Dost

İyi günde kötü günde her an yanında bulunanlardır dost. Dost, hiç bir karşılık ve menfaat beklemez. Sadece sever, sayar, korur ve kollar. Dost kötü günde belli olurmuş. “Hayalde gör, düşte gör, hele bir de düş de gör.”

Düşen insanın yanında gerçek anlamda uyaran dostları yoktur. Varsa da düşen insan dostlarının sözlerine itibar etmemiştir.

Ülkemizin bugünkü haline baktığımızda her şeyin yerli yerinde olduğunu görüyoruz. Aslında topraklarımız erozyonla, rüzgarla, cehaletle, terörle ayağımızın altından kayıp gidiyor. Çoraklaşıyor bu verimli yurt. Her gün trafik terörü, futbol terörü, aile içi terörü, siyasi terör, uluslar arası terör. Bu olayların farkına varmayanlar, uyuyanlar, farkına varanlar ise avazı çıktığı kadar bağıranlardır. Ülkenin birliği beraberliğine önem vermek, insanları ayrışım yapmadan yaşatmak Cumhuriyetimizin temel ilkelerindendir. Anayasamızda “dili, dini rengi ne olursa olsun...'' kanun önünde herkes eşittir. Her nedense insanlar son zamanda Türk, Kürt, Çerkez, Laz... demeye başladılar. Sebebi üstünlük mü? Cehalet mi? Ekonomi mi? Bir birimizi beğenmemek mi? Nedir sen ben kavgası. Bu güneş, bu hava, bu su, bu toprak, bu deniz, bu bayrak hepimize yeter de artar bile. Gönül kırmaya kavga etmeye, insan canına kıymaya değer mi? Doğuda, batıda bir çekişme bir isyan (sen-ben) davası var. Bilim sanat, kültür, buluş, çalışmak, üretmek yerine nedense hırçınlık, kavgayı tercih ediyoruz. Peki kavga bize ne getiriyor? Her iki tarafa da kin, nefret, öfke, yokluk ve başkalarına bağımlılık getiriyor. O zaman akıllı olmak bir olmak, herkesin amacı ve gayesi olmalıdır.

Siyasiler doğu sorununu yıllardır çözememişler. Halâ ağalık, çok eşlilik, işsizlik, bilinçsizlik, şıhlık, ırkçılık. Feodal yapıyı yıkamadık. Irkçılık denen duyguya gem vuramadık. Halkımızı eğitip öğretemedik, gerçekleri gösteremedik de mi sen, ben olmaya başladık. Türk bayrağına ve Türk milletine düşman bir PKK örgütü karşımıza dikilip durdu. Silahlı veya silahsız mücadelesini yurt içi ve yurt dışından sürdürmektedir. PKK iç ve dış güçlerin maşası oldu, öldü ve öldürdü. Kana susamış katiller ne kadar insan kandırabildilerse, parayla satın alabildilerse bunların üzerinden kin, nefret ve ölüm kustular. Kürt insanımız ya korkudan veya düşüncesinden terörün pençesine teslim oldular. Binlerce yıl bir arada yaşamış olan (Türk, Kürt, Çerkez, Laz...) kardeşliğini kimsenin bozmaya gücü yetmeyecektir. İç huzursuzluğu hiç kimse istemez. Huzursuz olan devletleri görüyoruz. Mısır, Tunus, Irak, Suriye... Ne halde olduklarını her gün televizyon, radyo ve gazeteler yazıp durmaktadırlar. Bizler bu Ülke'nin çocukları olarak el ele vererek birlik, beraberliğimizin bozulmasına müsaade etmeyeceğiz. Eksikliklerimizi birlikte imar ve inşa edeceğiz. Kimsenin sözüne bakmadan bir millet, tek devlet, tek dili esas alarak mutluluk yollarını arayacağız. Atatürk'ün dediği gibi ''Yurt'ta sulh, cihanda sulh'' ilkesini yaşamaya, yaşatmaya devam edeceğiz. PKK Türkiye'den çekiliyor. Gerçekleri gördüler mi? Başka plan ve projeleri mi var? Türkiye'deki PKK’lılar Suriye'ye savaşa mı gidiyorlar bilinmez ama PKK’lılar çekiliyor. Geldikleri gibi gitsinler.

Fatma Girik'in filminden kısa bir bölüm anlatayım sizlere. ''Ağrı dağı efsanesi filminde; Gülbahar, çoban Ahmet'e sırılsıklam aşık olur. Çoban Ahmet zindana düşer. Gülbahar, sevgilisi Ahmet'i zindandan kurtarmak için zindancı başına yalvarır, yakarır. -Ne olursun, ne istersen veririm (mal, mülk) yeter ki Ahmet'i bırakın. Zindancı Gülbahar'a hiç bir şey istemem: “Saçından bir tutam ver yeter”  der. Gülbahar da keser verir. Ahmet'i zindandan çıkartır dağlara kaçarlar. Bir mağaraya sığınırlar. Ahmet, Gülbahar'a sarılıp yatacaklar. Aralarına kılıcı kor, nikahsız olduğu için, uzanırlar. Ahmet; - Ne oldu beni serbest bırakmaları için ne verdin? der. --Hiç bir şey vermedim, sadece saçımdan bir tutam kesip verdim. Ahmet bunu duyunca Gülbahar'ın yanından fırlar, kalkar...''

Ne verdin?

PKK çekiliyor, ne verdin de çekiliyor. Çekilmesi elbette çok iyi bir olay, kavgasız, dövüşsüz bir yaşam kalkınmanın temelidir. Demokrat insan, hak ve özgürlüklerine saygılı olmak görevimiz olmalıdır. Herkese barış, kardeşlik ve dostluk dileklerimle...

 

 

Süleyman Erkan / 24 Mayıs 2013 / Şişli-İstanbul