KIRİZANTEM SAÇLI YUMUŞAK KALPLİ BİR ÖĞRETMEN TAHİR ATİLA ÖNER

Uzun yıllar göremediğim ancak Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nde görevli oğlu Mimar Özkan Öner vasıtasıyla selamlarımızın gidip geldiği Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi’ndeki Kimya Öğretmenim olan Atila Öner’le 1 Mayıs 2013 günü Bedestenlioğlu’ndaki yemyeşil özenle bakılmış bahçesinde randevu üzerine buluşuyoruz. Anlıyorum ki hocamız öğrenci yetiştirmedeki maharetini bu bahçede de bahçıvanlığı ile göstermiş.

Elbette üççeyreğe uzanan yaşın dışında hocam fazla değişmemiş. Yüzü yıllar öncesi gibi güleç, selamı ve sevgisi yine içten. “Hoş geldin Hasan Bey “sözleri karşısında biraz mahcuplaşıyor, sanki bana yine öğrenciliğimdeki gibi “Hasan “demesini bekliyorum nedense.

Hocamın evi lise yıllarında Behzat Polis Karakolu yakınında Gençay Sokağı başlangıcında idi. Bizim evde ona fazla uzak olmadığı için o civarda vakit geçirirdik. O yıllarda Tokat’ta taksi sayısı çok fazla değil ama hocamın azla bilinmeyen bir marka binek otomobili vardı. Var ama sık sık arızalanıyor, marş basmıyor, çalışmıyor. İtilmesi gerek. Biz gençler sanki orada hazır kuvvet bekliyoruz.

Haydi çocuklar! Size zahmet, itin şu taksiyi.

Yollar nasıl olsa boş. İki tır tır, bir pır pır derken bizden güç alan Atila Hocamın arabası yavaştan kanatlanıyor Behzat Saat Kulesine doğru.

Mülakatım sırasında o arabanın neden sık sık arıza yaptığı sorusuna gülerek cevap verdi:

”Okulumuzda İngilizce Öğretmeni İhsan Doğramacı Bey vardı. İyi İngilizce konuşan, elinden her iş gelen becerikli bir arkadaşımızdı. Bindiği arabada İngiliz arabası. Bu araba iyi olmasa o almaz veya kullanmaz diye düşünerek aynı marka 1956 model aldım.

Meğer İhsan Bey arabanın bütün bakımlarını evin bahçesinde gizlice yaparmış. Bize öğretmedi sadece tekerler dönerse yeter sandık. Direksiyondan vitesli idi. Havanın sıcaklığına, soğukluğuna göre ayarlanıyormuş.”

Ortaokulu da Gazi Osman Paşa Lisesi’nin orta bölümünde okuyoruz. Doğrusu o yıllarda namaz kılan öğretmen sayısı bir elin parmakları kadar az. Biz öğrencilerde hiç değilse ailemizden de aldıklarımızın etkisiyle Cuma namazlarını bırakmıyoruz. Ama Atila Hocam hangi camiye giderse biz de oraya. Öğrencilik işte, illa hocamıza gözükmemiz bizim de namaz kıldığımızı bilmesi lazım.

Lise 2.Sınıfta Kimya Öğretmenimiz tertemiz giyinişi ve yakışıklığıyla bilinen Atila Bey. Bilgisi, ders anlatışı, öğrenciler hakimiyeti ve titizliği mükemmel. Ders oldukça akıcı kimse sıkılmıyor ama Edebiyat şubesi oluşumuzdan kaynaklanacak çoğumuz fen derslerine fazla ilgi göstermiyoruz. Ve öğrencinin malum sanatı o derse karşı tembellik oluşunda kopyaya yönelmek. Biz de çaldık kapısını düştük bu hırsızlığın içine nihayetinde bir gün. Hem de Atila Hocamın Kimya yazılısında. Başladık yavaştan yazdığımız özenle hazırladığımız notlara bakmaya. Kim derse ki hoca kopya çektiğimizi bilmez. İnanın bu avunulacak teselli yalanından başka bir şey değildir. Hissediyorum Hocamın beni bu meşgale sırasında göz hapsine aldığına ama uyduk bir kere kör şeytana devam ediyoruz sessizce kopyaya.

Nihayetinde yakayı ele verdik başımda dikilip sessizce hiçbir şey demeden kâğıdımı alıyor. Ne diyebilirim zaten yerin dibine giriyorum. “Atila Hocaya karşı bu yapılır mı?” diye içimdeki kör şeytana kızıyorum. Hocam sıfır vermedi dörtlük yapmıştım o ana kadar, aynısını vermiş. İş burada bitmiyor tabii. Bundan sonra uzun bir süre Atila Hocamın ne yüzüne bakabildim ne de gittiği camiye takılabildim.

Hocam, önce şehre hakim Şahintepesi’ndeki  güllerle bezenmiş bahçeyi gezdiriyor.Ekmek fırınından kebap ocağına kadar  misafirlerini ağırlamak için her şey tamam.Eski Tokat evlerindeki  iş evi  bile mevcut.Ayrıca tarım aletlerinden elektrikli hızar dahil  zengin küçük bir atölye.Anladım ki hocamın ikinci emekliliği bu cennet bahçesinde eşi Tülay Hanım’la burada  geçiyor.

Bir ağacın dalına asılmış el radyosunda Türk Sanat müziğini dinleyerek Hocamla sohbete başlıyorum. Ve artık söz onun:

“20 Mayıs 1945 doğumluyum. Ancak çok çelimsizmişim beni paluza ile beslemeye çalışmışlar.”Büyüyünce de böyle olursa diye askere geç gitsin” düşüncesiyle nüfus cüzdanımı iki yıl sonra 1947 yılında çıkarmışlar.

Babam Ahmet Nazım Öner, annem Şükriye Şenbaş. Babam iç güveysi olarak evlenmiş. Kayınpederinin ve kendisinin mesleği saraçlıktır. Yaşanan dönemde fazla otomobil olmadığı için en parlak sanat at koşumları yapan saraçlıkmış. Emniyet Oteli altında 1963 yılına kadar saraçlığı sürdürdüler.

İlkokula 1955 yılında Cumhuriyet İlkokulu’nda başladım. Öğretmenim Saime Bayraktar’dı. Beşinci sınıfta Niksarlı Abdullah Özer geldi. O yıla ait bir anımı aktarayım. İlkokul beşe kadar inatla çorba içmezdim. Bizim zamanımızda okullarda Aile Birliği Dersimiz vardı. Çorbayı sulandırılmış yemek olarak kabul ederdim. Bu öğretmen bir gün derste çorbanın içindeki malzemelerden, değerlerden ve mideye olan dostluğundan bahsetti. O akşamdan itibaren çorbasız sofraya oturmaz oldum. Bütün ailem hayretler içinde kaldı.

Babam 1963 yılından itibaren eski Halk Bankasının karşısında İstanbul Tuhafiye adıyla iş yeri açtı. İleriye yönelik Centilmen Mağazasının yerinde Filka Tuhafiye açıldı. Tokat’ın o yıllarda tek alışveriş yapılan yerlerinden birisiydi. 1969-1970 yıllarında ölçüsüz harcamalarla maalesef iflas etti. Kardeşim Osman Nurettin Öner’le birlikte İstanbul’a taşındılar.

Biz ilkokulda iken beşinci sınıfta hem yazılı hem sözlü bitirme imtihanları vardı. Anne tarafından dedem Hüseyin Şenbaş Behzat Camii yanında saraçtı. Torunu olarak bana hem moral verici, eğitimi destekleyici mahiyette her sabah rahmetlik Salepçi Remzi Usta’nın  dükkanına  götürür,kurabiye,simit ve süt ikram ederdi.Beni imtihana  öyle gönderirdi bu da beni motive eder moral olurdu.

İlkokullum yazları değişik işlerde çalışarak geçti. Horuç Sokağının altında tenekeci vardı ilk yaz onun yanındaydım. Sobalara punto yapmak üzere tenekeleri büken örs deliğinde çivi haline getirirdim.

Ertesi yaz yine aynı mahalde Behzat Deresine taş duvar ören işçilere öğle yemeğinde çeyrek, yarım ekmek arasına kilo işi yoğurt tartar servis yapardım.

Ortaokuldan liseye geçiş yaptığım yaz mevsiminde ise Radyo Tamircisi Yunus Çiler’in yanında çalıştım. Adeta radyoyu montajı öğrenmiştim. Öğretmen okulunun ilk yaz tatilinde de Kuyumcular içinde Tuhafiyeci Hilmi Aktürk’ün yanında tezgahtarlık yaptım. Burada çalışırken Kuyumcu komşumuz Suverenlere yardımcı olurdum. Altın çekmeği, bilezik yapmayı kısa zamanda kavramıştım. Tabii daha sonra  babam tuhafiye mağazası açınca oranın dekor ve dizaynı, camlarının temizliği yine bana aitti.

Ortaokulla lise aynı binada eğitim yapıyordu. Orta birinci sınıfı şu anki GOP Lisesinin bodrum katında okuduk. İkinci ve üçüncü sınıfı GOP İlkokulunda –orta bölüm diye ilave edilen bölümde-ortaokulu bitirdik.

Ailemizde tahsilli olarak binbaşı rütbesinde Mustafa Öner Amcam vardı. Ona  bir gün sordum:

-Amca ben okuyunca ne olayım?

-Oğlum hiç kimseye tanışma. Öğretmen ol.Dedi.

Sonra öğrendim ki askerlikte emir komutadan yılmış onun için serbest olan öğretmenliği bana önermişti.

Bunun üzerine Tokat Öğretmen Okulu imtihanına girdim.Eski Ticaret Lisesi binasında birinci yılı okuduktan sonra diğer Öğretmen Okulu  binası  tamamlanınca oraya geçtik.1963-1964 Öğretim yılında 18 yaşında öğretmen oldum.

İlk tayinim  merkeze bağlı Ohtap bugünkü Yağmurlu Kasabasının karşısındaki Kızıldrere’ye yakın Üç Göl köyüne çıktı.Merkeple Ohtap’dan ancak üç saatte gidilebiliyorduk.Orada bir yıl çalıştım.Lüks lambası ile geceleri aydınlık sağladık.Camiye teravihe de bu lambayla gidince halkın hoşuna giderdik.

Bir yıl sonra Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü’ne müracaat edip Fen Bölümünü kazandım.Bu arada belki imtihanı kazanamam diye tayinimi önce  geçici olarak Tekneli Köyüne oradan da Altıntaş Kayasu Köyüne aldırdım.Ama bu köylerde hizmetim olmadı.Konya’ya giderken rahmetli Süleyman Adıyaman’a becayiş yoluyla yerimi bıraktım.

Konya benim için manevi iklimi zengin çok farklı bir şehirdi.Sabahları  ne zaman camiye gitmek için okul yurdundan  caddeye çıksam  on, on beş metre yürümeden sanki  telefon açmış gibi mutlaka bir taksi dururdu.Diyebilirim ki bütün sabah namazlarına istisnasız böyle gittim.Bazen de şehirden varlıklı aileler öğrenciye destek olsun diye okula yemek gönderirlerdi.

Okulda Hüseyin Köroğlu adında bir Fizik Öğretmenimiz vardı.Dersi alçak sesle anlatırdı tabi bazı arkadaşlarda bu sessizliğe dayanamaz  uykuya geçiş yaparlardı.Hüseyin Bey bu durum üzerine.

-Oğlum uyuma dinle bu bilgiye bu Türk Milletinin 40 yıl daha ihtiyacı var,hepsini size harcayamam .Derdi.

Kısa boylu çok aktif ismini şimdi hatırlayamadığım Biyoloji Öğretmenimiz vardı.Derdi ki.”Evladım ağzına hoş geleni değil,vücudunuza hoş geleni yiyin”

Metal Kimyası ve Anorganik Kimya okurken iki dersin bileşkesi geçerli notu oluştururdu.Sevinç Hanım diye Anorganik Kimya Öğretmenimiz vardı.Hep yüksek not alırdım.Defterimi örnek olarak bir gün incelemeye aldı.Bakıyor ki bazı konuların başlıklarına  üç yıldız bazılarına tek yıldız koyarken bazılarına da hiç koymamışım.Sorduğu soruların yüzde seksen doksanı üç yıldızlıydı.İsmimi de iyi bildiği için.

-Öner,  sen dersime  seçme mi çalışıyorsun? dedi. Sınıf geçme imtihanında tek bizi hedef alıp soru hazırlamış.Diğer zamanlar beş tam not alan bizler 0,5 not ancak alabildik.Ancak Metal Kimya Dersinden 4 numara aldığım için yine de sınıfı geçtim.İmtihanlar sonrası hocamız yolumu çevirdi.

-Öner,seni alnından öperim.Yine dersi geçmeyi başardın deyince:

-Bütün konulara çalıştım ancak o sorulara daha fazla çalıştım. dedim.

1968 yılı sonunda Eğitim Enstitüsü Fen Bilimleri Bölümü’nden mezun oldum. Daha önceden eşim olacak Tülay Başalan’la nikah yaptırdığımız için eş durumundan Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi’ne 1968 Eylül ayında atandım.

Leman Kayalar Müdür Başyardımcısı idi. Tokatlı ve yeni mezun  olduğumdan benimle çok ilgilendi.Mesleğe ve okula bağlanmamda büyük payı oldu.

Ara sıra daha sonraki yıllarda açılan o zamanki adı Devrim Ortaokulu’na da Fen Bilgisi derslerine girdim. Sekiz on yıl kadar da idarecilik görevinde bulundum.

1980-1981 yılında İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığına atandım. Doğrusu geçmek istemiyordum ama o zamanki Milli Eğitim Müdürü olan Hamdi Gökalp tarafından emrivaki yapıldı. Hatta Hükümetin önünden geçerken pencereden beni görmüş hizmetli göndererek önümü kestirdi. Sonra da okula telefon açıp ders çıkışında beni makama davet ederek bu görevi üstlenmemi istedi. Üç yıla yakın bu görevde bulundum. 1984 yılında bu görevden alınarak Kız Meslek Lisesi’ne tayinimi çıkardılar.1996 yılında bu okuldan 29 yıllık hizmetim sonrası emekli oldum.”

Evet, kıymetli hocam iki erkek Özkan ve Özay ‘la bir kız Özlem’in babası torunlara kavuşmuş şehir manzaralı Şahin Tepesi’nde  günlerini geçiriyor. Şehir merkezine fazla inmiyor. Cuma namazları içinde  ya Takyeciler ya da Haz.Ali Camiini seçiyor.Eğer hocam siz sıhhate misiniz diye merak ediyorsanız Takyeciler Camiine Cuma namazına gidin.Hocam namaz sonrası sizi  taksisine alıp o güzel bahçesinde beklemediğiniz şekilde ağırlayacaktır.Bizden söylemesi.Şahitlerimiz de var hem.İsterseniz soruverin,Erdal Gülten,Turan Bilbay,Sıtkı Erçin ve Tahir Türkmen hocalarım.

Sıhhatli ve mutluluk dolu yıllar hocam.