Leylek Hikayesi

Leylek göçmen kuşlar grubundandır. Bahar olunca sıcak ülkelere giderler. Orada beslenmelerini ve yavrularını yumurtadan çıkartır, besler büyütür. Yavrularını büyütürken anne ve baba nöbetleşe yavrularını beklerler. Biri gelmeden diğeri yuvayı terk etmez. Yuvaya gelen mutlaka kursağında yavrusuna yiyecek getirir.

İtalya’da avcılık meşhur olduğu için uçan kuşları vururlarmış. Geçenlerde hava sahalarında iki leylek gördükleri için gazetelere haber konusu olmuş.

Leylekler gittikleri binlerce kilo metre yolu yavrularıyla birlikte dönen uçan hayvanlardır. Ailesine bağlı, yardımlaşmayı seven, eşine ve yavrusuna sadık hayvanlardır. Halk arasında hacı leylek de derler.

Leylek ve bir ailenin kısa öyküsünü sizlerle paylaşmak isterim.

Sivas'ın Gürün kazasının Koyunlu koca (eski hamal) köyünden İdris'in oğlu Molla Sönmez 1973 yılında Tokat'ın Turhal ilçesi, Varvara mahallesinden iki katlı bir ev satın alır. Molla Sönmez, eşi Esma, kız kardeşi (görme özürlü) Döndü, oğlu Mustafa... Mustafa evin tek oğlu ve geçimini sağlayan kişi. Mustafa'nın eşi Sevim ve çocukları Ayden, Ayten ve Ayhan. Ayhan doğuştan özürlü doğmuştur, yatalak ve bakıma muhtaçtır. Ayhan, 1979 yılında doğduğu yıl, iki katlı evlerinin çatısına leylek de yuvasını yapmıştı. Evin geçim kaynağını Mustafa lokantada aşçılık yaparak sağlamakta. Sekiz kişilik aile seksen metre karede, leylekler de bu evin çatısında mutlu ve mesut yaşar giderlerdi. Molla, eşi ve kız kardeşinin yaşları bir birlerine yakındı. Döndü'nün gözleri kör olmasına rağmen yemek yapar, bulaşık yıkar, seslerinden insanları tanır, hatta dikiş ve düğme de dikerdi...

Molla Sönmez tahtadan yapma mahadın bir köşesindeki kilim dokumalı halıların üstüne yaslanmış, eli kulağında eski köy günlerine dalıp gitmişti.''Sivas'ın karı tipisi, soğuğu boldur ama bizim oralar da ayazı daha da bol. -Heyyy gözünün çapağını yediğim soğuk, bir fırsat ver de koyunları sulasam, hayvanları yemlesem ne olur. Kar olanca hızıyla yağar, Molla pencereden karın yağışını seyrederken bir yandan da kehribar sarısı tespihinin şakırtısı şak, şak sanki müzik söyler gibi sessizliği bozardı.

Esma ocak başında bulgur aşı pişirirken bir yandan da inek yağını kuplu siyah bakır tavada eritir. Yağı üzerine soğanı ince ince  keserken gözlerinden yaşlar yanaklarına akmaya başlar. Keder ve efkarını da bir türküye yükler.

(Asr-ı gurbet harap etmiş köyümü./Bülbül gitmiş, baykuş konmuş gel hele./Ben ağayım ben paşayım diyenler./Kapıları kilitlemişler gel hele.  // Bir ev burada bir ev karşıda kalmış./Hele sorun bizim komşular n'olmuş./Bizim köye benzemiyor gel hele..(Ali Kızıltuğu.)

Kızaran yağı çorbanın içine dökünce (coş) diye bir ses ve buhar ortalığı kaplıyor.

Molla:-Esma hatun bulgur çorbası ne güzel de koktu yav..Bari salçasını  bol koysaydın.

            Esma:-Herif salçası bol mu, tulu mu, yağlı mı, yerken belli olur? Molla susmuş, rüzgarın sesi karın döne döne yağışı kimseye aman vermiyordu. Kapıdan kimse dışarı adım atamıyordu.''

Molla birden ilkindi, hayal alemi gözlerinden silindi. Ama burnunun direği sızladı. İçine bir acı çöktü. Acaba Koyunlu hoca köyünden gelmekle iyi mi ettik? Bir eve kötülük, felaket çöktü mü tam çöker. Azrail bir defa bu eve konuk olmuştu. Önce Molla, kısa bir süre sonra Esma, bir yıl sonra da Döne hakkın rahmetine kavuştu. Mustafa eşi ve üç çocuğu yaşam mücadelesine devam etmeye başladılar. Mustafa oğlu Ayden ve Ayten evlenerek evden ayrıldılar. Mustafa da emekli olduktan bir kaç ay sonra rahmetli oldu. Sevim özürlü oğlu Ayhan’la kala kalmıştı. Ayhan hareketsizlikten yatalak olduğu için böbrek hastalığına yakalanmıştı. Ayhan'ı Tokat ve Samsun'a götürse de sonuç hüsran. Ayhan’ın ölümünden sonra ki bahar leylekler yuvayı terk ettiler. Leyleklerin Ayhan’la bir bağı mı vardı, yoksa leyleklerin duygusal bir hayvanlardır bilinmez, ama bir gerçek var ki ailelerin ölümleri ve leyleklerin yuvayı terk etmesi.

Sanırım leylekler de huzurlu ve mutlu yuvaların üstüne yuva yaparlarmış.

Hayvanlar alemi ve biz insanların yaşantısı ve kaderleri aynı olsa gerek...