EMEKLİLER KULÜBÜ

-Babam da emekli, kayın babam da. Çok sıkılıyorlar. Vakit geçirecek yer bulamıyorlar. Siz yazsanız gazeteciler olarak biz de desteklesek de bir emekliler derneği kursak nasıl olur hocam?

 

***********************

İki arkadaş sohbetteler:

-Emekli olunca ne yapacağız?

- Kolay, şu andaki emeklilerin yaptığını yaparız. Sen cami beklersin, ben torun gezdiririm.

 

*****************************

Karı koca ikisi de emekli. Bey koltuğa uzanmış, elinde kumanda kanalları geziyor. Hanım elektrikli süpürgeyle odaya girince bey sinirleniyor:

- Şu anda bana manevi işkence yaptığının farkına mısın!

-)) !

 

********************************

 

Türkiye’nin tüm illerindeki temacılar, Erzurum’da toplandık. Özellikle İstanbul’dan gelen genç emekli hanımlar, cıvıl cıvıldı.

-Belediyeden araç istiyor, sık sık yakın çevre gezileri düzenliyoruz, dedi birisi.

Bu sözleri duyan diğer illerin emekli temacılarının iç çektiklerine tanık olduğumu unutamam.

 

**************************

 

 

Emekli hanımlar, kolay vakit geçiriyorlar. Zamanının büyük bölümü ev işleri, torun bakımı, fırsat bulurlarsa kimi derneklere, hatta müzik topluluklarına katılanlar bile oluyor. Kentimizde bir bayanlar kahvesi açıldığını bile hatırlıyorum. Ancak açılmasıyla kapanması bir oldu.

 

Erkeklere gelince en şanslıları, eczacı babalarıdır. Çünkü onlara masası, sandalyesiyle bir makam tahsis ediliyor. Kasa, onlara emanet. Eczaneyi belki de erken saatte onlar açıyor. Ahbapları da geliyor. Çay kahve bedava. İhtiyarlar mutlu ama çocukların, yani eczacıların ruhsal durumunu hiç tahmin edemiyorum.

 

Bir araya gelinse bile emekli sohbetleri de hayli sıkıcı oluyor. Sözü kapan kişi, dağılma vaktine kadar bırakmak istemiyor. Hele bu tip sohbetlerde aynı hatıranın kaç kez tekrarlandığının muhasebesini tutmak bile bir uzun iştir. Anlatıyorsun ama kaç kişi dinliyor, seni? Birine dürterek anlatırsan o başka. yoksa herkes kendi dünyasına çekilmiş, şahsi sorunlarıyla boğuşmaktadır. Senin sözlerin ona bir çeşit fon müziğidir.

******************

Adam kanser olmuş. Terapi sırasında tükürük bezleri yanmış. Elindeki su şişesi ile bir başladı ki konuşmaya. Susturabilene aşk olsun…

 

Bazen temiz, havadar bir kıraathane açsam içinde her çeşit yayın bulundursam ocakçı, garson tutsam diyorum. Oraya kimse gelmez ki. Gelseler bile akşama kadar ya bir çay, ya kahve ya da belki bir ayran içerler. Çünkü herkesin kendine göre bir özrü vardır: kimi hastadır, kiminin de eli cebine gitmez…

 

Böylelerine güvenip iş yeri açanların en geç üç ay içinde kârı kediye yükleyeceğine bahse girerim.

 

Sevgili dostum, yaz dedin yazdım ama yaşımız ilerledikçe çocuklaşıyoruz. Alıngan, nazlı, küseğen oluyoruz. En küçük bir serzenişten alınıyor, çabuk darılıyoruz. Bu durumda arzu ettiğimiz mekânı ne bir kuruluş yapar bize verir, ne de emekliler o mekâna ilgi gösterir. Buna rağmen çalalım bakalım bir maya. Tutarsa tutar, tutmazsa ne yapalım.

 

 

Canımız sağ olsun der geçeriz