GÖNLÜMÜZÜN ŞAİRLERİ

Şiirin ruh dünyamızı tamir hususunda kimsenin tartışması yoktur. Şiir, insan varlığının bütün dokularını, bütün duyularını, bütün hislerini, bütün algılarını, bütün hayallerini, bütün hatıralarını bir kaç mısrada derleyip toparlayarak önümüze en harikulade bir şekilde ortaya koyan eşsiz bir bedii üründür.

Kim hangi ilham perisinden etkilenerek şiir adına ne yazmışsa kabulümüzdür. Fakat şiirler ve şairler vardır onlar öncelikli makbullerimizdedir… Geçmişten geleceğe doğru buraya; ta Fuzuli’den Baki’den, Nedim’den ve Taşrıcalı Yahya’dan başlayarak bir liste yazacak olsak, her halde bu yazının sonuna kadar hemen her alanda onlarca hatta yüzlerce şair ve şiiri sıralayabiliriz. Belki bir gün bu şairlerin şiir poetikalarını yazıya dökmek mümkün olabilir. Çünkü her şairin mutlaka insan ruhunun bir tarafını okşayan bir şiir vardır.

Harput Diyarının Usta Kalemlerinden Bedrettin Keleştemur kardeşim yıllar önce bu konuda bir yazı yazmıştı. Bu yazıyı buraya olduğu aktarmak bir açıdan duygularımın yansımasından başka bir şey olmaz.

Bazen eski şairler; aynı anda, aynı konu ve aynı vezinle birbirine benzer “nazire” şiiri yazmışlardır. Bedrettin Keleştemur kardeşimle benim fikirlerimin de bu denli yakın olmasını yoksa nasıl izah edebiliriz?

Niyazi Yıldırım Gencosmanoğlu ve Dilaver Cebeci Ustalar Hakkında iki gönül, bir kalem anlayışıyla bu yazıyı aynen almak bir gönül borcu olsa gerek…

Bu Yazı 2008 yılında yayımlanmış bir yazıdır.

Bedrettin Keleştemur kardeşim yazıya şöyle başlamış: Elimde iki yürekli insanın, ‘oku ve yorumla..’ diyerek hayatın içli ve ürkek sayfalarını önüme serdiği mükemmel tablo güzelliğinde iki eser!.. 23.12.1988 tarihli, “sağlık ve saadet dileklerimle.” karanfil kokulu bin bir yüreğin kalp atışlarını duyduğumuz mısraların, ‘Destanlar Burcuna.’ otağını kurmuş şairinden bir edebi/ Türk milletine ebedi kalıcılığı olan eser!

Her kelimesinde farklı, kilim deseninde anlam motifleri bulunan, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu şüphesiz Türk Edebiyat Tarihinde bir döneme imzasını atmış; kâh bir yürekli bahadır, kâh Türk’ün Korkut Atası, kâh Alp Er Tunga’nın günümüzdeki soluğu olmuştur.

Niyâzi, sözlükte; “Niyaz eden, yalvaran.” anlamlarına geliyor!. Ondaki yakarış; coğrafyayı karış karış vatan yapan değerleredir!. Bir büyük davaya özünden gelen sözlerle sahiplenmedir!

‘Yıldırım.’ isminde nice sevdaları bir arada görmemiz mümkündür. O ismin mana elbisesinde neler yok ki? Azerbeycan’ın Namık Kemal’i olarak isimlendirilen ‘vatan ve hürriyet şairi.’Elmas Yıldırım’ın,  her mısrası ‘gül kokulu.’ isminin sanki onda tecelli edişine şahit olabilirsiniz. Ve de, Anadolu’da, Türk Birliği’ni kurmanın ideali ile kavrulan büyük Türk Hakanı ‘Yıldırımın.’ efsaneleşen sûretini ve de suretini birlikte heceleyebilirsiniz! Bağdadın kapısını açan Gencosman.” O efsaneleşen iradeyi, mısraların siluetinde zevkle seyre dalıyoruz.

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nda çok yönlü bir vizyon görmekteyiz. Öncelikle bu milletin Doğu Türkistan’dan Avrupa’nın içlerine kadar uzanan iki bin yıllık tarihini mısraların ritminde dokumuştur!. O yüksek deha sahibi insanın dile ne kadar hakim olduğunu/ irfan kaynaklarından ne denli beslendiğini görmemiz  eserlerini ‘hafızamıza sindirerek.’ okumamız göstermeye kafidir.. Şairimizin, “Her çiçekten bir dal yeter/ Her devirden bir hal yeter/ Her ufuktan bir al yeter/ Cümlesini desem olmaz.”mısraları çok şeyleri anlatmaya yetiyor. “Hicret 1-11” şiirlerinde, tarihin seyrini değiştiren/ ona yeni bir nakış ve imla getiren Allah Resulünün ve Sahabenin hayatını o kadar veciz bir şekilde anlatıyor ki, içindeki alevin bir yanardağ kadar nazlı ve de celalli olduğunu görmeniz mümkün. İman ve Aksiyon seyrinde bütünleşen bir kamil mümin edası vardır!

            Ve Sitare’nin şairi Dilaver Cebeci! “Tebessümü haritada Türkiye/ Sivasca bakışlım, Hamza görüşlüm/ Göğüs dersen Ergenekon körüğü/ Uğraş meydanına Hamza varışlım.” derken, bu milletin şahsında;  Minderlerin Mehmetçiğine sesleniyordu!

            Destan Şairimiz Niyazi Yıldırım ‘Kızıl Rus İmparatorluğunun yıkılmasına vesile olan.’  Afgan Mücahitleri için yazdığı şiirde ne diyordu; “Moskof tanklarına göğüs gerende/ Ali duruşlu/ Düşman saflarına hamle kılanda/ Hamza vuruşlu/ Ezan okuyanda Bilal çehreli.”

            Yüreklerdeki çağlayışı görüyor musunuz? Aynı hamurdan yoğrulmuş; aynı fırında pişmişiz der gibi gür sesle yükselen bir eda var.

            Dilaver Cebeci, ‘Kadir Gecesi’ isimli şiirinde,

            “Bu gece her tarafta kandil kandil feyiz var

            Yerde Cibril-i Emin, gökte nurdan deniz var.” mısrasındaki mana zenginliğiyle bu gecenin bereketini tasvir ederken, Destan şairimiz, “Şol gökleri kaldıranın/ Donatarak dolduranın / “Ol” deyince olduranın/ Doksan dokuz adı ile.”yakarışıyla, ‘denizlerden deryalara akıyordu.’ Ne kadar dopdolu bir feyiz!

            Dilaver Cebeci,

            “Yirmi birinci yüzyıla beş kala

            Süleymaniye sokaklarında âvâre geziyorum

            İnsanlar tanıdık gibi bakıyorlar yüzüme

            İçlerinden geçeni seziyorum

            Sultan Süleyman’dan kalma bir hüzünlü akşam

            Sessizce okşuyor gururlu kubbeleri”

            O gurur, o heybet karşısında bir derin hesaplaşma, bir iç geçirmesidir şairin! Destan şairimiz, Dilaver Cebeci’nin ruh haletini sezer gibi mısraları dipçikler. 21’e Doğru şiirinde; “Es bre deli rüzgar/ Uzaklardan es/ Asya bozkırlarından, ulu dağlardan,/ Bozkurtların kükrediği çağlardan.../ Es ki, kıvılcımlar yelpazelensin.”

            Ve, Dilaver Cebeci’nin Destan Şairimizin vefatlarında yazdığı “…Ve Hüve’l  Baki..” şiirinde, ‘göç eden bir dönemi..’ anlatır, bizlere..

            Ağdı ta göklere niyazım gitti!

            Yıldırımlar düştü, Niyazim gitti!

            Hâlim, istikbâlim ve mazim gitti!

            Âgah ol İstanbul, uyan ey şehir!

            Allah Kadim, Allah Bâki, Allah bir.”

            Şairin dediği gibi,

            “Şiir; dikenlikte laleye benzer

            Ne fıkraya, ne makaleye benzer

            Şair; vatan içre kaleye benzer;

            AT uşaklığında görmez kârını,

            Korur milletinin itibarını.”

            Aşk ve sevda denizinde kulaç açmanın ne kadar zor olduğunu elbet biliriz. Çetin ve sıkıntılı günlerin bütün ağırlığını omuzlarında taşıyan şairlerin ruh ve gönül zenginliğini de burada görmemiz ve duymamız gerekiyor. Varlık sebeplerinde, bir milletin fazilet mücadelesini görürsünüz! Onların mısralarında, bir durumu/ bir keyfiyeti/ bir kutlu yürüyüşü soluklarsınız.

            Bu kutlu yürüyüşü fark edenlerin gönülleri ne gussa kalır ne, ne de acı… Daima toplumu yön veren, toplumun bütün dokularını tamir etmek için kendi gönül dünyasını heba eden bu güzel insanların Rahmet-i Rahmana kavuşanlarını rahmetle, yaşayanlarını da minnet ve şükranla anmak bizim şiarımızdır.

            Gül diyarında,

Bülbüle gülden başka ne armağanımız olabilir?

            Güle gülü sundular,

Gül diyarında gülden başka ne buldular?

Selam ve en kalbi muhabbetlerimle…