FAZIL SAY SAĞIR OLURSA

Mustafa UÇURUM

 

            Bazıları uç noktalarda olmayı sever. Açıklamalarıyla,  yaptıklarıyla farklı olduğunu göstermeye çalışır. Gündemde kalmak için, adını unutturmamak için sürekli bir gayret ve telaş içerisinde olan böyle kişiler her konudan anlar, her şey hakkında fikirleri vardır. Durum böyle olmasa da kendileri böyle olduğuna kendilerini ve çevresindekileri inandırırlar.

            Son birkaç yıldır arabesk müziğin bir yükselişte olduğuna dair ortak bir kanaat olduğu fikri iyice yayılmakta. Bunun sebebi de arabesk müzik yapan sanatçıların dışındakileri sanatçıların bu müziğe yönelmiş olması. Aslında hiçbir zaman revaçtan düşmeyen arabesk müziğin, popçuların ilgi göstermesiyle gözde hale gelmesi düşüncesi pek de akla yatkın gelmiyor. Olsa olsa farklı dinleyici kitlelerine ulaşan müziğin dinleyici sayısı artmış oluyor, o kadar.

            Arabesk, bir kültür olarak ve yaşama şekli olarak zaten hep içimizde olan bir olguydu. Saklamadan, açıkça bu müziği dinleyenlerin dışında bir de gizli dinleyici kitlesi vardı ki bu her zaman olagelmiştir. Kimseye söylemeden, kapalı kapılar arkasında arabesk dinleyenler sonunda kendilerinden birileri de bu müziğe yönelince rahat bir nefes aldılar. Işın Karaca’nın çıkardığı arabesk albümünü sanki maden bulmuş gibi dinleyenler, yıllardır dillerden düşmeyen bu şarkıların tadına ne yazık ki yeni varmaya başladılar.

            Bir müzik türüne tavır almak, onu yok saymak kadar tutarsız bir bakış açısı yoktur. Bir şarkıyı söyleyene göre değerlendirmek, işin boyutunun farklı bir yönde olduğunu göstermektedir.  Bir şarkıyı Orhan Gencebay söylerken dinlemeyip “tu kaka” diyenlerin Işın Karaca’dan bu şarkıyı kendinden geçerek dinlemeleri meselenin üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi olduğunu açıkça göstermekte.

            Işın Karaca’dan sonra şimdi de Şevval Sam “Has Arabesk” adlı bir albümle dinleyicilere ulaştı. Dillerden düşmeyen arabesk şarkıları seslendiren Şevval Sam, bu konuda yorum olarak Işın Karaca kadar başarılı olmasa da cesaret olarak önemli bir adım atmıştır.

            Siyasi parti tutar gibi bir zihniyetle müzik taraftarı olmak herhalde bize has bir durum olsa gerek. Ben bu zihniyetteki insanlardan öylesine şüpheye düşer oldum ki, aklıma arabesk kelimesinin kökü dahi gelmeye başladı. Kökünde “Arap” olan müziği dinlemeyi gericilik sayacak kadar bağnazlar aramızda olabilir diye düşünmeye bile başladım. Yoksa, bir müzik türüne insan neden tavır alabilir ki? Söyleyene mi, dinleyenlere mi bu tepki? Aslında bu bile belli değil. Müslüm Gürses’i arabesk söylerken dinlemeyenler, pop söyleyince Müslüm Gürses’e  hayran oldular.

            Fazıl Say, gündemde kalmak için ara sıra ortaya bir inci atmasını bilenlerden. AKP seçimleri kazanınca ülkeyi terk edeceğim dediğinde nasıl sükse yaptıysa ara sıra böyle çıkışlara ihtiyaç duyuyor. Zaten tam anlamıyla Türkiye’de yaşamayan, Türkiye’ye arada bir gelen Fazıl Say terk etme edebiyatında ne kadar samimi ise  diğer işlerinde de o derece samimidir.

            Sağır olduğum gün ben de arabesk müzik dinlemenin keyfini doya doya çıkaracağım.” diyen Fazıl Say karşımızda. Bir müzik adamının yine bir müzik dalında böyle bir söz sarf etmesi kadar abes bir durum olamaz ama karşımızdaki kişi Fazıl Say olunca insan biraz daha temkinli yaklaşıp rahat bir nefes alabiliyor.

            Müziğin ritmine kendini kaptırmak gibisi yok. Ayrım yapmadan, kulağa hoş gelen her şeyi dinlemek en güzeli Müzikte bile ayrım yapmaya çalışanların, ikilik çıkaranların daha önemli konularda nasıl bir tavır alacaklarını düşünmek bile istemiyorum. Arabeskin, Müslüm Gürses, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur gibi yapı taşları varken fazla da savunma yapmaya ihtiyacı yok zaten.