ILIK BİR AKINTI

Osman BAŞ

Temmuz ayı sıcaklarının zirvesiyle Ramazanın ilk oruçlu günlerindeyiz. Güneş bulutlara aldırmadan, merhaba demeden, muhatap da olmadan mevsim normallerinin üzerinde yeryüzüne gerekli ısı ve ışığı ihtiyaç fazlasıyla göndermektedir.

            Sular ısınıyor, ısınıyor, ısındıkça yeryüzü kuruyor, gökyüzü yanıyor, nefesler zorda kalıyor.

            Mevsimlerin alt ve üst çıkıntılarını, yan ve ötesinin mevcut durumunu inceleyecek akademik ve bilimsel çalışmaları uzmanların yapması ve herkesi mutlu edecek açıklamalarda bulunması elbette güvenilir olur.

            Suyun taşı deldiği merkezlerde yapılan incelemeler sonucunda suyun sürekliliğinin ortaya çıkmıştır.

            İnsan hayatında fırtınalar hangi yaş sonrasında harekete geçmektedir. Sefere çıkış noktasından hedefe merhaba dediği vakte kadar geçen zamanın insan hayatıyla elbette bağlantısı var. Şimşeklere aldırmadan, volkanları görmeden, alanda yanması gerekli ne varsa tüm hücrelere kadar yaşanması gerekenlerin zamanı geldiği an, vakittir.

            Toprağa düşenler. Toprağı özleyenler, toprağı öpenler, ekenler, mahsul yapanlar, alın teri ile ailenin rızkını kazananlar, su verenler, ağaç dikenler dahası şehit olanlar…

            “Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.”

            Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” hitaben yazdığı, şiir ötesi bir aşk ve sevdanın paylaşımıdır.

            Nedendir bilmiyorum, “ vaktin sonrası “ ifadesini sürekli kullanıyorum. Bana ne getirir, bende ne bırakır takılmadan kullanıyorum. Bazen duygu da alıyorum yazarken veya okurken. Vaktin sonrası ifadesinin derinliği, dünya hayatım sonrasını da işaret ediyor.

            Sevgiliye gel çağrısının vakti geldiği inancıyla yapılan bütün görüşmeler kendi ikliminde ıslandığı anlar ki “gel” denmiştir.

            Değerlendirme, düşünme faslı çoktan geride kalmış, saatler, dakikalar ve saniyeler tükenmiştir. Karar anı gelmiş, kelimeler dil üzerinde sörf yapmaktadır. Ferhat’a Şirin, Yusuf’a Züleyha olmak için saniyeler sayılıdır.

            Olumlu ve olumsuz yarınlarım, bilmezlerim, özlemlerim, vuslat için gece gündüz dualarım için hareket halindedir.

            Dünyalık nimetlerde cazip geliyor, bazen dualarımı süslüyor.

            İftar sofralarımda kaşıklar ve tabaklar çoğalsın istiyorum.

            İftar sofralarımızın feyz ve bereketiyle dualarımızı kabul eyle Allahım.

            Usul usul, gece tutuyorum uykularımın ara sokaklarında. Nefeslerim ciğerlerime inerken kendi damarlarımda ılık bir akıntı hissediyorum.

            “Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.”

            Çanakkale, Dedemin babası ve kardeşinin de şehit olduğu mübarek mekân. Her yıl en az bir hafta kalıyor ve mutlaka şehitliği de ziyaret ediyorum.

            Değerli okuyucularım; Mübarek Ramazan Ayının sizinle birlikte ailenize ve Türk-İslam Âlemine hayırlara vesile olmasını diliyorum.

 

            12.07.2013 / ANKARA