Akil İnsanlar ve Anadolu Barışı

Beklenen akil insanlar Başbakan tarafından açıklandı. Akil kelimesini benim de içinde olduğum pek çok kişi ya bilmiyor ya da tam karşılığını zihninde oturtamıyor olabilir. Son günlerin revaçta olan akil kelimesini internetten araştırdım ve şu anlama geldiğini gördüm.

“Gerek tecrübesi, gerek bilgisi, gerek de yaşı itibariyle belirli bir alanda sözü dinlenen, otorite durumunda olan, yaklaşım ve çözüm önerilerine değer verilen, sayılıp, sevilen, “uzman” ya da “duayen” kavramından farklı olarak içinde “kamil insan” kavramını da barındıran kişi” demektir.

Akıllı, akıl sahibi kimse demektir. Eşyanın güzellik, çirkinlik, kemal ve noksanlık sıfatlarını idrak etme; her çeşit faaliyette doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayırma yetisine sahip kişiye âkil denir.”

Bugün Türkiye’nin asırlık probleminin çözümünde bir fener olacak, kirler için bir yumuşatıcı görev üstlenecek bu 63 kişilik akil insanları yukarıdaki tanıma oturtmaya, onları eleştirmeye hiç gerek yoktur. Önemli olan bu insanların iyi niyetleri, çalışkanlıkları, samimiyetleri olacaktır.

Elbette toplumda bunlardan çok daha fazla ve adı sanı duyulmayan akil insanlar vardır. Ayrıca akillik; kişiden kişiye, toplumdan topluma, dernekten derneğe değişik şekilde algılanabilecek bir kavramdır. En azından şimdilik böyledir. Bu yüzden buna kalkışanları ve akil insan grubunu beğenmeyenler, farklı görüşler ileri sürenler olacaktır. Ancak bu işte biz “bağcı dövmekten yana mı olacağız yoksa üzüm yemekten yana mı olacağız?” Temel soru bu olsa gerek. Eğer maksat “üzüm yemek ise” ayrıntılara, teferruatlara takılmamalıyız.

Evet, bu işi pişiren, kotaran hükümet ve dolayısıyla da Başbakan’dır. Elbette stratejisini, taktiğini de belirleyen, işleyişini de kontrol etmesi gereken hükümet olmalı. Kazaya, belaya fırsat vermemek için ipin ucunu kaçırmaması gerekir. Dolayısıyla çok fazla dallandırmadan olayın istenilen mecrada devamını sağlamak için inisiyatifi dağıtmaması çok doğal bir durum. Zaten bu işin tek siyasi sorumlusu da hükümet. O halde akil adamları belirleme ve siyasi angajenin dışında tutma olayı da düşünen insan için çok makul bir durumdur.

Burada bu hayati meselenin çözümü sadece seçilen akil insanların görevi değil, bu ülkede yaşayan tüm insanların görevidir. Yukarıda da değindiğim gibi bu ülkede çok fazla akil insan vardır. Hatta güzel düşünen, namuslu insanların tümü akil insandır ve bu aşureye herkes bir tat katabilir. Önemli olan bağnazlıktan uzak durmak, bu milli meseleyi siyaset üstü bir mesele olarak görmektir. Dolayısıyla bu davayı Kürt davası, siyasi iktidarın davası, İmralı ve Kandil’in davası olmaktan çıkarıp 76 milyon insanın hatta insanlığın davası haline getirmek hepimize düşen çok önemli bir görevdir.

Anadolu insanı büyük düşünmek zorundadır. Eskiden bu meziyet bizde vardı. Bize zorla takılan at gözlüklerini çıkarıp olaylara iyi bakmak zorundayız. Bu davanın Allah rızasına uygun bir hale evrilmesine Müslüman olan her insanın katkı sağlaması inancının bir emridir. Çünkü Allah’ı tanımadan, peygamberini anlamadan, Allah’a bir kez bile ibadet edemeden hatta bu dünyaya geldiğinin farkına varamadan ölen çocuklar var bu dünyada. Tıpkı Serengeti’de bir anne antilobun yavrusunu emziremeden onu sırtlana kaptırması gibi. İster açlıktan olsun isterse terörden hiç fark etmez. Fillerin tepinmesinden en çok zarar gören çocuklardır. En azından çocukların ölmemesi, yetim kalmaması için bu olaya omuz vermeliyiz diye düşünüyorum.

Evet, bu bir yeniden milli mücadele ruhunun ateşinin tutuşturulma hareketidir. Bu proje siyasi iktidarın projesi değildir. Bugün böyle bir görüntü olabilir. Ancak 1960’lardan beri Türkiye’deki milliyetçi uyanışının bir tezahürüdür bu olay. Bu maya, Menderes döneminde çalınmaya başlandı. Menderes’in ve arkadaşlarının şehadetinin bir katkısı yok mu burada? Elbette vardır. Rahmetli Erbakan’ın, Türkeş’in, Edibali’nin, Peyami Safa’ların, Necip Fazıl’ların, Ecevit’lerin, 27 Mayıs ve 12 Eylül şehitlerinin, Güneydoğu gazi ve şehitlerinin ve ismini sayamadığım nicelerinin tek tek bu olaya katkısı vardır. Çanakkale şehitleri ve Çanakkale Ruhunu bu olay için kaynaştırıcı bir ilaç olarak kullanmıyor muyuz? Onun için buna 1921 ruhunun tekrarı demek istiyorum. Böyle olmasını istediğim için. O yüzden bu sazı elimize alıp olayın siyasallaştırılmasına izin vermeden sazı bizim çalmamız gerekiyor. Anadolu türkülerini emir komutayla değil, gönlümüzden geldiği gibi çalmalıyız. Bu tarihin önümüze getirdiği bir fırsattır.

Bu, insanlık için bir kurtuluş ışığı olacaktır inşallah. Onun için bunun önüne takoz konulamaz. Bu kardeşliğin tezahürünü tüm insanlık gıptayla izlemeli, bizim medeniyetimizi satın almak için insanlık sıraya girmeli. Bu İslam dininin zaferi olacaktır. Her müslümanın buna katkı sunması gerekiyor. Bu hareket, ayaklar altına serilmeye çalışılan İslam İnanç ve Medeniyeti’nin vahye uygun bir şekilde yaşanması ve yaşatılması için kılıçsız bir cihat neden olmasın? Çünkü insanlığın vahşetten kurtulmasının tek çıkar yolu, insanoğlunun aslına rücu etmesiyle gerçekleşecektir. Hadi bu hayırlı işe bir el atalım ve bu dünyada büyük bir eser bırakan neslin bir üyesi olalım. Benim niyetim halis olduğu için böyle düşünüyorum.

 

İsmet YALÇINKAYA