Küfür Etmek Bir Hastalıktır

Dün Tokat’ımızın güzelim Yeşilırmak’ının kenarındaki parka gittim. Çekirdeğimi çıtlatarak suyun akışını izlemek, suyun insana verdiği dinginliğe ulaşmak için ırmağın kenarında oturdum. Üç saat ırmağı izleme şansını yakalamak istedim (niyetim bu idi) ama hey hat, ne gezer! Geleceğin teminatı olarak gördüğümüz gençlerimizin muhabbetleri (?) benim ve benim gibi nicelerinin bu duygularını katletti. Özellikle parktaki bayanların, annelerin, ninelerin... Ancak gençler muhabbeti üç dört cümleyle gerçekleştirdiler. Bu cümleler birbirini tekrarlayan küfür cümleleri.

Aslında muhabbet asil bir iştir.

-Bizim muhabbet anlayışımız “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl, Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl” (Bezmi Alem Valide Sultan) sözüyle özetlenmiştir-.

TV kanallarında da benzeri bir durum yaşanıyor:

Ekrana çıkanlar, elli altmış kelimelik dağarcıklarıyla birbirleriyle anlaşıyor! Birbirini nasıl anlıyorlarsa!

Akşam eve geldiğimde ise lig maçlarından birinde hakemin verdiği kararlar sonucu bir takımın yönetici ve taraftarlarının tüm televizyon kanallarını meşgul eden küfürlü protestolarını izledim. Neyin taraftarıyım diye bir süre düşündüm. İnsanlığımdan, Müslümanlığımdan, Türklüğümden utandım! Acaba insanlık bu küfür dilini nereden öğrendi diye merak ediyorum.

Her yanımız küfürle dolup taşıyor. Maçlarda küfür, filmlerde küfür, sokakta küfür, evde küfür, televizyonda küfür, gazetelerde küfür... En önemlisi, siyasette (mecliste) küfür.

Ne oluyoruz yahuuuu!

Ne diyelim!

Ağzı olan küfrediyor!

Bu durumda kimlerin ağzına biber sürelim?

Hem size bir şey itiraf edeyim mi, çocuklar da küfrün her çeşidini biliyorlar. İnanmıyorsanız, çocukların mahalle aralarında oyun oynarken, yolda yürürken söylediklerine kulak kabartın. Küfrün biri bin paraya...

Kötü konuşma alışkanlığını büyüklerinden model alan çocuklar bu durumu normalleştirerek sağda solda bilinçsiz bir şekilde fütursuzca küfür edebilmektedir. Okul bahçelerinde, sokaklarda, stadyumda ve tüm sportif karşılaşmalarda küfürler havada uçuşuyor.

Hem de ne küfürler!... Kemal Sunal’ın, Recep İvedik’in söyledikleri solda sıfır kalır.

Çocuğa, “Niye küfürlü konuşuyorsun? Ayıp değil mi?” diyorsun, cevabı hazır; “Annem, babam, öğretmenim de söylüyorlar!” diye cevap veriyor.

Maalesef küfür her yerde…

Bu durumda küfürlü ve argo konuşmalardan en fazla zarar gören kesim hiç kuşkusuz çocuklardır.

Bu durum, aile ve okullarda ahlak ve dini bilgilerin öğretiminde önemli noksanlıklar olduğunu gösterir.

Eskiden bazı ilkokullarda öğretmenlerin kullandığı bir yöntem vardı:

 Küfür edeni yanına çağırır, sınıf başkanının gözetiminde tuvalete göndererek:

“Ağzın çok pis kokuyor! Üç kez ağzını sabunlayıp yıkayacaksın” şeklinde ceza verirlerdi.

Şimdilerde ise bırakın uyarmayı, ana avrat düz giden çocukları bile görmezden geliyoruz.

Bu durumda kim suçlu? Bir çocuğa ya da bir öğrenciye büyükler olarak bir şey veremediysek, onu yönlendiremediysek, yıllar sonra ondan güzel davranışlar bekleyemeyiz!... Veya belli yanlışlara önceden göz yumulduysa sonradan cezalandırmanın bir anlamı kalmaz.

Millette ne utanma kaldı, ne de arlanma.

Bu millet küfüre alışmış! Küfürle yatıp küfürle kalkıyor...

Küfür şiirlerimize bile girmiş... Bazı şairlerimiz, şiirlerinde ağza alınmayacak mısralara yer veriyor! Dinleyenlerce de edebi eser (!) olarak görülüyor, hoş karşılanıyor, alkış alıyor.

Memleketimizin her tarafında argolu ve küfürlü konuşma almış başını gidiyor. Ahlaklı, namuslu ve inançlı vatandaşlarımız bu konudan çok muzdaripler. Gezerken, bir yerde otururken sağımızdaki solumuzdaki insanların küfürlerinden rahatsız oluyoruz.

Herkesin eşi, kardeşi, ablası, nişanlısı, annesi var. Sokağa çıktığımızda, cadde ve sokakta yürürken argolu konuşmalardan hem kendimiz, hem de çevremizdekiler rahatsız oluyor. Yanımızda özellikle bir kadın varken insanların küfürlü konuşmaları hepimizi rahatsız ediyor.

Edep yahu!

Neymiş, fakirlikmiş, sıkıntıymış, yoksullukmuş, işsizlikmiş... Falanmış filanmış! Öfkeyi, doyumsuzluğu en pratik yoldan dışa vurma şekli olmuş küfür... Çünkü kimse sarf ettiği sözün sorumlusu olmuyor.

Yapılan araştırmalarda, Türk halkının ettiği küfürlerin yüzde 90'ının cinsel içerikli, bunların arasında anneyi hedef alanların ağırlıkta olduğu ortaya çıkmıştır. Geri kalan yüzde 10'unu da muhtelif aşağılamalar oluşturuyor. Yani Türk insanı en kutsal değerlere saldırmaktan hiç mi hiç çekinmiyor. Üstelik anneye küfrederken kendi tarihine, özgeçmişine de sövmüş oluyor.

Toplumun önde gelenlerinden biri:

‘‘Bana da çok sık küfür ediliyor. En çok da anama. Benim annem doksan yaşında. Uşak'ta, Yunan işgali altında düşmanın kalk borusuyla uyanmış, köyü yakılmış. Bu Cumhuriyeti oluşturanlar benim annem ve annelerimiz. Onlara küfredenler özvarlığımıza küfretmiş oluyor’’ demişti.

-Türk insanının Kurtuluş Savaşını salt yaşamak için değil, aynı zamanda namusu için verdiğini akıldan çıkarmamak gerekir-.

Çoğu erkeğin, annesinden, karısından, kız kardeşi ve kızından başka diğer kadınlara bakışında namus anlayışı söz konusu değil. Bu hastalıklı bir haldir. Her erkek, bir başkasıyla kavga ederken rahatça ‘‘ana-avrat- kız-kısrak’’ küfür eder ve ettiği küfürler kendisine iade edildiği zaman çıldıracak hale gelirler.

Yani, sonuçta edilen küfür gene kadınlaradır.

Vasat erkekler, kendi annelerinin de kadın olduğunu hiç düşünmezler mi? Kadınların kendi eşleri, yavukluları, kızları olduğunu da düşünmezler mi?

Son dönemde mizahımız ve sanatımız da bu gidişe ayak uydurmuş durumda.

Televizyondan yansıyan:

—Namussuz!

—Şerefsiz!

 Gibi lakırdılar bile tabana daha iğrenç küfürlere dönüşerek anında ulaşıyor.

Sinemada, tiyatroda, müzikte ana tema belden aşağı ve oldukça şapşalca esprilerden oluşmakta; bu durum da seyircileri güldürmekte. Esprili bir cinselliği çağrıştıran albümler ve filmler; kültürel yapımızı ve sosyal ilişkilerimizi olumsuz yönde etkilemekte toplumsal yapımızı bozmakta.

Örneğin bir şovmenin, “hoş geldiniz aptallar” gibi bir selamlamasını (!) çok zekice bir espri zanneden seyirci rahatlıkla gülebilmekte; anlamayanlar da; aptallıkları ortaya çıkmasın diye çakma zekiler gibi anlamış görünmek daha iyidir diyerek gülmekte. Her ikisi birleşince de toplu gülüşmeler ortaya çıkar, şovmen parayı götürür. Bir şovmen ya da oyuncu bir trajediye dikkat çekmek ister, insanlar ağlanacak duruma gülerler.

Şu an Türkçemiz trajikomik bir durumdadır ve millet olarak gülmeye devam etmekteyiz.

Biz millet olarak, Türkçeyi linç etmekteyiz.

Biz millet olarak Türkçeyi küfürleştirmekteyiz.

Bayanların, annelerin, bacıların rujlu dudaklardan “mal, salak, manyak” kelimeleri çıkmakta. Üstelik çoğunlukla çocuklarına, öğrencilerine bu lafları sarf etmekte. Bayanlar öncelikle “ana dilini” öğrenmeli. Çünkü çocuklar ana dilini öncelikle kendi anasından öğrenir.

Dili ile kendini ifade edemeyen, birbirini anlamayan, geçmişini bugünle birleştiremeyen, dilini geliştiremeyen milletler yok olmaya mahkûmdur. Ne yazık ki son zamanlarda dilimizde artan bu yozlaşma her alanda karşımıza çıkıyor.

Küfür, “insani bir olay” değildir. Küfür insana yakışmaz! Küfür, “kamil insan işi değildir!. ”Küfür acizliktir! Küfür ahlaksızlık, terbiye eksikliğidir!. Küfrü dinimiz de yasaklamıştır”!

Her alandaki yozlaşma, ancak sağlıklı bir uzlaşmayla engellenebilir!... Yani bütün mesele iletişim!... "Ağaç yaşken eğilir" misali, insanları çocukken edep ve hayâya alıştırmalıyız.

İnsanoğlu kelimelerle düşünür. Kelimeleri pis, iğrenç, arsız olanların dünya görüşleri de bayağı ve hedefsizdir. Küfürden ve sataşmadan ibaret kılınan bir düşünce dünyası, kültür bazında dünyaya ne verebilir. Düşünce olarak dünyanın niçin gerisindeyiz diyenler, millet olarak küfürbaz olduğumuzu görememekteler herhalde.

Evet, güzel Türkçemiz, sevgi dili, saygı dili haline getirilmedikçe, bu millet küfürbaz olacaktır.

Bu millet; “özür dilerim, nasılsın, bir sorunun mu var, selamun aleyküm, günaydın, merhaba” demedikçe Türkçeye ihanet etmeye devam edecektir.

Artık bu soruna acilen el atmanın zamanı geldi; hatta geçiyor. Kimse kimseyi kınamasın, üzmesin!... Sorumlu sorumsuz herkes, önüne şapkasını koysun ve şu dil katliamına son verme konusunda birleşsin!... Ve çok önemli adımlar atılsın!...

Peki, bunu nasıl önleyebiliriz?

Bu küfür terörünün polisiye tedbirlerle önlenmesi söz konusu olamaz.

Sokakta küfürlü konuşmak yasaklanmalı…

Bütün resmi kurumlar ve sivil toplum örgütleri “küfürsüz bir toplum” kampanyası başlatmalıdır.

*Vali, vali yardımcısı, kaymakam, belediye başkanları bu işe el atmalı. 

*Din görevlileri bu konuyu bulundukları her platformda gündeme getirmeli.

*Okullarımızda da öğretmen ve idarecilerimiz öğrencileri sıkça uyarmalı.

*Emniyet mensuplarımız ve zabıtalarımız da küfür ve argolu konuşan vatandaşlarımızı çarşı, pazar ve kahvehanelerde; gördükleri her yerde uyarmalı, gerekirse ceza kesmeli.

*Ailede anne ve babalar küfürlü konuşmamalı, özellikle çocuklarının yanında sinkaflı sözler söylememeli.

*Kentlerde sivil toplum kuruluşlarının, belediyelerin, milli eğitimin ve müftülüklerin de katkı sağlayacağı kampanyalar düzenlenmeli. Bu konuda kentlerin işlek cadde ve sokaklarına bilbordlara, raketlere: “küfür etme, ettirme”, “dikkat toplumdasınız, anne ve bacılarınız rahatsız oluyor”,  “küfürsüz hava sahası” … yazılı afişler asılmalı. Bu, el ilanlarıyla ve afişlerle herkese duyurulmalı herkesten destek alınmalı.

*Evlerde, okullarda okuma alışkanlığını gençlere kazandırarak, küfürün panzehiri çocuklara kazandırılmalı.

*Bu kampanya sosyal paylaşım sitelerinde duyurulabilir, daha sonra da kent genelinde kampanyayla ilgili çalışmalar yapılabilir.

Argolar, cep mesajlarındaki kısaltmalar, internet dili, Türkçeye hep zarar verdi, veriyor da… Gelin çevremizi bilinçlendirelim. Bunun için önayak olalım. Güzel Türkçemizi ayağa kaldıralım.

Türkçe bize, biz dünyaya yeteriz. Yeter ki onu doğru kullanalım.