BAŞLAMAK...

            Merhaba demek için nereden başlasam bilinmezinde kelimelerle daima sessiz bir anlaşmazlık yaşadığım anları bir çok yazı başlangıcında yaşarım.

            Dağa taşa, kurda kuşa diye mi başlasam?

            Vara yoğa, kutlu çağa diye mi başlasam?

            Dirliğimiz, birliğimiz, varlığımız, mutlu yarınlarımız için dua ile mi başlasam?

            Gül aşkım Resul’üm, can yoldaşım, ses bayrağım diye mi başlasam.

            Baştan başa bütün vatana olan aşkımla hizmet yarışındaki sevdalarımı yaşarken, ateş hattındaki şehitlerimizin ruhlarıyla bütünleşip toprağı karmakla mı başlasam?

            Ülkemin yarınları için hesapta olanlara Ağrı bakışı, Erciyes duruşuyla mı, Fırat’ça koşan, Kızılırmak’ça akan, Yeşilırmak süzülüşündeki güzelliğin ötesinde Zap gibi mi çağlayanımla yapmam gerekene başlasam?

Ezelden ebede bize vatan topraklarda yaşamak, devlet kurmak, dimdik durmanın zor olduğunu biliyorum elbet.

Dahasını biliyorum.

Her nefesin hesabını ve bedelini de ödediğimizi biliyorum.

            Kimin hesabı ve kitabı varsa bizim ödediğimiz bedeli ödemesi gerektiğini hatırlatıyor, dahasını da yazmıyorum.

            Şimdi mevsim güzelliğinde dağlarımızı süsleyen bin bir çeşit çiçek benim, havası benim, sevdaları top yekun benim olan esen yellerin serinliğinde, yağmur öncesi bulut vuruşu, şimşek çakışı, sonrasında dolu vurgunu benim olan ne varsa bir yayla çisesi hafifliğini, yine bir güneş doğmuşluğunda ısı ve ışık almışlığıyla silkinip atacağım üzerimden.

            Sonra  yelken açacağım mevsime.

            Düne, yaşadığım ana, yarınlarıma velhasıl hayata gönül gözüyle, ziyaretlerin en güzeline ulaşıp, duayla başlasam.