Bir kez gönül yıktın ise

Ne karmaşık bir hayat yaşıyoruz, fark ettiniz mi? Günde kaç kez yanılıyoruz, günde kaç kez şaşırıyoruz?

Kaç “yüzde yüz doğrumuz” “yanlış” çıktı. Kaç yanlışa saygı duymayı öğrendik zamanla? Ne kadar inandığımızı yaşayabildik, ne kadar yaşadığımıza inanmaya başladık?

            Bunca karmaşanın arasında hayatı boyunca daima tek bir doğrusu olan ve yüzde yüz haklı olarak bir hayat sürenlere nasıl şaşırıyorum bilseniz. Zaman zaman da imrenmiyor değilim onlara. Ünlü bir filmde geçen unutulmaz bir replik vardı: cehalet mutluluktur…

            Başka bir vecize: Tek başına mutluluk utanılacak bir şeydir… diyordu cevap olarak.

            Hangisini tercih edeceğimiz bize bağlı. Bazen bize de değil, zekâmıza bağlı…

            …

            Tarihte birçok büyük ismin hayatındaki dalgalanmaları ya anlamayan, ya da inkâr edenler bir şeyi göz ardı ediyorlar. Sıradan zekâya sahip bir insan babasından A Takımını tutmayı öğrenir ve hayatı boyunca aynı takıma sadık kalır; yine ailesinden öğrendiği doğrular vardır; son nefesine kadar o doğrular değişmez. Ailesi B partilidir ve o da ömrünce B partisinin ateşli bir savunucusu olur. Kendi fikrini asla sorgulamaz, sorgulayamaz. Çünkü sorgulama yapmak için zekâya ihtiyaç vardır.

Hâlbuki büyük zekâ sahiplerini zaman zaman tutarsız görebilirsiniz. Çok sağlam inançlı dönemleri ya da inançlarına karşı sorgulayıcı oldukları dönemleri görebilirsiniz. Çünkü Allah onlara üstün bir zekâ bağışlamıştır. O zekâ yerinde durmaz, sıradan akıllar gibi hantal değildir; kıpır kıpırdır. Ve bu hareketlilik sıradan beyinler için dönekliktir, imansızlıktır, istikrarsızlıktır, aptallıktır…

            Bu kadar bilinmezlik içinde sorgulayan beyin sahipleri Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi: “Gördüm ki ateşte, cımbızda yokmuş; fikir çilesinden büyük işkence…” daima işkence çekerler. Bu işkence zekânın zekâtıdır.

            Sıradan insanlar mutludur yine… Ama başka bir boyut daha vardır ki, sıradan insanlar tahammülsüzdür. Kendi doğrularına alternatif olabileceğini asla kabul edemezler. Alternatif olan bütün görüşleri yok etme eğilimleri vardır. Dünya saadeti yalnızca onlar gibi düşünmekten geçer. Onlar gibi olmayanlar en ağır hakaretleri hak ederler, onlara zulüm revadır, onların katli vaciptir; ya da onların imhası aklın icabıdır…

            Özellikle sosyal medyada son günlerde şahit olduğumuz ve seçim dönemlerinde de kendini gösteren saldırgan tutum insanlardaki zekâ sorunun dışında ahlak ve vicdan sorununun da olduğunu göstermektedir. Akıl tutulması tabiri yanı sıra vicdan tutulması da geçerli bir tabirdir. Zihinler ve ilişkiler kitlenip kalmaktadır. En ağır küfürlerle savunulan fikirler, karşılıklı hain ilan edilen zıt kutuplar, hakaretler, hakaretler, hakaretler…

            Çözüm ne?

            Aslında çözümü de dışarıda aramanın manası yok. Bizim Yunus var… O özetlemiş her şeyi. Çok sade, çok açık…

Hiçbir şey insan kalbinden daha değerli değil.

“Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığı namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin, yüzün yumaz değil”

 

            Eğer ki Allah aşkı kalbimizin en orta yerinde SÜVEYDA adı verilen küçük kara noktada ise, o kara nokta KABE’dir. Kalp kıran, KABE’yi yıkmış olur.

            O zaman her şeyin değişken, gelip-geçici olduğu bu ortamda değer mi insanı üzmeye. İnsan siyasetten de fikirlerden de daha değerlidir. Hepsi gelip geçer ama kul hakkı kalır. Her şey düzelir ama kırılan kalp düzelmez.

            Fikrinin ateşli savunucusu kardeşim, sen Yunus’tan, Mevlana’dan daha mı akıllısın? Allah bile yaşamasına izin vermişken sen nasıl yaşamalarını çok görüyorsun onların. Taif Şehrinde taşlanan Peygamberin duasını hatırla…

            Ve sen dini referans edinmeyen insan, insan merkezli düşündüğünü söylüyorsun da insanı nasıl yok sayıyorsun? Görüş ayrılıkları insanlığın icabı değil midir? İnsanı küçümsüyorsan, sen nasıl insan merkezli olabilirsin?

            Hadi biraz hoşgörü, hadi biraz sevgi, hadi biraz vicdan, hadi biraz insanlık, hadi biraz güler yüz…

 

 

                                                           Mahmut HASGÜL