VİCDANLARIN SESİNİ DİNLEMEK!

 

                Başbakan, ABD’den morali bozuk döndü. Bu dönüş sonrası moralinin bozukluğu ile Taksim olaylarına yaklaşımı oldukça sert ve tarafgirce olunca çevresinden uyarılar almaya başladı. Gül’le başlayıp Arınç’la devam eden, “sağ kolu” sayılan Ömer Çelik’ten bazı cemaatin yazarlarına kadar uzanan ‘ayar’lara kandil mesajıyla Diyanet’te katıldı.

               Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmezin mesajında “Her sorumluluk emanettir, onu taşıyan her türlü kin ve öfkeden, haset ve kıskançlıktan, gurur ve kibirden uzak durarak alçak gönüllü olmak zorundadır. Tevazu yüceltir, kibir düşürür, gurur aldatır, haset bitirir” uyarısı yaptı.

               Agâh Oktay Güner’de Yeniçağ’da “Sayın Başbakan’a açık mektup” yazısında vicdanının sesini dinleyerek temennilerde bulunuyor.

               “Bu satırları size sadece vatan ve millet sevgisi ile imanımın icabı olarak yazıyorum. Üzülerek görüyorum ki, çok yorgunsunuz. Muhakemeniz doğruyu gösteremiyor. Çevrenizde size hiç kimse gerçeği söylemeye cesaret edemiyor. Bu sebeple yanlış üstüne yanlış yapıyor, hatalı beyanatlarınızı bir zincir gibi uzatıyorsunuz. Taksim olayları üzerine aynı günde dört ayrı konuşma yaptınız.Beş saati geçtiniz, netice; bir tezatlar tablosu çizdiniz.

               Sayın Başbakan şu sözü, büyük âlim Ali Fuat Başgil merhum Adnan Menderes’e söylemiştir. “Siyasette kalabalıklara güvenmek, vücuduna bal sürüp karınca yuvasına girmeye benzer.”Nitekim Menderes’i Kordon’da dinleyen ve uğurlayan 300 bin kişi onu feci akıbetten kurtaracak tek adım atmamıştır. Sizin “Memleketin yarısı benimle, ben yürütürsem!”sözünüz bu sebeple çok talihsiz ve gerçeği anlamamış bir beyandır. Siz bu ülkenin tamamının mı yoksa sadece size oy verenlerin mi başbakanısınız? Biz, ömrümüzün gençlik yıllarını her gün 25 cenaze kaldırarak, ancak soğukkanlılığımızı ve dirayetimizi koruyarak iç savaş çıkmasın diye harcadık. Allah, Türkiye’yi böyle bir felaketten korusun. İçinizde dinmek bilmeyen önde olmak hırsı var. Bu, yerinde ise güzel bir duygudur; ancak sizde alarm çizgisine gelmiştir. Bu çizgide durunuz. Allah dostlarını arayınız. Allah dostları nefsinizi kanatsa da size doğruyu ve gerçeği söyleyecektir. Nefsinizin dalgaları ile boğuşmayı bırakın. Üstüne bindiğiniz benlik enaniyet atından ininiz. O zaman yaptığınız yanlışları göreceksiniz. Ben size bir kaçını sayayım. Normal demokrasilerde, dengeli devlet adamlarının olduğu ülkelerde Başbakan Taksim olaylarına benzer hallerde konuşmaz. İçişleri Bakanını görevlendirir. O ve emrindeki müfettişler olayları 24 saat içinde aydınlatır. Halkın öncelikle ne istediğini dinler ve anlar. Sonra Başbakan gerekli görürse kısa bir konuşma yapar. Taksim Gezi Park’ına gelenler buradaki ağaçlar kesilmesin diye çadır kurdular. Ağaçlara sarıldılar, uyudular. Benzer bir olay yıllar öncesi Almanya’da yaşandı. Almanya’da çevrecilere güç kullanan iktidar seçimi kaybetti. İnsanların çadırlarını tepelerine yıkmak, alıp yakmak hangi kanun maddesinde var? Ayrıca bu insanların üzerine gaz bombalarıyla saldırmak adalete, hukuka sığar mı? Gaz bombasının aciz kaldığı yerlerde insanlara tazyikli su sıkıp onları top gibi yerden yere vurmak hangi vicdan işidir? Ama siz meydan okuyan gladyatör üslubuyla AKM’yi de yıkacağız, oraya opera binası yapacağız dediniz. Ardından aynı gün üst üste verdiğiniz demeçlerde Taksim Kışlasını mutlaka yıkacağız, camiyi de Taksim’e yapacağız diye meydan okumaya devam ettiniz.

                      Sayın Başbakan, devlet adamı Yaradan’ın rahmeti gibi adil olmalıdır. Asla katâ ayrımcılık yapmamalıdır. Allah’ın rahmeti, yağmuru gökten inerken topraklar ve tarlalar arasında bir ayırım yapıyor mu? İşte siz de Allah’ın yağmuru gibi tarafsız olmaya ve bereketi hepsine eşit şekilde sunmaya mecbursunuz. Aksi halde size de ülkenin zamanına da insanlarına ve kaynaklarına da çok yazık olacak...

                      İktidarınızın yanlış ekonomi politikalarıyla verdiği açıkları kapatan turizm gelirleridir. Bu kesin gerçeğe rağmen özellikle turizm baltalansın, kimse Türkiye’ye gelmesin diye mi insanların haklı taleplerine karşı çıkılıyor. Sendikaları güçsüz hale getirip taşeron işçi çalıştırmanın sebep olduğu iş kazalarını,ölen işçileri görmemek niye? İktidar olduğunuzdan beri bölgeler arası, sosyal sınıflar ve zümreler arası gelir dağılımındaki adaletsizliği hiç gündeme taşımadınız ve bu konuda tedbir almadınız. Devletin elindeki en güçlü araç olan KİT’leri neticesini düşünmeden sattınız. Mesele ülkenin fabrikalarını hurdalık haline getirmek değil, yeni fabrika bacalarını tüttürmektir. Onlara komplo teorisi olarak bakanları değil, sosyoloji ilmiyle bakanları dinleyiniz. Sizin göreviniz dünün değerleriyle bugünün kıymet hükümleri arasında var olan kavgaları ateşlemek değil, yarınları kazanmanın çarelerini düşünmektir. Bu kavga iklimini sona erdirmek elinizdedir. Biraz açıklama, biraz bağışlama, biraz da sabır ve sevgi girdiğiniz karanlık dehlizlerden bizi aydınlığa kavuşturacaktır.”