BİRLİK VE BERABERLİK Mİ DEDİNİZ?

Toplumsal mutabakat, milli birlik ve beraberlik, zor zamanda kenetlenmek… bir toplumun sık sık başvurduğu kurtuluş reçetelerinin başında gelir. Bizde artık moda haline gelen bir söylem vardır ki tam evlere şenlik bir temennidir. “ Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan bu kritik günlerde.” Malumdur ki bizim kritik günümüz bitmez. Bu sadece günümüze has bir durum değildir. Bu topraklarda her zaman kritik zamanlar olmuştur ve millet olarak kenetlenmek için oldukça yoğun çaba sarf etmek zorunda kaldığımız da aşikârdır.

 

Çoktan seçmeli bir hayat sürüyoruz. Her şeyin alternatifi var ve kimse bir şeye bağlı kalmak istemiyor. Özgürlüğün sınırlarını sonuna kadar kullanmayı erdem sayanlar peyda oldu. Gemisini kurtaran, kendini bir anda zafer kazanmış sayıyor. Ardına bakmak, düşeni kaldırmaya çalışmak sadece masal kitaplarında kaldı.

 

Kafalar karışık, bu kesin. Ülke gündemi o kadar hızlı değişiyor ki neyi, ne zaman, nasıl takip edeceğinin ayırtına varamadan yeni bir gündem bomba gibi zihinleri esir alıyor. Her şeye boş vermek en iyi tercih gibi görünse de bunu da yapmak çok kolay görünmüyor. Dört bir yandan gözümüze sokulan spot haberler ile zihin dünyamız istilaya uğruyor.

 

Çözüm süreci denen gelişmelere net cevap verecek kimse yok. Her konuşan kendi düşüncesinin haklılığı noktasında ortaya koyduğu tezleri ispatlama uğraşında. Olan elbette yine millete oluyor. Fillerle çimenler hikâyesinin mağduru olarak millet sürüklenmeye devam ediyor.

Herkesin aklına yatacak orta yol bulmak zor görünüyor. Uzun yıllar var ki herhangi bir konuda bütün millet olarak tek ses olamadık. Siyasi olarak iktidarın söylediğine kayıtsız şartsız karşı gelen muhalefet modeli çok partili dönemden bu yana süregelen bir tercih olarak kabul görüyor. Bunun tersi de aynı şekilde iktidarın tercihi olarak arz-ı endam ediyor; muhalefetin fikrine itibar etmeyi kendine zûl sayıyor her iktidar.  

 

Şükür ki sosyal medya denen fırtına bizde sadece eğlence aracı olarak görülmekte. Aklına olur olmaz bir şeyler gelen soluğu sosyal medyanın cafcaflı sayfalarında alıyor. Klavye şövalyesi olarak bildik bilmedik ne kadar mevzu varsa hepsinin içine teklifsizce dalıyor. Fakat söylenen bütün sözler sonunda yine sanal dünyanın karanlık sokaklarında kalıyor.

 

Bir zamanlar futbol takımlarımızın yabancı takımlarla yaptığı maçlarda hiçbir takım ayırt etmeden herkes o takımı desteklerdi. Çünkü bizim takımlarımızdan biri başka bir ülkenin takımıyla maç yapıyor. Bu duyguyla milli maç heyecanını kuşanıp takım desteklenirdi. Hatta herkes kendi takımının formasını giyer ve maça öylece giderdi. Son zamanlarda takım taraftarları arasında öylesine büyük bir kin oluştu ki Türk takımının maç yaptığı takımı tuttuğunu açıkça söyleyerek bizim takımın yenilmesi için sanal alemde dua edenler bile ortaya çıktı. Galatasaray’ın Real Madrid yenilgisi ardından zafer naraları atan, tweetleriyle bu coşkuyu yaşayan Fenerbahçeliler bu mutluluğu o kadar ileri götürdüler ki Lazio maçına Real forması giyerek gelmeyi de ihmal etmediler.

 

Bu sadece bir örnek. Artık maçlarda bile kenetlenemeyen bir ruh hali bütün yurdu sardı. Kimsenin kendinden başkasına tahammülü yok. Dünyanın merkezinde kendisi var ve kendi dışındaki her şey yansa kılını bile kıpırdatmayacak ergen ruhlular çoğaldı. Beraberlik mi? Artık bu topraklarda böyle bir şeyden bahsetmek imkânsız. Herkes kendi gemisini kurtarmanın derdine düşüyor. Kendinden başkası tufana tutulmuş kime ne.