Deprem

Deprem bir doğa olayıdır. Yaşıyorsak bu gerçekten kaçınılması mümkün değildir. Yer altındaki enerjinin yer üstüne çıkması, çıkarken de yer yüzündeki bir takım değişikliğe sebep olur. Bu arada yer yüzünde yaşayan canlılara da zarar verir. Deprem, Arapçada ‘zelzele’ olarak geçer. Bununla ilgili Kur’an-ı Kerim’de “Zilzal” suresi vardır. İngilizcede ‘earth quake’dir.

İnsanlar için, deprem var olan düzenin yıkılması, sevdiklerinin ölmesi demektir. “Bu olay karşısında deprem gibi sarsıldım.” “Deprem etkisi yaptı).” gibi sözleri çok duyarız. Dünya'nın her yerinde deprem olur. Japonya’da daha fazlası olur. Depremle yaşamayı öğrenenler depreme karşı daha az hasar görürler. Ülkemizde bu eğitim tam alınmamıştır. Yakın geçmişte Erzincan, İzmit-Gölcük, Adapazarı, Van depremlerini yaşadık, gördük. İnsanların ölümüne, sakat kalmasına, evsiz, işsiz kalmasına şahit olduk. Yıllar geçse bile yaşamından deprem paniği ve psikolojisini atamaz insanlar. O zaman bilinçli olmalı, depremle yaşamayı öğrenmeliyiz.

Deprem öldürmez, bizlerin yaptıkları binalar öldürüyor insanları.

Türkiye’de yaşanan depremlere bir bakalım:

Erzincan, 26-27-Aralık-1939’da 7,2'lik depremde 32.926 insan hayatını kaybetti. 100 bin kişi yaralandı. Deprem sonucunda 116 bin bina yıkıldı.

Niksar-Erbaa 20-Aralık-1942'de 7.0 şiddetindeki depremde 3 bin kişi hayatını kaybetti. Altı bin’den fazla bina yıkıldı.

Tosya-Ladik 26-Kasım-1943'de 7.2'lik deprem sonucunda 2.824 kişi öldü. Beş binden fazla insan yaralandı.

Yenice-Gönen 18-Mart-1953'de  7.4'lük depremde 265 kişi hayatını kaybetti. 366 kişi yaralandı. 6.750 bina hasar gördü veya yıkıldı.

Bingöl 22-Mayıs-1971'de 6.7 büyüklüğündeki depremde 878 kişi hayatını kaybetti. 700 kişi yaralandı. 9111 bina hasar gördü veya yıkıldı.

Lice 6-Eylül 1975'de 6.9 olan depremde 2.385 kişi hayatını kaybetti. 3339 kişi yaralandı. 23 saniye süren depremin ardından 8149 bina yıkıldı.

Çaldıran-Muradiye 24-Kasım-1976'daki 7.2 şiddetindeki depremde 3.840 kişi hayatını kaybetti. 497 kişi yaralandı. 9232  bina yıkıldı.
            Gölçük, 17-Ağustos-1999'da 7.4'lük depremde 17.127 kişi hayatını kaybetti. 43 953 kişi yaralandı. Türkiye'nin en büyük can kaybının yaşandığı depremin adıdır. 285.211 konut, 42.902 iş yeri hasar gördü veya yıkıldı.

Bolu-Düzce, 12 Kasım 1999'da 7,2'lik depremde 845 kişi öldü. 4948 kişi yaralandı. 15 bin ev ve 2 450 iş yeri yıkıldı.

Bingöl, 1 Mayıs 2003'de 6,4'lük depremde 176 kişi hayatını kaybetti. 250 kişi yaralandı. 625 bina yıkıldı.

Elazığ, 8 Mart 2010'da 6,0 şiddetindeki depremde 41 kişi hayatını kaybetti. 34 kişi yaralandı.

Simav, 19 Mayıs 2011'de  5,9 büyüklüğündeki depremde 2 kişi hayatını kaybetti.

Van, 23 Ekim 2011’deki deprem 5,9 şiddetindeydi. 644 kişi hayatını kaybetti. Yüzlerce vatandaşımız yaralandı. Depremin sonucunda 72.242 bina ve iş yeri yıkıldı veya hasar gördü.

Bu kadar insanımızın deprem sonucunda öldüğü kesin. Bu insanları deprem mi, yoksa ihmal ve cehalet mi öldürdü?

''Deprem insanı öldürmez, bina öldürür.'' sözü ne kadar da doğru değil mi? Deprem altında kalarak sakat kalan, ölen, acı çeken insanların yaşantısı bizlere ışık ve rehber olmalı. Depreme dayalı binalar, konutlar, şehirler inşa etmedikçe bizler ağıtlar yakmaya, dövünmeye devam ederiz. Depreme karşı bilinçlenmeliyiz. Eğitimimizde ve yaşantımızda yerini aldıkça deprem öldürmez demesini bilmeliyiz.

Yer küremiz sadece güneşin çevresinde ve ekseni etrafında dönerek sürekli bir hareketlilik sağlamaz. Dünya'mızın iç kısımlarında da bazı hareketlilik sergiler. Yer yüzü sürekli yer değiştirir. Bükülür, alçalır, yükselir, kıvrılır. Bu hareketlilik yer kabuğu içindeki kıvrımlara neden olarak, ani olarak ortaya çıkar. Titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yer yüzeyini sarsma, sallama olayına “deprem” diyoruz. Depremin büyüklüğünü ölçen cihaza ''sismograf'' diyoruz. Yer kabuğunu oluşturan katmanlar 12 levhadan oluşmaktadır. Bu levhaların en altında sıcak ve sıvı halde bulunan ''manto'' katmanı vardır. Bir büyük kaynayan kazanın içindeki tahta parçasını düşününüz, su üstündeki tahta sabit durur mu? Deprem de yer kabuğunun kırılması sonucunda, yeraltındaki enerji açığa çıkar. Türkiye'deki depremlerin çoğunluğu “tektonik” depremlerdir. Volkanik depremler ülkemizde pek görülmez. Bu depremler Japonya'da ve İtalya'da oluşan depremlerdir. Başka bir depremin adı da “çöküntü” depremidir. Bunlar yer altındaki boşlukların “mağara, kömür ocaklarının galerileri, tuz ve jipsli arazilerin çöküşü sonucu olan depremlerdir.''

Ülkemizin bir deprem kuşağında bulunduğunu unutmamalıyız. Deprem bir tabiat olayıdır. Tıpkı yağmurun yağması, şimşek çakması, rüzgarın esmesi, fırtına olması gibi. İnsanlara zarar veren depremin adı sağlam olmayan binalar, sabitlenmemiş eşyalar, plansız yapılaşmanın adıdır. Toplumsal bilincin artmasıyla, depremden en az zararla kurtulabiliriz. Kendimize ve çevremize yardım etmenin başlıca kuralı eğitimli bir birey olmaktan geçer.

Binamızı iyi bir zemin üzerine kurmalıyız. Deprem yönetmenliğine uygun binada, eşyaları duvara iyi montalamalıyız. (Tv, buzdolabı, vitrin v.b.) Deprem çantasını 72 saat ihtiyacımızı karşılayacak şekilde hazırlamalıyız. Deprem cantası depremin bitiminden sonra işimize yarayacaktır. Deprem çantamızda şunlar bulunmalıdır: Su, kalorisi yüksek ve uzun süreli  korunabilen yiyecekler. (Konserveler, kraker, bisküvi) el feneri, radyo ve pil, çok amaçlı çakı, sargı bezi, ilaç, bir miktar para, bazı önemli noter tasdikli evrakların fotokopisi, ilk yardım çantasında bulunması gerekenlerin başında gelir. Deprem çantası kapıya yakın bir yere konulmalıdır. Altı ayda bir kontrol edilmelidir. Deprem öncesi aile bireyleriyle bir araya gelinip, deprem planı yapmamız gerekir. Deprem sonrası da buluşma noktası tespit etmeliyiz.

Deprem sarsıntısını hissettikten sonra almamız gereken iki pozisyon vardır. Çök-kapan-tutun veya cenin pozisyonu alınız. Deprem sırasında nerede olursak olalım panik yapmamalıyız. Bulunduğumuz yerde kendimizi güvence altına almalıyız. Depremden sonra hasarsız ve sağlam kalırsak, yangın çıkacak doğal gaz ve elektrik şartellerini kesmeliyiz. Türkiye'nin en kapsamlı deprem araştırma merkezi Kandilli rasathanesinden radyodan bilgiler almalıyız. Kendimize, ailemize, yakınlarımıza yardımcı olmak için ekip çalışmasına organize olmalıyız.

Deprem nerden ve nasıl gelirse gelsin, bizler hazır bulunursak depremi en az hasarla atlatırız. Hazırlıksız yakalanırsak bir felaket olur. Yukarda anlattığımız depremler gibi can ve mal kaybımız çok fazla olur.

 

 

SÜLEYMAN ERKAN