Masumlar, Çapulcular Ve Hainler

On beş gün sonra, İstanbul’un, Bursa’nın ve Ankara’nın uhrevî mekânlarında gönül bağımda derlediğim bin bir güzellikten bahsetmeyi düşünüyordum. Her biri; bir masumiyetin, saflığın, temizliğin, insani ve İslâmî değerlerin sembolü; sonsuzluk yolcusu olan nice güzel insanlardan hatırladığım ibret dolu menkıbeleri gün be gün anlatmayı; var olmanın, insan olmanın, mukaddes vatanın, şerefli bir ferdi olmanın hazzını anlatmayı düşünürken; birkaç gündür ülkenin içine düştüğü belâ girdabına temas etmeden geçemeyeceğim.

Ben tesadüflere inanmam. Her şey bir vukufiyet sonucunda başlar, devam eder ve neticelenir. Yirmi gün önce İstanbul’da; hem de Taksim’de, “Ağaçları söküldü, sökülecek”  dedikleri, mekânın içindeydim. Tam bir mezbelelik… 

Ağaçların arasında akşamdan kalma, üstü başı perişan, pejmürde, dört beş tane kadınlı erkekli gençler, kusmuk kokusunun içinde debelenip duruyorlardı. “Bu pislik, bu iğrenç koku, bu pejmürde mekân, Taksim’e hiç yakışmıyor. Yazıklar olsun bu pisliği görmeyenlere; bu pisliği kaldırmayanlara, bu pisliği devam ettirenlere!” diye hayıflanmıştım. Taksim’in yayalaştırma projesinden de haberim vardı. Tokat’tan gideceksin, Taksim’e uğrayacaksın, çevreyle ilgileneceksin… Ondan sonra da, şehrin en mutena semtinin yanı başındaki sıkıntıyı kendine dert edinip, ilgileneceksin… O gün Cuma’ydı. Ve Cumayı birkaç kat yerin altında tuvalet kokularının arasında kılmak mecburiyetinde kalmıştım. Güzel İstanbul ve Güzel İstanbullular adına çok üzülmüştüm.

Fakat benim âşık olduğum İstanbul’un ve İstanbulluların dışında öyle hırçın, öylesine çapulcu, öylesine hain bir güruhun da olduğunu “Çevre Korumak” adına çevreyi katleden; millete trilyonlarca lira zarar verenleri gördükten sonra daha iyi anladık.

Bu izansız, insafsız, vicdansız çapulcuları destekleyip, onların arkasından yürüyenlerin, böylesine bir düzen bozuculuğunu “Demokratik Tepki” diye takdim edenlerin, ya demokrasiden haberleri yok; ya da demokrasiyi “Kan, ölüm, zulüm, tedhiş ve kargaşa”dan ibaret sanıyorlar. Ya da düpedüz “Hınzır oğlu hınzırlık”  yapıyorlar.

Cuma akşamından beri devam eden olaylarda başını çekenler ve onları destekleyenler; kendi zihniyetlerinin bir zamanlar İstanbul’u nasıl bir çöplük içinde bıraktıklarını, ne tür yolsuzluklarla ceplerini doldurduklarını her halde çok biliyor olmalıdırlar. Bu kadar saldırgan olduklarına göre açlıktan kudurmuş olmaları icap eder. 

Bu asabiyetle, bu saldırganlıkla; devlete, millete, esnafa ve İstanbul’a böylesine zarar verenleri hiç kimse mazur göremez, gösteremez.

Ya diğer şehirlerde yapılanlara ne demeli?

İşin o tarafına bakmak bile istemiyorum. Son altı aydır devam eden “Çözüm” sürecinin başarılı geçmesinden rahatsız olanlardan tutun da; Reyhanlı’ya katliamına bıyık altında gülenler, sokaklarda ayyaş ayyaş dolaşmanın bir yaşam biçimi olduğunu; onların görüntüsünden, kusmuğundan, kokusunda rahatsız olanların rahatsız olma haklarının olmayacağını düşünen sarhoş kafalılara, Ergenekonculara ve sandığa gömülenlere varıncaya kadar marjinal olan herkes işbirliği yaparak her tarafta tedhiş hareketi başlattılar.

Başka türlü izah etmek mümkün mü? “İstanbul’da üç tane ağaç sökülmüş diyecekler, Tunceli’de karakolları, jandarma binalarını taşlayacaklar!”

Hani başbakan yüzde elliyi evde tutuyoruz diyor ya; inanın o yüzde elli değil, yüzde doksandır. İzan ve vicdan sahibi bütün millet bu olayları asla tasvip etmedi, etmeyecek de… Bu çapulcu sürüsünün tahriklerine de kapılmayacaktır. Sağduyu ile yeri ve zamanı geldiğinde cevabını verecektir.

 

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Türk Milleti; üç beş çapulcuya, üç beş haine pabuç bırakacak sananlar; bu güne kadar aldandıkları gibi bundan sonra da aldanacaklar ve avuçlarını yalayacaklardır.