Yapmayan Kim Ki?

Bölgede at koşuşturan ABD, İsrail, İngiltere, Fransa, Çin, Rusya ve İran’ın Orta Doğu üzerindeki hâkimiyet mücadelesi uğrunda oluk gibi Müslüman kanı akıyor. Bazı insanın kanını donduracak olayları internetten izliyoruz. Özgür Suriye ordusuna mensup birinin yakaladıkları Suriye ordusuna ait bir askerin karnını yarıp kalbini ve ciğerlerini çıkarıyor. Sonra da Afrika vahşileri gibi poz verip Allahüekber diyerek kalbini hapur- şupur yiyor. İnsan’ı ürperten bu olay bir insanlık dramıdır.

Şam’da PTT binasında insanları Esad’ın memurları diye 4’cü kattan aşağıya poz verip sırıtarak ve Allahüekber diyerek atıyorlar. Bunlar Müslüman değil insan da olamaz. Bunları tasvip edenler de onlar gibi vahşidir. Münafıktır.

Vahşinin Hz. Hamza’ya yaptığı hareketi gölgede bırakacak bu hareketleri yapanların Müslümanlıktan ve insanlıktan nasibini almayan katiller olarak görüyoruz. Bu katil vahşiler de kendisini Özgür Suriye ordusu mensubu olarak tanıtıyor.

Geçen hafta Reyhanlı’da dış basının yazdığına göre 117 vatandaşımızın öldüğü ve yüzlercesinin de yaralandığı bombalama olayının kimler tarafından yapıldığı ve özellikle Başbakan’ın ABD ziyareti öncesi yapılması da çok anlamlıdır.

Orta Doğu konusunda deneyimli bir gazeteci ve o bölgede yetişmiş, o bölgenin insanı olan Akşam gazetesi yazarı Hüsnü Mahalli’nin Suriye ile ilgili değerlendirmesi çok önemlidir. Bakın ne diyor:

“Bir kez daha gazete ve televizyonlara çıkan yüzlerce meslektaşımız, akademisyen ve stratejist terör uzmanı kesildi. Herkes düşünce kalıplarına göre bir tarafı suçladı, suçluyor. Bazılarına göre Esad yaptı, diğerleri “ Hayır Esad değil, Türkiye’deki adamları yaptı” diyor. Neyse ki “CHP, MHP’liler yaptı” diyen yok! “El Kaide’ci Nusra’cılar yaptı” diyenler de çok.

Ama kimse “Kim yapmadı” diye sormadı, sorgulamadı. Oysa bu sorunun cevabı çok kolay: Patlamalarda ölen ve yaralananlar hiçbir şey yapmadı. Reyhanlı halkının tümü suçsuz. Tıpkı bu coğrafyanın tüm halkları gibi.

Suriye’de olaylar Mart 2011’de başladı. Şubat 2011’de Asi nehri üzerinde Dostluk barajının temelini atmak üzere Başbakan Erdoğan ile bölgeye gitmiştik. Halep’e geçip Esad-Erdoğan’ın son görüşmelerine şahit olmuştuk. Ekim 2009’da Kilis’e bağlı Öncüpınar sınır kapısına gelen Davutoğlu ve Muallim sembolik olarak sınır bariyerini kaldırmıştı. Müthiş bir coşku ve sevinç vardı. O günlerde herkes mutlu idi.

SİHİRLİ SOPANIN İŞİ…

Hele Kilis, G.Antep, Hatay, Urfa, Mardin’de yaşayanlar, Çünkü hepsi de dostluk havasından yalnızca duygusal değil maddi kazanç da elde ediyor ve edecekti. Ama edemedi. Çünkü sihirli bir sopa iki ülke ve halk arasında sınırları yeniden ve kanlı bir şekilde eski haline getirdi. Şimdi dostluk değil düşmanlık konuşuyor, konuşturuluyor.

Peki o illerdeki insanların suçu ne? Yalnız 2010’da dostluk ve kardeşlik için Türkiye’yi ziyaret eden bir milyondan fazla Suriyeli’nin suçu ne? Aynı yıl Suriye’ye gidip büyük hayranlık ve sevinçlerle dönen 1,5 milyon Türk’ün anılarına ne oldu? Kimse kısır döngü suçlama paranoyasına kalkışmasın.

GÖZLER ABD’DE

Birileri adına başkalarını suçlamak çok kolay, Suriye sürecine bağlı olarak son iki yılda yaşananlara doğru bir bakış açısıyla bakanlar gerçek fotoğrafın içeriğini görmeli ve anlamlandırmalıdır. “Yandaş ve mandaş” olmanın anlamı yok artık. Bu saatten sonra “bu ya da şu suçlu” demenin de değeri yok. Reyhanlı’da suçluyu bulmak da işe yaramayacak. Bu PKK ile 30 yıllık savaş sonrasında birilerinin suçlu olmasına benzer. Suriye-Türkiye gerginliğinde “ne olacak” diye 30 yıl beklemenin yararı yok. Her şey ortada, 1998’de ÖCALAN’ı sınırdışı eden Suriye, 10 yıl sonra Türkiye ile “Şamgen” anlaşmasını imzalamış ve sınırları kaldırmıştı. Suriye ile dostluğu Türkiye’ye Arap âleminin kapılarını açmış ve inanılması güç stratejik kazanımlar sağlamıştı. Öyle devam etseydi bu coğrafyada Araplar, Acemler, Türkler, Kürtler, Şiiler, Aleviler, Sünniler, Süryaniler ve başkaları dost olup tarihsel bir zafer elde edeceklerdi. Ama olmadı.

               Neden mi? Her şey ortada. Peki ders çıkaran var mı? O da kuşkulu. Peki, ne olacak? Umarım Irak’taki gibi olmaz. Saddam’ın diktatör olması ya da kim olduğu hiçbir şeyi değiştirmez. Irak’ın hali ortada. “Demokrasi” uğruna ölen bir milyondan fazla Müslüman ne olacak? Milyonlarca sakat, dul ve yetim…

8 yıl süren ve bir milyondan fazla Müslüman’ın ölümüne neden olan Irak-İran savaşını hatırlayan var mı?

Libya’da durum ortada.

Mısır’da Mübarek’in gitmesi ve yerine Müslüman Kardeş Mursi’nin gelmesi inanın hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Değiştirmez çünkü Mısır’da söz sahibi olan yine ABD. Tıpkı 30 yıl Tunus’ta, 70 yıldır Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde olduğu gibi. Tıpkı Şah döneminde İran’da olduğu gibi. Türkiye’nin durumuysa ortada.