B ir GÜMENEK vardı ki..., Hayali Cihan Değerdi...!

GÜMENEK...! Tarihteki adıyla COMANA-PONTİCA. Bir devrin, bir uygarlığın kalıntılarının gün yüzüne açılmak için bekletildiği yöre...

                Üzerinden altı medeniyet geçmiş bir kentin dünyaya açılacak penceresidir Gümenek.

                Niksar, Almus yol ayrımının gülen yüzü, insanı kucaklayan gönül gözüdür GÜMENEK... Bu ayrı bir konu. Yorum yapmak haddim değil zaten. Zira ne tarihçiyim ne de arkeolog... bu  bilirkişilerin işi...

                Benim figanım Gümeneğin çamur sürülmüş çehresinedir. Yok edilen yeşiline, ağaçlarına, yuvasız kalan sincaplarına, kuşlarınadır. Bana acı veren görüntüsünedir.

                Ne yaptınız..! Nasıl kıydınız o güzelim asırlık ağaçlara. Sudan nedenlerle katlettiğiniz kavaklara, ırmak boyunca gelenlere selam sunan söğütlere, söğüt dinlerindeki balıklara ne yaptınız ki...! Ne yaptınız Yeşilırmağın o gizemli, nazlı nazlı akışındaki güzelliğe...! Gümenekte bir şeyler olmuş. Olmaya da devam ediyor belli ki...

                Eyy..! İnsanlar söyleyin lütfen ne yaptınız, niçin yaptınız bu kıyımı...

                Çocukluğumun bir ayrıcalığıydı GÜMENEK gezileri. Hafta boyu hazırlanırdık. Aileler, komşular, dost, akraba ve arkadaşlarla, daha sonra öğrencilerimle en güzel, mutlu, coşkulu zaman dilimlerini yaşardık orada.

                Tokat'ın akciğerleri, Yeşilırmağın kendine çeki düzen verdiği terbiyecisiydi GÜMENEK... Ovanın bereketiydi. Bir doğa bilim dersanesiydi. Tokatlı yağız delikanlıların yüzme hocasıydı. Yeşilin tadına erişildiği bir güzellikti GÜMENEK.

                İki yıldır gidemiyordum. Lakin bir şeylerin olduğunu, sıkıntılı bir görüntü arzettiğini çevremden, basından izliyorum.

                Geçtiğimiz günlerde yurt dışından gelen misafirlerimi alıp gururla, şevkle yeşilin en güzelini yaşamak için Gümeneğe gittik. Gitmez olsaydım da, duyduklarımla kalaydım.

                Gümenek bitmiş, bitirilmiş...! Arabadan inip, etrafa göz attım... Dilim damağıma yapıştı. O devasa güzellikte akan, akarken nereden bakarsan bak seni kucaklayan ırmak görünürlerde yoktu. Günün her saatinde yeşil akan, insanın ruhunu dinlendiren ırmak gömü de kalmış, sinmişti.

                Yanına, kenarına yaklaşırsan görülebiliyordun sularla... O güzelim asırlık çınarlar, kavaklar, çamlar katledilmiş, Yeşilırmağın sularında hovardaca dans eden, dallarına karpuz poşetlerini bağladığımız, diplerinde balıkları barındıran söğütler hepsi kesilmiş.

                Burası GÜMENEK= Gezi yeri= Gezi Parkı= Piknik alanı= Tokat'ın akciğerleri... Ama o yer bu yer olamazdı...

                Bir gelin kızın duvağı alınmışçasına, saçları traş edilmiş çirkin ve acı veren bir görüntüydü.

                Feryadı figan ettim... Ne yaptınız...?! Nedenn..!

                Tokatlı olarak, eğitimci olarak, anne olarak, Tokat'ı seven, ekmeğiyle suyuyla büyüyen biri olarak soruyorum. Sormaya da hakkımın olduğunu düşünüyorum...

                Yeni Gümenek projesi her kimin projesiyse bu proje sınıfta kalmıştır. Çok büyük vebal yüklenerek manevi değerleri de sıfıra indirmiştir.

                Ben Gümenek  te Yeşilırmağın sularını ellerimle okşayamazsam, ona tepeden ve uzaktan bakarsam, söğütlerin gölgesinde kuş cıvıltılarını dinleyemezsem Gümenek benim diyebilir miyim..? Çok üzgünüm...

                Bir güzellik, bir yeşillik bu kadar mı acımasızca katledilir. Sözde spor kompleksi adı altında yürüyüş parakuru ve voleybol sahası yapmışlar. Alakası yok. Stres yükleniyorsun tamamen. Güneş tepeni yaka yaka yaptığın spor anlayışı bu demek ki... Her yer toz ve çamur içinde...

                Ahşaplardan yapılmış oturma yerleri ise sevimsiz mi sevimsiz sırıtıyor insana. Yanlarına dikilmiş hayalet timsali ocaklar, göz estetiğini tırmalayan bir kirlilik... Dahası da var..! Oturma yerlerinin bulunduğu alanın tam ortasına yapılan hala çevreye yaydığı kokularla isyan ettiriyor.

                Hangi mimar, hangi peyzajcı yapmışsa düzenlemeyi...!, Sevgili Tokatlılar, büyüklerim ne olur beni affedin "İçine edilmişliğin böylesi..." tabirini kullanmak geliyor içimden. Çok özür diliyorum.

                Canım annem, her gittiğinde vakit namazlarını yemyeşil çimler üzerinde kılar, bir de bu güzellikleri bize yaşatan Allah'a şükür namazı ifa ederdi hep. Kabaca yapılmış, toz, duman içinde, kapkara beton yığını mescitin yerini gören annem bile isyan etti.

                Şeytanın avukatlığını hiç sevmem. Ama bazen de yapmadan duramıyor mecbur kalıyorsun. Gümenekte olumlu bir gelişmeyi gören, onaylayan varsa beri gelsin.

                Yeşil Tokat kan kaybediyor.., Yeşil Tokat göçlerle can kaybediyor..! Lâkin kazanan kim...? Suçlu kim...?

                Bu piknikten hiç tat almamıştım. İçim yanıyor, canım acıyordu. Altında otururken daldan dala atlayan sincaplar, tepemize düşen çam kozalakları, ibretle izlediğimiz kuş yuvaları yoktu artık. Olamayacaktı da.

                Karınca yuvaları kirli suların altında kalmış, böcekler can çekişiyordu.

                Derin bir iç çektim.

                Ahh... Gümenek, Tokat'ın nefesi, gençlerin, yaşlıların, çocukların yaşamdan tat aldıkları güzel yer. Yeşilinin kışın bile diri kaldığı cennet yöre, kolunu, kanadını budamışlar..

                Hava kararıyordu. Irmak kenarına gittim. Sularına uzanmak, hoşçakal demek mümkün değildi. Uzaktan kurbağaların çığırtkan sesleri geliyor, aralıklarla gaklayan kargaların seslerine karışıyordu.

                İnsanlarda toparlanıyorlardı. Bir anda elimin üzerinde bir acı hissettim. Sivrisinek ısırmıştı.

                Eyvahh..! Korktuğum başıma gelmişti..! Arkama bakmadan, arabaya yönelip güne ve GÜMENEĞE elveda diyerek oradan  ayrıldım...!

 

                Esen kalın.