Kâinat’ın Ufkundan Doğan Güneş!

Kutlu doğum haftası, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in doğum günü kutlamak amacıyla her yıl 14–20 Nisan arasında kutlanmaktadır.

                          O, üzerimize doğan bir ay;  bizi aydınlatan, evlerimizi, sokaklarımızı ve bütün dünyayı ısıtan, kuşatan bir güneşti. İnsanlığın üzerine karabulutların çöktüğü bir zamanda aydınlattı bizi.

                          “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”. İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük Peygamber, bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) 571 yılında kameri aylardan Rebiülevvel ayının 12’ci gecesi doğmuştur. Miladi takvime göre ise bu , 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlamaktadır. Bu geceye “Mevlid kandili” denir.

                          Sevgi, şefkat, barış, adalet denince aklımıza ilk gelen Hz. Muhammed (a.s.a)dir. O,insan sevgisi, hoşgörüsüyle tüm insanlığa rahmet ve örnek olarak gelmiş, örnek davranışları inananlar tarafından da, inanmayanlar tarafından da her zaman takdirle karşılanmıştır.

                         Hz. Peygamber (s.a.v) herkese hak ettiği değeri verir, küçüklere sevgiyi, büyüklere saygıyı öğütler, adaletten sapmadan birlik içinde yaşamayı, hak sahiplerine haklarını vermeyi emrederdi.

                         Günümüzde insanlığın ıstırabı, Kâinatın Efendisi Hazreti Muhammed’i (a.s.a) tam manası ile tanıyamamış, hakiki şahsiyetini bilememiş olmasından ve getirdiği hayat bahşeden esaslara aşk ve şevk içinde kucak açmayışından gelmektedir

                         Dünyanın manevi sarsıntısı da, sıkıntısı da, anarşi ve huzursuzluk içinde bocalayışı da bundan doğmaktadır.

                          Onu anlamadıkça, sevmedikçe ve âb-ı hayat yerine geçen prensiplerini kendine rehber edinmedikçe de insanlığın bu sıkıntısı, sarsıntısı ve buhrandan kurtulması mümkün değildir.

                         Biz ona layık bir ümmet miyiz? Fikrimizde, zikrimizde, amelimizde onu örnek alıp yaşantımızı ve uygulamalarımızı ona göre mi yapmaktayız!

                        Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurur:

                       “Müslüman, elinden, dilinden bütün insanların emin olduğu kimsedir.”(Buhari)

                       Bu gün Müslümanların çoğunda; yalan, emanete el uzatma ve yetim malı yeme gibi münafıklığın bu üç alametleri vardır. Toplumlar yozlaştı, insani ve islâmi değerleri kendi çıkarlarına göre yorumlamaya ve ondan çıkar sağlamaya çalıştı. Bazı insanları hâşâ peygamber statüsüne çıkarır oldular. Ondan yardım bekler hale getirildi. Bu putlaştırmanın bir örneği değil midir?

                     Yusuf İslâm, “Müslümanları tanımadan önce Kur’ân-ı tanıdım. Eğer önce Müslümanları tanımış olsaydım asla Müslüman olamazdım.”der.

                     Osmanlı’nın yükselme döneminde Avrupa papazları toplanıp Osmanlının ilerleyişini durdurmak için çareler aramaktadır. Aldıkları karar da; “Onları durdurmanın ve yenmenin tek çaresi ellerinden kutsal kitapları -Kur’ân-ı almak olacaktır. Yoksa hristiyanlara rahat ve huzur gelmeyecektir.”derler. Biz ne yaptık kutsal kitabımızın emirlerine uymadık. Onu duvara astık sadece ona bakmak için

          Üç yüz yıldır bir İbn-i Sina,İbn-i Heysem,İbn-Kemal gibi ilim adamları çıkaramadık.Bilim ve Teknoloji’de ileri gidemedik.Kendimize has bir marka yaratamadık Kur’ân-ı anlamadık ve anlatamadık.Hala yüzünden okur ve anlamını veremez olduk. Müslüman’a haram olan maddeleri içeren ayetleri yasa çıkararak yaşanır hale getirdik. Batı’nın toplumsal değerlerini hayatımıza uygular olduk ve onları yasalara koyduk.

                      İşte örnekleri: Zinâ’yı suç olmaktan çıkardık. İSRÂ süresi ayet 32 “Ve zinaya yaklaşmayın o cürümün sebeplerinden dahi uzak durun; çünkü o,çirkin bir iştir. Ve kötü bir yoldur.”Birçok sürelerin ayetlerinde ZİNÂ’nın suç olduğu açıklanmaktadır.

                     Müslümanlara Domuz ve ölü hayvan etinin yenmesi haram kılınmıştır. MÂİDE süresi 3.ayet’in de: “Leş, kan, Domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan boğulmuş, vurulup öldürülmüş hayvanlar… Haram kılındı.”der.

                    Müslümanlar ne yaptı? Zina’yı yasalarla serbest hale getirdi. Ülkede ahlaksızlık, eşini kesmeler, öldürmeler, gasp ve hırsızlık gibi olaylar arttı. Toplumun değer yargıları değişti. Adam öldürme ve hırsızlık gibi olayları kanıksamaya başladık. Şeyhi’nin sözüne uyup oğlunun başını kesen saf Müslüman, tarikat şeyhini rüyasında görüp onun isteği üzerine küçük kız çocuğunu kurban eden mürit, eşini ve gelinini başını “örtmediler” diye öldüren koca; gibi toplumsal cinayetlere sık rastlanır oldu son zamanlarda…

                     Faydalıları sayılamayacak kadar çok olmasına rağmen tarikatlar dahi amacının dışında işler yapmaya başladılar. Hatta birbirlerinin arkasında namaz kılmaz hale geldiler. Cemaatler çoğaldı. Para kaynaklarına kim hakim ise onlar hükmetmeye başladı.

                   Dinler arası diyalog toplantıları ile Müslümanların kafaları karıştırılmaya başlandı. Ayetlerin yorumları değiştirilmeye ve yozlaştırılmaya çalışıldı.

                   Afganistan’da ve Irak’ta binlerce Müslüman kadın tecavüze uğradı.Hiç bir Müslüman ses çıkarmadı.Suriye’de PTT’de çalışan memurlar canlı canlı binadan aşağı Allahüekber nidaları ile atıldılar.Atanlarda müslüman atılanlarda müslüman…Yine Suriye’de bir helikopter düşürüldü.Pilotu sağ yakalandı,başı Allahüekber nidalarıyla gövdesinden ayrıldı.Her ikisi de Müslüman…Mısır’da gündüzün sokak ortasında bir kadın beş altı erkek tarafından soyulup halkın gözleri önünde tecavüze uğradı.Halk’ta bunu seyretti.Seyreden de tecavüze uğrayan kadın da ve tecavüz edenler de müslüman.Bunda bir tuhaflık yok mu sizce? Onun için hristiyan dünyası da bizim duyarsızlığımız sonucunda Peygamberimize hakaretler ediyor ve karikatürlerini yapıyorlar.

                   Bizim dini duygularımızla oynayan, onları yozlaştıran ve yasalarla onların değişmesine sebep olan siyasetçilere ne tarikatlar ne de cemaatler ve ne de Diyanet İşleri Başkanlığından ses çıktı. Çünkü: Türkiye’de her şey siyasallaştı. Her şeye siyaset gözlüğünden bakar olduk.

                   Vatan sevgisinin imân’dan olduğunu biliyoruz. Vatan savunmasında ölenlere şehit ve kalanlara da gazi diyoruz. Bir iki yıldır bu değerlerle de alay eder hale geldik. Vicdanı ret tabirini kullanarak gençleri de askerlikten soğuttuk.  

                  Peygamberimiz (s.a.v) hadisi şeriflerinde: , “Bir günü diğer gününe müsavi olan bizden değildir.”, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”,İnsanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğunu ” buyurur.   

                  Erzurumlu İbrahim Hakkı, “Hiç kimseye hor bakma, İncitme gönül yıkma, Sen nefsine yan çıkma Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler…”der.

                  Peygamber Efendimizin doğum gününü kutladığımız şu günleri iyi değerlendirmemiz, ondan yararlı dersler çıkarmamız ve sünnetine harfiyen uymamız gerektiğini düşünüyor, Müslümanların dürüst, açık sözlü,”Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” Hadisi şerifi uyarınca özgür düşünceli olmasını istiyorum

                 Onu anmayı, anlamaya dönüştürebildiğimizde, onun, hayatta göremediği bizlere yüzyıllar öncesinden seslenişini duyabilmek ve onun çizdiği yolda yürümek biz Müslümanlara ne büyük bir mutluluk tattıracaktır.

                 Ne mutlu Müslüman olarak doğduğumuza ve Müslüman olarak öleceğimize… Allah onun şefaatinden bizi ayırmasın! Müslüman’ca yaşamayı bize nasip etsin! Amin!