HEP AYNI OYUNLAR OYNANIYOR

Üçüncü dünya savaşı Ortadoğu’dan mı çıkacak? Bir türlü sular durulmuyor. Ortadoğu yıllardan beri kirli oyunların oynandığı bir coğrafyadır. Sınırlar cetvelle çizilmiş, yetmiş-seksen yıl aradan sonra tekrar sınırları değiştirerek yeniden devletçikler oluşturmak için uğraşılıyor. Kapitalist emperyalizmin at oynattığı ve menfaatlerin çatıştığı arı kovanını andıran bir bölgedir günümüzde Ortadoğu…

Uzun boylu, patlak gözlü, kıvırcık saçlı ‘Deccal’ın Şam ile Irak arasında huzursuzluk çıkacağı, yani; Suriye ile Irak arasında büyük bir savaşın vuku bulacağı yazılıdır. Bu gün bu bölgede oynan oyunlar ve dönen dolaplar hep onu göstermektedir.

Her gün yüzlerce Müslüman katledilmektedir. İşin acıklı yanı katleden de Müslüman, katledilen de Müslüman… Burada bir tuhaflık yok mu sizce? Yeniçağ Gazetesinde Hasan Demir’in dediği gibi: “Zihnimizin kimyasını bozdular da farkında değiliz. Hiçbirimiz maalesef.

Meselâ her gün 24 saat Mısır’daki darbeyi lanetlersek ve Beşar Esad’a uykumuzda bile hakaret yağdırıp Suriye’de kan döken taraflardan biri olarak, biz gerçekten ‘demokrat olmuş olur muyuz?

Askeri cuntanın cumhurbaşkanı olarak atadığı Mahmut Mansur’un Yahudi olduğu kuvvetli delillerle ileri sürülüyor. Darbeci generallerin ve Mısır yönetimine getirdikleri yahut getirmek istedikleri kişilerin ya Hıristiyan ya Yahudi ortak özelliklerinin Müslüman’dan nefret olduğu artık apaçık yazılıp çiziliyor.

Aynı zaviyeden düşüncelerimizi ve olup biteni ülkemize çevirdiğimizde gördüğümüz tablonun “Türk’ten nefret” merkezli olduğunu apaçık görüyoruz. Bir devlet ki adı Türkiye Cumhuriyeti olacak ve milleti kurucu unsuru ve kahir ekseriyeti Kürd’ü, Laz’ı, Çerkez’i ve diğer bütün unsurları ile “Türk” olacak, amma o ülkeyi yönetenlerin ortak özelliği “Türk’ten nefret” olacak. Vicdan ve akıl işi mi? Hatta kimi bakanları “Türk değilim” demeyi bir “gurur vesilesi” görecek, kimileri “Yahudi olduğunu” imâ eden davranışlar sergileyecek, sonra da tutup, “Bu halkın yüzde 99’u Müslüman” tafrası atarak milletin imânını oya tahvil edecek. Be hey küstah, mâdem Müslüman’sın, o zaman niye ümmeti 36 etnik parçaya bölüyorsun? Mâdem Müslüman’sın niye kendini Peygamber ilân eden Zerdüşt’le gizli anlaşmalar yapıyor, devletini kurduğunda Kuzey Kore gibi bir ucube ortaya çıkaracak bir zalime Müslüman Kürdü kendi ellerinle teslim ediyorsun?

Övündüğün bu süreç başlayalı beri büyük şehirlerden otobüslerle dağlara militan taşınıyor. Üniversite yerleşkeleri terör örgütünün çadırları ile dolu; malum flamaları asmış, “Sevdamız gibi çayımız da kaçak” dövizleri izzeti ikramla militan devşiriyor. Gezi Park’ında olan Polis PKK çadırları çevresinde niye yok?

Ülkeyi terk et” dediğin katiller; sinyaller üzerinden izlendiklerini fark edince telsizlerini Irak’ın kuzeyine gönderip kendileri şehirlere indi, oralarda çadırlar kurdu, sivillere örgüt propagandası yapıyor.

Bu nasıl bir “Barış sürecidir” ki askerin morali sıfıra indi, katilin özgüveni tavan yaptı?

Bir gün “şöyle” diyorsun başka bir gün “böyle” diyorsun. Bizler de, “Yahu senin hangi dediğin doğru” diye farklı konuşmalarını yan yana getiriyor, hem zatıâlilerinizden izahat bekliyor, hem milleti uyarmaya çalışıyoruz.

Amma biliyorsunuz ki, beyhude uğraşıyoruz. Çünkü siz dün ne söylediğinizi ve bugün ne söylediğiniz ve bunlar arasındaki zıtlığı da zaten biliyorsunuz? Görünen o ki aslında sizin bilmediğiniz, “biraz sonra ne söyleyeceğiniz”!

Tıpkı Libya bahsinde “Orada NATO’nun ne işi var, biz buna karşıyız” dedikten sonra, “İzmir’i Libya operasyonları için NATO’ya açtık” mealindeki sözleriniz gibi. “Kardeşim Esat’tan Katil Esad’e, geçişiniz gibi… Bari ne söyleyeceğiniz belli olmadan hiç konuşmasanız ve biz de bu kadar rencide olmasak…

Günlerdir yandaş medya zatıâlilerinizin sabahlara kadar Obama ile Mısır’ı konuştuğunuzdan bahsediyor. Bu bize palavra gibi geliyor.

V e inşallah palavradır diyoruz...

Palavra değilse o zaman…

Mısır için saatlerce Obama’yı iknâya çalışan bir Türkiye Cumhuriyeti yöneticisinin Kerkük’teki Türkmen katliamı için küçük bir ricada bile bulunmaması karşısında vatandaş “Böylesine insani bir meselede bile Türk’ün hatırlanmaması” bizi kim yönetiyor kuşkusunu iyiden iyiye duymaya başlar…

Defalarca söyledik, kılavuz ABD olunca baş beladan kurtulmaz. Başına çorap örmek için Saddam’ı Kuveyt’e soktukları gibi sizi de Suriye işine bulaştırdılar. Dün ortak bakanlar kurulu topladığınız, kardeş Suriye ile bugün bu tuzak yüzünden kanlı bıçaklı olduk. Şimdi ABD Genelkurmay Başkanı tutmuş, “Esad’ın Suriye’deki varlığı en az on yıl sürer” diyor…

 

Ne olacak şimdi Allah aşkına?”