin hakikaten yüzde yüzü şehirli olacak. Şehirli olduktan sonra birçok sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Yeni yeni dertler çıkacak ama yine onlara çareler üretilecektir.

Şimdi artık daha sert düşünüyorum ve diyorum ki: Köylü kardeşim, göç kaçınılmaz. Köyler bitecek. Hadi kalk bir an önce. Yolcu yolunda gerek! Başlat şehirlilik macerasını. Acılar çekeceksin, güçlü ol. Direnme şehirli olmaya karşı. Direndikçe çektiğin acıların süresi uzayacak.

            Maalesef gerçek bu…

            Bazı romantik arkadaşlar şimdi bana kızacaklar. Köylü olmasa ne yer ne içeriz, diyecekler. Şehirler sanki daha mı iyi diyecekler. Köylerde doğal gıdalar, temiz hava filan diyecekler. Ama dikkat edin yine şehirde yaşamaya devam edecekler. Köylü olmak ve köylü kalmak çok çok zor. Bunu romantik kardeşlerimiz anlayamazlar. Mesela şehirde biri çocuğunu okuluna sorunsuz gönderebilir. Köylünün çocuğu okuyabilmek için şehirde kalmak zorundadır. Evinden uzakta gurbeti yaşar. Babasının ürettikleri sanki para ediyormuş gibi o gariban bir de yıllık 4 bin lira barınma ve yiyecek parası öder. Sahipsizdir şehirde.  Hayat köylüye daha da zordur.

Doğal gıda dediğinizi ayırıp şehre satar ki para kazanabilsin. Onun ürettiği tereyağını şehirli yerken, köylü en ucuzundan dandik yağları yer. Şehirlinin bir yılda kıyafete verdiği para köylünün on yılda verdiği paraya bedeldir. Sağlık, ulaşım, eğitim, cehalet ne varsa köylüyü vurur.

            Ben olsam bir an önce şehirli olmaya bakardım. Artık köyler yaz aylarında ziyaret edilecek turistik mekânlar haline gelmiştir.

İş bitmiştir!...