ÇOK KAYGILIYIM

Gündemimiz hiç yerinde durmuyor. Takip etmeyenler belki de en şanslılar arasında. Neyi, nasıl, neye göre takip edeceğini bile bazen kestiremiyor insan. Gezi, Taksim, bol provokatör, dinelen adam, suçlanan polisler, masum taş atan ve ortalığı masumca yıkanlar (!), bilindik muhalif söylemler, batıya çanak tutan televizyon kanalları, mesele ağaç değil, Lice, bol kaygılı sanatçılar…

            Evet, sanatçılarımız kaygılı. Şimdi bu cümleyi kurarken bile kaygılı olanların adlarını düşündüm. Sanatçı yerine kullanacağım başka bir sıfat bulamadığım için mecburen sanatçı dedim. Aslında sıfat var onlar için de şimdi sıfata da yazık. Bugüne kadar memlekette neler oldu neler de kaygılanmayanlar şimdi kaygılanıyorsa ben bundan kaygı değil başka anlamlar çıkarırım. Zaten bu zevatın neden kaygılandığını da anlamak mümkün değil. İşleri aksamadı, devletin bütün nimetlerinden gani gani faydalanmaya devam ediyorlar. En yeni örnek Levent Kırca. Oynadığı oyunda başbakana hakaret ediyor ve oyununun parasını Kültür Bakanlığı’ndan alıyor. Nankörlüğün sahneye yansıması bu olsa gerek.

            Kaygılanın baylar bayanlar. Siz kaygılanın ki bizler sizleri daha iyi tanıyalım ve ona göre bilelim kim kimdir diye.

            Ben de kaygılıyım. Ramazan geliyor, sofrasına bir kuru dilim bulamayacaklar için. Gazze için, ümmet için, yaz sıcağında ekmek parası uğruna alın teri dökenler için, tarlada iki büklüm olanlar için, dünyanın bir ucunda zulme uğrayan kardeşlerim için ve daha niceleri için kaygılıyım. Bizim san-atçılar bu saydıklarım için kaygılanmazlar. Çünkü onların henüz burunlarının ucunu bile görecek durumda yok. Çünkü kaygılılar. (!)

 

TEYZELER DE KAYGILI

 

Birçok şeyin yaşı olmadığı gibi spor yapmanın da yaşı yok. Herkes dilediği gibi sporunu yapıyor. Son yıllarda özellikle teyzelerin spora olan düşkünlükleri gözle görünür derecede arttı. Özellikle sabah saatinde yürüyüş alanlarında, ağaçlıklı sakin yerlerde gruplar halinde teyzeler yürüyorlar. Elbette onların yürüyüşü bazıları gibi vurup kırmak için, vatan millet malına zarar vermek için değil. Sağlıklı kalmak için.

            Tabiî ki yürürken de memleket gündeminin kulağını çınlatmıyor değiller. Soluklanmak için oturdukları bankların etrafında kulak misafiri olduğum kadarıyla memleket gündeminden onlar da epey haberdarlar. Olaylar, yürüyüşler, memleketin gidişatı derken bir bakıyorsunuz tam bir açık oturum. Teyzeler olaylardan rahatsız. Vatanın, vatandaşın malına zarar verenlere karşı çok tepkililer. “Kolay kazanılmadı bu topraklar.” diyorlar. “Sandık varken kırıp dökmekle nereye varılır?” diyorlar. “Şöyle bir baksınlar komşu ülkelerden hangisine bahar geldi ki bize kırıp dökerek bahar gelsin.” bile diyorlar.

            Fakat hepsi de kaygılı. Onların kaygısı “kiloları, akşam ne yapacağız, evi ne zaman temizlesek..” gibi konular etrafında şekilleniyor. Çünkü son sözü en yaşlı, yürüyenlerin arkasından yetişmeye çalışan teyze söylüyor. “Şükür ki memleket emin ellerde kızlar, hadi yürümeye devam.”