BEN YAPTIM OLDU ANLAYIŞINDAN NE ZAMAN KURTULACAĞIZ!

Demokrasisi yerleşmiş ülkelerde özellikle Avrupa ülkelerinde herkes: ister Başbakan olsun, isterse Devlet Başkanı ve en alt tabakasından tutunda en üst tabakasına kadar yaptığı yanlış işlerin hesabını vermek zorundadır.

                        ABD’de yapılan bir seçimde senatör adaylarından birisi çalıştırdığı bir işçinin iki günlük sigortasını yaptırmadığından dolayı adaylığı iptal edilmişti. İtalya Başbakanı Berlisconi yaptığı yolsuzlukları nedeniyle mahkemede yargılanmış, maddi ve manevi cezaya çarptırılmıştı. Fransa Cumhurbaşkanı bir kadınla gayri meşru hayat yaşadığı gerekçesiyle halk tarafında dışlanmış, yeniden aday olamamıştı.

                      Türkiye’de ise bu gibi olaylar normal karşılanmakta, bir de takdir toplayıp alkışlanmakta ve üzeri örtülüp zamanla unutturulmaktadır. Hiç kimse yaptığı yanlışların hesabını vermemektedir. “Ben yaparım, kimse benim işime karışamaz. Ben ne yaparsam o olur. Çoğunluk beni iktidara getirdi”  mantığı ile hareket edilmektedir.

                     Muhalefet milletvekillerinin özel hayatları araştırılıp kasetlere alınıp tehdit ediliyor da neden iktidar milletvekillerinin özel hayatları araştırılmıyor. Seçim sırasında basına veriliyor. Ondan sonrada ahlak’tan ve faziletten bahsediliyor. Hâlbuki dinimiz “Müslüman, Müslüman kardeşinin kusurunu araştırmasın” diyor.

                     İşte bu gibi yapılan yanlışlıklar ve toplumsal baskılar; Gezi parkında iki ağacın sökülüp yerine alış-veriş merkezinin yapılması hareketi halkta birikmiş olan potansiyeli yani birikimi patlattı. Birilerinin ifade ettiği; “Biz çalışsak çabalasak halkın bu şekilde birleşmesini sağlayamazdık, ama yapılan bir hareket onların bir araya gelmesini sağladı.”gibi sözleri gerçeğin ta kendisi değil mi?

                Halkı harekete geçiren bu potansiyel sebepler neler olabilir?

 

·         Cumhuriyet rejimi eskidi, Atatürk inkılâpları bitti.

·         Türkiye iki ayyaşın yaptığı Anayasa ile idare ediliyor.

·         T.C’yi tabelalardan kaldırdılar.

·         Milli Bayramların kutlanmasını aksattılar.

·         10.yıl marşı yerine Mehter marşı koyalım dediler.

·         TSK’lerinin kıyafetlerini Suriyeli teröristlere giydirdiler.

·         Seçilmiş Milletin vekillerini cezaevine soktular.

·         Reyhanlı faciasını Suriyeli katilleri korumak için örtbas ettiler.

·         Sınırlarımızı kevgire çevirip yolgeçen hanı yaptılar.

·         Kotalar koyarak tarımımızı mahvettiler.

·         Limanlarımızı, havaalanlarımızı, madenlerimizi yabancılara peşkeş çektiler.

·         Okul kitaplarından adımız-andımızı kaldırdılar.

·         Ne Mutlu Türküm Diyene sözünü dağlardan, taşlardan sildiler.

·         APO’nun talimatlarını uygulamaya başladılar.

·         Anayasa’dan Türklüğü sileceğiz dediler.

·         Zina yasasını çıkartarak, zinayı serbest ettiler.

·         Domuz etini vitrinlere koydurdular.

·         Vatan ve Millet kavramlarını yozlaştırıp Şehide “Kelle”,APO’ya “sayın” dediler.

·         Vicdan-ı ret’i çıkararak gençleri askerlikten soğuttular.

·         Kuzey Kıbrıs’ta çözümün önünde engel oluyor diye rahmetli Rauf Denktaş’ı Türkiye’de istenmeyen adam ilan ettiler.

·         Peygamberimize hakaret eden Ramussen’i NATO genel sekreterliğine seçtiler.

·         Emeklisini ve işçisini tersleyerek “Ananı da al git” alay ettiler.

·         Kendileri için özel yasa çıkarıp torunu torbasının sosyal giderlerini karşılamak için ellerinden ne gelirse yaptılar.

·         Bürokratlar, daire başkanları, müfettişler, din görevlileri, yargı mensuplarının maaşlarını ve ek göstergelerini yükselttiler. Ama emekliye gelince “Bütçe açık veriyor” bahanesiyle dalga geçtiler.

·         Çiftçi vatandaşa “Allah gözünü doyursun” diyerek alay ettiler.

·         Halkı yatıştırmaları gerekirken gerdiler. Muhalefete de; “Senin 100 bin topladığın yerde ben 1 milyon kişi toplarım. İşi buraya getirmeyin!”

·         İstiklâl Savaşı diye bir savaş olmamıştır.”dediler

·         Halkın tepkisini küçümseyerek; “Tencere tava, hep aynı hava” mantığıyla hareket etiler.

·         İncirlik üssünde ABD askerlerinin ayakkabılarıyla cami’ye girip minberi, mihrabı tahrip etmesi ve Kuran-ı Kerim’i yırtıp yere atmalarını görmezden gelmek neyin nesidir.

·         İzmir Alaçatı’daki camiye Kültür Bakanı’nın izni ile papazlardan oluşan bir heyetin ayakkabılarıyla girmesine ve orada ayin yapmalarına göz yumuldu.

·         Trabzon’un Zeytinlik Mahallesi’nde bulunan tarihi Zeytinlik Camii yol yapımı bahanesiyle yıktırıldı.

·         Hollanda firması Malatya’da bir hali satın aldı. Bu halde bir tarihi camii vardı ve bu camiyi bu firma AVM yapacağım diye yıktı.

       Bu maddeleri çoğaltmak mümkündür. İşte yazmadıklarımız da dâhil hepsi yapılınca bir birikim oluştu. Toplumsal gerilim en sonunda patladı. Halk sokaklara çıkarak boşalma ihtiyacı hissetti.

       Anlayana bu halkın bir uyarısıdır. Hiç kimse kerameti kendinde aramasın! Ne Harun’lar, Karunlar, Hitler’ler, Mussoloniler ve Çarlar geldi geçti. Tarih;  zalimlikleriyle anılan diktatörlerle doludur. “Anlayana Sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” derler. Aynen öyledir. Allah sonumuzu hayreylesin!