Türkiye

Türkiye coğrafyasıyla, konumuyla Dünya'nın ender ülkelerinden biridir. Bu ülkeden binlerce medeniyet gelip geçmiştir. Her medeniyetin bir eserine rastlamak mümkündür. Her medeniyeti temsil eden insanlar topluluğu bulunmaktadır. Bu ülkede bir bayrak ve dil etrafında birleşerek bugünkü Türkiye Cumhuriyetini oluşturduk. Türkiye'de gözleri olan şer güçler değişik oyunlar ve tuzaklarla Türkiye'yi oyuna getirmeye çalışıyorlar. Bunu bir satranç oyunu olarak düşünürsek, bir kaç hamle öncesini kestirmemiz, hamlelerine hazırlıklı olmamız gerekir. Bir çok oyunu iyi veya kötü atlattık. Şimdi elimizde Kürt-Türk oyunu var. Bu oyunu oynayanlar bir tek Türkiye'yi kapsamıyor. İran-Irak-Suriye-Türkiye oyunu olarak oynamaktadırlar. Irak ve Suriye’de bu oyunlar açıkça oynanmaktadırlar. Üstü kapalı olanlar da İran-Türkiye’de oynanıyor. Türk milleti olarak bu oyuna dikkat etmeli, bilinçli ve akıllı davranmalıyız.

Irak'ta dikta bir rejim vardı. Saddam Hüseyin, ABD güçleri tarafından kimyasal silah ve terör nedeniyle al aşağı edildi. O ülkenin insanları da özgürlük ve demokrasi gelecek diye beklerken tam tersi yaşandı. Zulüm-işkence-vahşet-kan kin-nefret gördü. Canından, sevdiklerinden olduğu gibi yıllardır imar ettiği, alın teri ve emeğiyle inşa ettiği ülkesi yangın yerine döndü. Özgürlük düşünen insanlar, savaşı, ölmeyi öldürmeyi düşünür oldular.

Bir diğer komşumuz Suriye; nereden ve nasıl bir rüzgar estiyse' 'Arap baharı'' bu ülkeyi de kasıp kavurmaya başladı. ''Komşuda pişer, bize de düşer'' misali, bizleri de insani ve maddi durumu vurdu. Suriye'de iktidar yanlıları-muhalif yanlıları her ikisi de kıyasıya çarpışıyorlar. Bu kavgadan kârlı çıkan olur mu? Bilinmez. Ama Mevlana’nın şu sözünü de hatırlamak gerekir. ''İki testi çarpışırsa, biri kırılır, diğeri çatlar. İkisi de kullanılmaz.'' Suriye'de bu çarpışmanın sonunda Şii'ler-Sünni'ler-Arap'lar-Kürt'ler vb. gruplara ayrılabilirler. Komşulukları bundan sonra nasıl olur? Ulus-devlet nasıl olur? Bilemeyiz ama, bundan sonraki yaşamları çetin ve güç olacaktır.

Türkiye'nin başlıca sorunlarından birisi de ''kürt'' sorunudur. İran-İrak-Suriye-Türkiye'nin uç kısımlarından kırparak bir devlet kurmayı planlayan yerli ve yabancı güçlerin hayal ve planları işlemektedir. Türkiye'nin ekonomisinin büyük bir kısmı teröre ayrılmaktadır. Aslında  bu paralar teröre değil de, eğitime, altyapı, bilim ve sanata yatırılsa bu bölgenin kalkınması daha da hızlı olur. Doğuda yaşayan kürt vatandaşlarına Kürt milliyetçiliği aşılanarak çıkmaz bir sokağa sokulmaktadırlar. Yıllardır  çok çocuk yapmak, aşiret olmak, beden ve şiddet gücü oluşturmak için ellerinden ne gelirse yaptılar. Bir  şahsın bir, iki, üç hatta dört hanım alması, her hanımdan on veya on beş çocuk yapmaları gibi.

Aşiretlerin ve kabilelerin oluşumunu kabaca şöyle hesaplayabiliriz. Doğuda bir x vatandaş evlenir. En az on veya on iki çocuğa sahiptir. Biz bunu on çocuk sayarsak, yirmi yıl sonunda x'in, xy çocukları olur. Xy  on tanedir. Evlenirse her birinden de on ar çocuk olursa 10x10=100 çocuk olur. Bir yimi yıl sonrası xy'nin çocukları evlenirse 100x10=1000 çocuk eder. X kişi kırk yıl sonunda 1000 torun sahibi olur. Bunlar eğitimini, sağlığını, işini, sanatını alamadan Türkiye'nin dört bir yanına yayılacaktır. İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Antalya ve doğuda yaşayan insanların büyük bir çoğunluğunu kapsayacaklardır. Bu insanların dillerini konuşmak, eğitim almadıkları için kandırılmaları da kolay olacaktır. İş, aş, barınma, eğitim, sağlık devlete sorumluluk ve yük getirmektedir. Eğitimsiz insana iş ve bilgi aktarmanın da zor olduğunu herkes bilir.

Bizler doğu sorununu el birliği ile çözmedikçe, doğunun ekonomik sorununu eğitimle buluşturmadıkça başımız sıkça ağrıyacaktır. Şiddet, şiddeti doğurur, kin ve nefretle bütünleşir. Bizler binlerce yıl yaşadığımız bu insanlara sevgi ve dostluk kucağımızı açarak, kandırılmışları da uyararak birlik ve beraberliğimizin istikrarını korumalıyız. Aksi taktirde yamalı bohça gibi sırıtır durur. Eğitim ve sevgiyle aşiretlik, ağalık, törenin bitirileceğine inanıyorum. Hace Bektaş-ı Veli'nin dediği gibi''Bilimdem gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.''

Ülkenin mutluluğu insanlarımızın ve çevre ülkelerin mutluluklarıyla kaimdir. Mutsuz bir birey bir ülkeyi, bir ülke Dünya'yı mutsuz ve huzursuz etmeye yeter.

 

 
                      SÜLEYMAN ERKAN