HERKES AYRI TELDEN ÇALIYOR

Demokrasinin tanımı kim yapar, nasıl yapar, hangisi doğrudur bunun orta noktasını bulmak kolay olmasa da anlaşılan şu ki herkesin demokrasisi kendine göre farklılıklar gösteriyor. Büyük kalıplar içerisinde yaşıyoruz, kendi doğrularımız var ve bunların dışına çıkmak belki de hayattaki en güç mücadelelerden birisi. Klâsik bir sözdür ama yeridir diyerek burada kullanmakta fayda var; “Önyargıları yok etmek atomu parçalamaktan daha güçtür.” der Albert Einstein.

İnsanların önyargıları o kadar sabittir ki onu yok etmek öyle birkaç açıkoturumla, ibretlik olayla değişmez. Hangi tv programında gördünüz ki programın başındaki görüşüyle programın sonundaki görüşünde milim oynayan söz sahibi birini. Fikirlerine öyle bağlı görünüyor ki bazıları zannedersiniz fikri değişirse dini de değişecek. O kadar sıkı bağlı fikirlerine.

Elbette insanın bir fikri olmalı. Hayatı yorumlarken, olaylara şahit olurken bir düşünce ortaya koymalı. Fakat savunduğu fikrin doğru olmadığını görüp de daha doğru bir fikre yönelme erdemini de gösterebilmeli. Yeni bir fikre yönelmek, kendini yenilemek öyle sanıldığı kadar da yanlış bir tutum değildir. “Başkaları ne der?” gibi bir aymazlığa düşerek yanlış da olsa düşüncelerine, hayata bakış tarzına sımsıkı sarılmak en hafif söylemiyle bağnazlıktır.

            Aldırmamak gerek.  Önemli olan dosdoğru olmaktır. Yanlışta ısrarcı olmak, başkalarının düşünceleriyle kendine çeki düzen vermek kişiyi gün geçtikçe itibarsızlaştırır. Doğru olan nedir, bu da kişiden kişiye göre değişir. Çünkü ne kadar insan, o kadar fikir.

            Bir fıkra vardır; Çocuk babasının yanına gelir ve sorar, baba bir kişi sizin partiden ayrılıp başka bir partiye geçerse o kişi ne olur? Babası hemen verir cevabı; “dönek” olur oğlum. Tamam baba, o zaman bir kişi başka partiden ayrılıp sizin partiye gelirse o kişi ne olur? Babası yine cevabı verir; “kahraman” olur oğlum.

            Bizimkiler ve başkaları. Ne dersek diyelim böyle bir ayrım var. Mesela; Engin Noyan, Cem Karaca, Ulvi Alacakaptan ve başkaları. Bu kişiler dünya görüşlerini değiştirdiklerinde, Müslümanca yaşamayı tercih ettiklerinde buna sevinenler de oldu üzülenler de. Elbette saygı duyanların yanında bolca eleştirenler de oldu. Eleştirinin yönü genelde bu kişilerin terk ettikleri eski yaşantılarındaki arkadaşlarının tarafından oldu.

            Şafak Sezer çektiği onca filme, diziye karşılık olarak herhalde hayatında hiçbir zaman bugünlerde olduğu gibi gündeme gelmemiştir. Çünkü Şafak Sezer’in bu kez yaptığı hayatının en zor rollerinden biriydi. Her şeye ve dostlarına rağmen ortaya çıkacak ve başbakandan gezi olaylarına karıştığı için özür dileyip yanlış yaptığını itiraf edecek. Bunu yaptı da. Hem de her şeye rağmen. Bunun altında ne aranırsa aransın bir gerçek var ki Şafak Sezer benim nazarımda hayatının en iyi rolünü oynamıştır, “Gerçeği gören adam rolü.”  Darbe sever sanatçılar hemen saldırıya geçip Şafak Sezer’i bol hakaretli sözlerle eleştirdiler. Bu da onların “kör adam rolü”ne yakışan tavırlarıydı. Şaşırmadım.

 

            Kötü örnekleri gösteriyorlar diye birileri feveran edip dursun, göstereceğiz, gözlerine sokacağız ama şunu da unutmayacağız idrakleri çalışmayanların doğruları görmeleri imkânsızdır. Mısır’da olup biteni görüp de hâlâ masum sebeplerin ardına gizlenerek memleketi karıştıranlara ne yazık ki iyi gözle bakmamız beklenmesin. Her gün yüzlerce ölüm haberinin geldiği coğrafyaları görüp de kargaşadan beslenenlerin demokrasi tanımını da merak etmiyor değilim. Mısır darbesinden sonra “sandık her zaman çözüm değilmiş” açıklamaları yapanları unutmamak gerek. Onlar için demokrasi herhalde kargaşayla eşdeğerdir. Onların demokrasisi kendilerine kalsın. Biz iyiliği isteyip iyiliği yayanlardan olalım.