FİDANLAR AĞACA, AĞAÇLAR ORMANA

Ağacın memleket topraklarında ne kadar kutsal olduğuna bir kez daha canlı canlı şahit olduk. Ağaçları kurtarmak için birilerinin canla başla mücadelesini izledik. Hem de hayretle, dehşetle ve ibretle. Nedense ağaçları kurtarmak için yapılan eylemlerde ağaç dendiğinde, doğa dendiğinde, çevre duyarlılığı dendiğinde akla ilk gelen TEMA, ortalarda yoktu. Neden yoktu çünkü orada bulunanların hiçbirinin amacı ağaç değildi. Bunu, insanların ekmek kapılarını yağmaladıklarında, her bir yeri yakıp yıkarlarken gözlerini bürümüş kanda ve ellerindeki şişelerde görmek mümkündü.

Ağaçları kurtarmak için toplananların hem de Türkiye’nin dört bir yanında ağaçla ilgili tek sloganları yoktu. Sloganlar iktidarı hedef almanın ötesine geçemedi. Yani demokrasiyi meydanlarda aramayı tercih etti birileri. Gözlerimizin önünde yaşanan Irak, Libya, Suriye, Mısır gibi örnekler varken hem de.

Orantısız gücü tasvip etmek mümkün değil. Fakat demokrasiyi meydanlarda çılgınca arayanları da onaylamak hiç doğru olmaz. Ne yapılırsa yapılsın edebiyle yapılmadı. Edepsizliği kendine şiar edinenler bir zaman sonra haksız duruma düşecektir. Aynen bugün yaşananlarda olduğu gibi.

Keşke doğa sevgisi için eylem yaptığını söyleyenler, ellerinde fidanlarla yapsalardı bu eylemleri. Her yer yeşil olsun, nefes alalım deselerdi. İnsanların ekmek teknelerini ateşe vermeselerdi. Amaç üzüm yemek olmayınca böyle sonuçların ortaya çıkması da kaçınılmaz oluyor.

 

SÖZE DEĞİL SÖYLEYENE BAKARIM

 

İki ucu açık sorular vardır. “Söze mi bakarsın yoksa sözü söyleyene mi?” sorusu da bu soruların meşhurlarındandır. Ne tarafa çekersen çek, uzar gider bunun cevabı. Benim cevabım net; benim muhatabım her zaman için sözü söyleyendir. Söyleyen kişinin kim olduğuna bakarak kanaatimi ortaya koyarım. Muhatabım sözün sahibidir. Kimdir, nedir, amacı nedir? gibi sorularımın cevabının sonunda sözüne itibar ederim kişinin.

Kişi, söyledikleriyle değil yaşadıklarıyla örnek olur. Söylediklerini hayatına uygulamıyorsa onun için biçilecek birçok sıfat vardır. Örneğin; eline kitap dahi almayan, kitabı sadece kitapçı vitrinlerinde ve artık market raflarında gören birinin önüne gelene “Kitap oku.” demesi kadar boş laf yoktur benim için. Kendisi sabahtan akşama kadar televizyon karşısında vakit öldüren bir anne ya da babanın çocuklarına “Televizyon izlemek yok, kitap okuyun.” demesi sadece boşa kürek sallamaktır.

Siyasette de durum aynı. Küçücük kıvılcımları söndürmek yerine daha fazla körükleyenlerin, eylemleri yatıştırmak yerine soluğu kalabalıkların ortasında alanların karşımıza geçip; bu ülkenin daha güzel günlere kavuşması için, her şey daha güzel yarınlar için… gibi sözler sarf etmeleri ancak kara mizah örneği olarak gösterilebilir.  Saff Suresi ikinci ayet açık ve net söylüyor olması gerekeni: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” Bir yanda Allah’ın emri öbür yanda gelip geçici kurallar. Hangisine itibar edeceğine elbette kişinin inanç boyutu karar verir. Bu memlekette Allah’ın açıkça yasakladığı içki için fırtınalar kopartanlar varken kimin neye itibar ettiği de açıkça belli olmuş oluyor.

 

ÖZEL HAYAT MI DEDİNİZ?

 

Kavram karmaşası yaşayanların ya akıllarından zoru vardır ya da her şeyi işlerine geldiği gibi yorumlarlar diye düşünürüm. Örneğin “ özel hayat” kavramı da böyledir. Bunun tanımını yapmak, ne olduğu üzerinde çeşitli fikirler ortaya atmak mümkündür ama gözden kaçırılmaması gereken bir nokta vardır, özel hayat özeldir. Metro duraklarında ahlak kurallarına uyulması yolunda yapılan anonslar bazılarını çok rahatsız etmiş. Özel hayata müdahale edemezsiniz diye akla ziyan eylemler düzenliyorlar. Belirledikleri bir saate metroda buluşup özel hayatlarını herkesin gözü önünde sergiliyorlar. Özel hayat dedikleri de ortalık yerde yanlarındaki kişiyle utanmadan, sıkılmadan her türlü rezilliği yapmaları. Özel hayat özeldir. Ortalık yerde özel hayat yaşanmaz. Şimdi görüyoruz ki küçük şehirlerde bile her şey rahatlıkla herkesin gözü önünde yaşanıyor. Hem de utanmadan.

 

Eşini kıskanmak denen bir kavram vardır. Eşiyle özel olan şeyleri herkesin gözü önünde yaşamak ve bunu savunmak herhalde insanlık değerleriyle bağdaştırılabilecek bir şey değildir. Böyle kişiler için sözüm; biraz insan olun lütfen.