GEMİSİNİ KURTARAN KAPTAN

Her şeyin altında gizli saklı planlar aramak son zamanların en rağbet gören tavrı oldu. Olayların görünen yüzüyle artık pek ilgilenen yok. Akıllarda asıl cevap arayan soru; buz dağının görünmeyen yüzü, madalyanın arka yüzü, dağın arkası. Olayın ne olduğu çok da önemli değil. Sürekli bir gizemin ardına düşülür oldu. Hep olayların içinde gizli bir el aranmaya başlandı.

Hayat bizi böylesine hızlı öğütürken kaygılanmak da hakkımız. Ne olacağını bilmediğimiz, nereye sürüklendiğini anlayamadığımız bir zamanda “kendimiz” denen dünyaya bile yabancı hale geldik.

Aslında her şey güzel olsun diye düşünmüyor da değilim. Güne güzel başlamak, dağa, taşa, uçan kuşa selam vermek benim de içimden geçiyor. Sanaldan, yalandan, sıradan olandan uzak durarak günümü geçireyim istiyorum. Ne yapsam, ne etsem olmuyor. Bir yerimden tutup çekiyor acı beni kendine. Kendim uzak durmaya çalışsam da kıyıdan köşeden kulağıma değiyor bir şeyler.

Ümmet olma bilinciyle sımsıkı sarılmamız lazımken artık bireysel bir yaşamı tercih eder olduk.  Herkes kendisini kurtarmanın telaşında. Belki de toplam bu hale getirildi. Kimsenin kimseye güveni kalmayınca herkes kendi kabuğuna çekilerek yaşamını sürdürmeye başladı.

Sonumuz nasıl olur diye kestirmek güç. Kaptan olup gemiyi kurtarmaksa tam bir hengame. Ne yazık ki rotamızı yitirdik. Sonumuz karanlık.

 

ŞEHİRDE NELER OLUYOR?

 

Şehirde bir hareketlilik var. Şehir merkezi şantiye alanına döndü. Şehrin tam ortasında arz-ı endam eden yeni göbeğimiz vatana millete hayırlı olsun. Halkın nabzını her zaman önemserim. Özellikle camiden çıkan amcalar, dedeler favorimdir. Onlar şehrin merkezindeki banklara otururlar ve başlarlar ülke gündeminden, şehir gündeminden dem vurmaya. En son konuları şehrin yeni gözdesi göbekti. Birkaç dakika içinde emmiler birbirlerine savaş ilan edecek hale geldiler. Biri şiddetle yeni yapılan göbeğin faydalarından bahsederken bir diğeri de işlerin daha da arap saçına döneceğini savunuyordu.

 

“Ortayı kapatmasalar bari.” dedi bir tanesi.  “Kapatmadan olmaz.” dedi bir diğeri. “O zaman tam Amasya’ya döneriz.” dedi sakallı dede. Oradan hemen Amasya- Tokat kapışmasına geçtiler. Onlar konuşurken çalışmalar bir taraftan devam ediyor, araçlar bir taraftan yeni geçiş yollarına alışmaya çalışıyordu. Göbeğin etrafını çeviren arabalar güzel bir görüntü oluşturmuştu. Ağır ağır, şehrin yeni görüntüsünün tadını çıkararak ilerlemekle meşguldü arabalar. Amcalarsa yeni vakit girene kadar tartışacağa benziyordu.

 

Jandarma Yol Keser Mİ?

 

trafikteki yeni uygulamalara uyum sağlama süreci epey can yakacağa benziyor. Attığımız adımın kaydı tutuluyor. Hem de artık sessiz sedasız. Kötü haberler artık posta ile ulaştırılıyor. Hız limitini aşmak, kemer, cep telefonu ile konuşmak en popüler cezalar arasında. Kesinlikle inanıyorum ki bu uygulamalar fayda getirecek. Zamanla herkes kurallara uymayı zorla da olsa öğrenecek.

Sosyal Bilgiler öğretmenimiz İbrahim Hoca memleketinden gelirken yolu bu kez jandarmalar kesmiş. Yolun güzelliğinin hakkını veren hocamız da kesilecek cezaya razı bir şekilde aracını jandarmaların yanına çekmiş. Arabaya yaklaşan jandarma elindeki güllerden birini hocamızın eşine uzatarak “Anneler gününüz kutlu olsun.” demiş. Bunlar sahalarda görmek istediğimiz cinsten diyebileceğimiz bu davranış elbette takdire şayan. Güzellik denen ışıltının bizi nerede bulacağını kestirmek güç. Fakat karşımıza çıkınca da insan mutlu olmuyor değil. Güzellikler yakamızı hiç bırakmasın.