Şoför

Yaşayışımız bir ağaç gibi sabit ve durağan değildir. Tüm canlılarda olduğu gibi insanlar da hareket halindedir. Aksine hareket edemediklerinde tüm sıkıntılar kendilerini bulmaktadır. Yeni yerler görmek, incelemek, araştırmak insanoğlunun en büyük hobilerindendir. Eskiden bir yeden bir yere gitmek için yaya veya hayvan sırtında giderlermiş. Tekerleğin bulunmasıyla kendilerinin ve eşyalarının taşınası kolaylaşmış, büyük bir rahatlığa kavuşmuşlardır. At arabaları, kağnılar, paytonlar, yaylı arabalar, yük ve insan taşıyan araçlardı. Teknoloji geliştikçe motorlu taşıtlar karayollarında hareketlendikçe hem rahatlık ve konfor arttı hem de bir o kadar da kazalarla ölüm oranı arttı.

Motorlu taşıtlar uzağı yakın eder oldu. Taşıtları sürenlere şoför dedik. Trafik ''karayollarında motorlu ve motorsuz taşıtların hal ve hareketleri.” diye belirledik. Şoför olabilmek için ehliyet sınavına girip başarıyla sınavı alanlara sürücü belgesi veriliyor.

Şoför ''karayollarında ticaret olarak tescil  edilmiş bir motorlu taşıtı süren kişidir.” Ekmeğini alın teriyle bu yolla kazanırlar. Taşıt sürmek merak ve zevkli bir olay olsa da, toplumun her kesimini ilgilendiren bir olaydır. Trafik kural ve kaidelerine uymayanlar bedelini maddi ve manevi olarak çok ağır öderler. Şoför ticari olsun, kendi ihtiyacınızı karşılamak için olsun trafik kurallarını çok iyi bilmelidirler. Tecrübelerine tecrübe katmalıdırlar. İyi bir şoför örnek, uyarıcı ve öğretici olmalıdır. Kendiyle, toplumla barışık olmalıdırlar.

Kilometrelerce uzayan yollar şoförün zamanını yer ve yutar. Yollarda sabahlamak, güneşin alaca ışıkları yorgun gözlere vurmasıyla, sıcaklığı (haydi git yat biraz ) der. Mevsim yazsa havanın sıcaklığına motorun sıcaklığı eklenir. Hava soğuksa ayazın ve fırtınanın nefesini duyarsınız. Geceleri ayın ve farların ışığı yol gösterir. Bazen dalarsınız, hasretle çocukların, eşin gelir aklına. Açarsın radyonun sesini hafiften, sazın sesi motorun sesine ahenkli, sözler kulağına geldikçe gönlün bir hoş olur. (Ey sevdiğim sana şikayetim var. / Ne sevdiğin belli, ne sevmediğin. / Ben de bir insanım bir de canım var. / Ne sevdiğin belli ne sevmediğin belli oy oy. / Eski günler hayalimden gitmiyor. Dün dediğin bugünkünü tutmuyor. / Yiğidim yar sana sana gücüm yetmiyor. / Ne sevdiğin belli ne sevmediğin belli oy oy. / Akarsuyum böylemiydi ahdımız. / Onun için viran oldu tahtımız. / Umudum yok gülmez artık bahtımız. / Ne sevdiğin belli ne sevmediğin belli oy oy....)

Şoför her şeyden önce kendi yüreğini taşır. Sonra insan ve yük taşır. Yük taşıyanlar kamyon, tır, kamyonet v.b.ş...Yolcu taşıyanlar otobüs, minibüs. Karayolları ve trafik işaretleri ortak alanlarıdır. Yorulunca, acıkınca dinlenmek için mola yerleri vardır. Şoförler bir araya gelince ortak sorunlarını, anılarını güzel bir dille paylaşırlar. Hepsinden alınacak dersler ve öğretiler vardır. Yemeklerini yiyip, üstüne demli bir çay içince yüzlerine gülücükler gelir. Şoförlük zor bir meslek. Dikkat, bilgi, tecrübe ister. Kendi aralarında ''acemi şoför.” lafını çok duyarsınız. Acaba acemi şoförle usta şoför arasında ne gibi fark vardır? Acemi şoförün tecrübesi olmayan, usta şoförün tecrübesi olanıdır. Tek fark tecrübedir.

Şoförler yollarda yalnız değillerdir. Karayolları, şoförler cemiyeti, trafik polisleri, petrol istasyonları, dinlenme tesisleri, yollardaki levhalar ve yol çizgileri, düz ovalar, dağlar, göller, denizler, şehirler, köyler şoförün yardımcılarıdır. Can ve mal taşıyan yol emekçilerine hizmet etmektedirler. Kurallara ve kanunlara uyulduğunda kimsenin ocağı sönmez, acılar, ağıtlar yaşanmaz. Şoför sadece taşıtını süren değildir. Karşıdan geleni, arkadan geleni, virajdan çıkanı gözetleyen tedbirini alandır. Terör olaylarından fazla can ve mal kaybına uğradığımız, trafiği ciddi bir şekilde düşünmeliyiz. Trafik terörüne alet olmamak için, acele etmemeliyiz, sinirlenmeden, mantıklı ve makul davranışlarda bulunarak hareket etmeliyiz. Sevgi ve saygının hem bize hem karşımızdakine lazım olduğunu unutmamalıyız.

Düz ovaları aşan, karlı dağlara ulaşan şoförler, hasretleri bitiren, ayrılığı başlatanlardır. Sevdiklerinden ayrılanların gözlerinden iki damla yaş yanaklarına süzülür sessizce. Dudakları titrer, kısık bir sesle name name dökülür ağızdan. (Aşan bilir karlı dağın ardını. / Çeken bilir ayrılığın derdini. / Bülbül kaça aldın gülün narhını. / Gül alıp satmanın zamanı değil.../ Selvinin dalları boyumdan uzun. / Yavrular gözüme bir salkın üzüm. / Ölmeden o yarı görürse gözüm. / Koyun kuzu kurban olur o zaman... / Yaprak gazel olmuş durmuyor dalda. / Vefasız güzelden bize  ne fayda. / Bu ayda olmazsa, gelecek ayda. / Ölürüm vazgeçmem sevdiğim senden... Nuri Üstünses) İnsanız ya türküler sevincimizi de üzüntümüzü de anlatıyor. Şoförün bayramı evine kavuştuğu andır.

Şoför bilir ki:

-Şerit değiştirmek, hız yapmak risk içerir. -Sık, sık şerit değiştiren, hız yapan bir sürücünün bir sorunu vardır. Kendine ve çevresine zarar veriyor demektir. -Yerleşim yerlerinden geçerken hımızı işaret ve levhalara göre ayarlamalıyız. Belki karşımıza çocuk, yaşlı, hasta veya bir hayvan çıkabilir. -Önümüzdeki taşıtın dörtlüleri yanıp sönüyorsa mutlaka bir sorun var demektir: a) -Taşıt arızalıdır. b)-Uzun farlarınız acıktır söndürünüz. c)-Yeterli takip mesafesi bırakınız. d)-İlerde bir sorun var dikkatli olunuz demektir. -Gaza yersiz basma, duracağında da frene fazla güvenme. Oto yolda şeytana uyup yarışa kalkma. -Yol kenarındaki levha ve işaretlere dikkat et. Yol çizgilerinin bir dilinin olduğunu unutma.

Avrupa’ya gidenler oradaki trafiği öve öve bitiremiyorlar. (Yayalara geçişte üstünlük olduğunu. Trafik kurallarına harfiyen uyduklarını. Korna sesinin duyulmadığını, kemerlerini takan, hız sınırına uyan, sürücülerin bir birine saygılı davrananlar.) anlatır dururlar. Trafik kurallarına uymayanlara da caydırıcı cezalar verildiğini söylerler.

Tokat'tan İsmail Erkan ve arkadaşları Avrupa’ya giderler. Kendisi uzun bir süre sürücü kursunda görev almıştır. Bir anısını şöyle anlatır.

“Bir Pazar sabahı otelden erken saatte kalktık arkadaşlarla kahvaltıdan önce çevreyi şöyle bir gezelim dedik. Yollarda hiç kimse yok. (in cin top oynuyor.) Bir kavşakta trafik lambasının dibinde bir köpek yatmakta. Işık kırmızı yanıyor. Sağa sola baktık hiç bir insan ve taşıt yok. Haydi geçelim dedik. Yolun ortasına gelince yatan köpek paçamızdan tutup geri çekmeye çalışıyor bizi geçirmiyordu. Biz hayvanı kıramadık geri geldik. Yeşil ışık yanınca hayvanda bir hareketlilik başladı, bizi karşıya geçirdi.) Bu harekete bir birimizin yüzüne bakarak kahkahalarla gülmeye başladık. Bizlere bir köpek trafik kuralını öğretiyordu. Aslında bu hayvan görme engelliler ve yaşlılar için eğitilmiş, trafik görevlisiymiş.

Şoförlere saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sevdiklerinizle nice mutlu günler dileğimle...

 
               SÜLEYMAN ERKAN / 14-04-2013 PAZAR / ŞİŞLİ-İSTANBUL.