YAŞAYAN GÜZELLİKLER

“Güzel gören, güzel düşünür…”

Hayata nereden bakarsak hayatı öyle algılarız. Aslında her şey algıdan ibarettir. ‘Hayatım boyunca mutluluk yüzü görmedim’ diyen insanlar hayatları boyunca doğru açıdan bakmayı becerememiş insanlardır.

            Kültür de öyledir, tarih de, din de, siyaset de, sanat da…

            ….

            Kültürel derinliğimiz hakkında ecdadımızdan miras kalan ve bugün bizler için ulaşılması imkânsız ütopik hatıralar vardır. Onlardan birkaçını hatırlatmak isterim.

            Hani, Fatih Sultan Mehmet Han, tebdil-i kıyafet çarşı – Pazar gezmesine çıkmış. Bir esnaftan alışverişini yapmak istemiş. Bir batman yağ aldıktan sonra bal da istemiş. Esnaf: Şu esnaf komşum henüz siftah yapmadı. Sen git balı da ondan al demiş. O zaman genç padişah 2. Mehmet “Böyle dürüst ve ahlâklı bir milletle ben değil Kostantiniyye’yi, cihanı fethederim, demiş.

                        …

Yine Osmanlı zamanında parası olmayan yolcular Han’larda üç gün ücretsiz kalabilirlermiş. Daha” sonra kendi vicdanının ve imanının yönlendirmesiyle başka bir hana yardımda bulunurmuş.

            …        

Zaviyelerde ıssız bir odada içinde paralar olan genişçe bir çanak bulunurmuş. Allah’la kulun baş başa kaldığı bu odalara girenler ihtiyacı kadar para alır, eli genişlediği zaman da bu odalardan birine girer aldığı parayı iade edermiş. Bazı hayırseverler de bu paraları desteklermiş.  Yıllarca bu paralar eksilmeden hatta artarak devam edip durmuş.

            Peki, ecdadımıza ait bu güzel kıssalar hayalî zamanlarda mı kalmış?

            “Ooo, bu devirde herkes kendi menfaati peşinde, kimsenin kimseye güveni yok,” dediğinizi duyar gibiyim. Aklınıza onlarca kötü örnek geliyordur. Toplumun ne kadar da bozuk olduğunu, ileride de ne kadar bozulacağını çok iyi biliyorsunuz.

            Okurlarım bilir ki ben kötülüklerin ve kötü adamların reklamını yapmam pek. Onun için sizin aklınıza gelen hatta benim de aklıma gelen o çirkin hikâyelerden bahsetmeyeceğim. Belki bildiğiniz, belki bilmediğiniz ama tekrarında muhakkak fayda gördüğümüz bazı gerçek hikâyeleri anlatacağım:

TOKAT’TAN BİR GÜZELLİK ÖYKÜSÜ

            Tokat Reşadiye bölgesinde Tozanlı deresi kenarlarına serpiştirilmiş köylerden il merkezine pek vesait gitmez. Tozanlı yoluna üç beş kilometre uzaktaki köyler sabah erken saatlerde gelir, köyün yol ayrımına bir miktar para, bir sipariş pusulası koyar, onların da üzerine küçük bir taş bırakırlar. Pusulada pirinç, şeker, yağ, deterjan gibi şeyler yazar. Böyle dört beş tane sipariş olur. Tozanlı yolundan gelen minibüs şoförü inip o siparişleri alır, Tokat’tan alış verişini yapar. Akşam dönerken de aynı yol ayrımında durur, siparişleri ve para üstlerini yol kenarına indirir, pusulanın ve paranın üstüne taş koyar, yoluna gider. Kimse kimsenin malına ya da parasına el uzatmaz. Bu asırlık bir gelenektir, hâlâ devam eder…

ANKARA ÇAMLIDERE’DE

            İlk görev gerim olan Çamlıdere’de akşamleyin esnafın dükkân önündeki eşyalarını kapatmadıklarını fark etmiştim. Kola şişeleri, plastik toplar, tezgâhlardaki sebze ve meyveler olduğu gibi ortada…  Çamlıdereli birine sordum: Bunları kimse çalmaz mı?

Adam: “Hayır, hayır”  dedi. Biraz da benim soruma şaşırmıştı. “Burada hırsızlık tarihte görülmemiştir. 5-6 sene önce bir hırsızlık oldu dediler, onu da dışarıdan gelen biri yapmış,” dedi.

GÜMÜŞHANE’DE DE HIRSIZLIK OLMAZ

Geçtiğimiz günlerde Gümüşhane’de asla hırsızlık yapılmadığını şaşkınlıkla duydum. Hırsızlık, haksızlık, haram o kadar sıra dışı ve marjinal bir hâl ki Gümüşhaneliler böyle şeylerin konuşulmasında dahi utanıyorlar.

TREN GELMEDEN YATMAYIZ

Genç bir doktor uzak kasabaların birinde, tren istasyonunun kenarındaki bir eve misafir olmuştur. Yemekler yenmiş, çaylar içilmiş vakit epey ilerlemiştir. İyice uykusu gelen doktor ev sahibine “Siz kaçta yatarsınız” diye sorar.

            Ev sahibi: “Doktor Bey, sen istersen yatağını göstereyim, ama biz saat on ikiden önce uyuyamayız, der. Sebebini merak eden ve soran doktora ev sahibinin cevabı çok manidardır:

“Efendim buraya son tren saat 12’de gelir. Bu istasyon civarında bizim evden başka ev yok.  Ola ki bir gariban yolcu iner de trenden sahipsiz kalır, diye ışığımızı açık tutarız.””

            Ecdadımızın güzel kültürü hâlâ yaşıyor. Bu muazzam kültürün inceliklerini ve derinliklerini tanıdıkça görüyoruz ki kültür bugün de eski güzelliklerini muhafaza ediyor.

            Her şey geçmişte kaldı, diyenleri günümüze olan inançlarını gözden geçirmeye davet ediyorum. Geçmişte hayranı olduğumuz bir davranış mı var: şimdi biz uygulayalım, bize de hayran kalsınlar.

Şimdi bizlere düşen, herkese bu güzellikleri anlatmaktır.

Güzellik ne kadar tekrar edilirse o kadar etkili olur.