SOSYAL MÂBED

Hafta içinde Mübarek Ramazanın uhrevi akşamlarından birini yaşamak için camiye gittim.  Sıcak yaz gecesinin suni serinliği caminin içini kuşatmıştı. İçerde müminler saf tutmuş, huşu içinde vaaz dinliyorlardı.  Arada çocuklar kalkıp dışarı çıkıyor, geri geliyor; masum bir şekilde caminin içinde olmanın verdiği huzuru yaşamaya çalışıyorlardı. Çocuk bu ya, sessiz olur mu? Elbette olmaz, konuşacaklar, oynayacaklar, hatta koşacaklar. Allah’ın evinde elbette O’na yaklaşmak isteyen herkes olacak. Hiç kimse mütekâmil insanlar gibi çocukların kuzu kuzuya oturup sanki elleri kolları bağlı, ağızları bantla kapatılmış bir şekilde camide oturmasını bekleyemez. Beklerse ya cehalet olur, ya da sağırlık olur.

Fakat hiç kimse de çocukları camiden kovmak istercesine, onların konuşmalarını, caminin içinde koşuşturmalarını bahane ederek, çocuklara ve cemaate hakaret noktasına gelecek ağır sözler söyleme cesaretini bulamaz. Evet, o gün akşam gerçekten huzura mutluluğa susamış cemaatin tam namaza başlayacağı sırada imamın kalkıp cemaati azarlarcasına: ” Bir daha bu çocukları ya buraya getirmeyiniz, ya da çocuklarınıza sahip çıkınız!”  gibi tehdit etmesi. Kanaatimce caminin içinde huşu ve huzuru bozdu.

Allah’ın Resulü Peygamber Efendimiz (s..a.v) dünyevi, uhrevi bütün işleri caminin içinde gördüğünü, sahabenin güzünün; açlığını, yoksulluluğunu, ticaretini, konuşmasını, yemesini ,içmesini, giymesini, komşularla  ve insanlarla ilişkisini; kısaca insan hayatının bütün ihtiyaçlarını camide karşıladığını bu hoca efendi bilmiyorsa,  kim bilecek? Kürsüye geçip insanlara öğüt vermenin, ya da imam olup namaz kıldırmanın farkı ne olacak?

Camiler, ümmeti Muhammed’in “Sosyal Mâbed”leridir, namaz kılma evleri değil. Eğer camiler, sadece namaz kılma yeri olacaksa;  sıradan bir ibadethaneden ne farkı kalır? Camileri, namaz kılmanın ötesine sosyal hayatın bir parçası haline getiremeyen zihniyetin, ümmete verebileceği ne vardır?

Bir mahalle camisinin cemaati, kendi mahallesindeki yoksulun, fakirin, hastanın muhtacın, yolcunun, darda kalmışın ihtiyaçlarını karşılamıyorsa;  insanların yüzlerini güldüremiyorsa, o cemaat ne kadar Peygamber yolunun yolcusu olabilir?

İmamlık, sadece namaz kılma memurluğu değildir. Eğer kendilerini sadece “Namaz Kıldırma Memuru” olarak gören imamlar varsa ” ki vardır! Allah onların sıkıntısından bu ümmeti korusun!

İmam: Lider, koruyan, kollayan, yardım eden, müşfik, merhametli, sevecen, mütebessim, ağırbaşlı, bütün cemaatin derdiyle dertlenen, onlara yol gösteren, Kur’ân ve sünnet yolundan çıkanları, güzeller [t1] güzeller güzeli bu yola sevk eden, kâmil bir şahsiyettir.

Ceberrut bir suratla cemaatini ve hele çocukları azarlayan bir imamın gerçekten topluma ne faydası olur,  bilmiyorum. Huşu ve huzur içinde başlayan gecem, bir anda kâbusa döndü. İmamın cemaati ve çocukları azarlamasıyla ortalık sual sorucu bir sessizliğe gömüldü. Vallahi bilemiyorum, benim gibi kaç kişinin o akşam teravih namazı sıkıntıya düştü.

Sebebi kâinat olan Efendimiz (s.a.v), Hz. Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz (r.a) sırtlarında olduğu halde namaz kılmasını; bu imam efendi acaba nasıl izah edecek?

Kırılan çocuk kalplerini tamir etmek için bu imam efendi yetmiş yıl uğraşsa düzeltemez. Allah korusun bir de o çocuklardan biri, bir daha camiye uğramazsa; bunun vebalini nasıl taşıyabilir?

İmamlar, Resul Yolunun rehberleridir.

Azgın ve kızgın rehberi kimse kabul etmez.

İmamlarımız kırk bir kez düşünüp bir kez konuşmalı.

Topluma önder olmak kolay değildir.

Kadri Gecesinin ufkumuza düştüğü şu günlerde daha sabırlı, daha müşfik ve daha mütebessim olmak hepimizin vazifesidir.

Kadir Geceniz ve Ramazan Bayramınız kutlu olsun.

Allah Nice Kadir Gecelerine ve Ramazan Bayramlarına Ümmeti Muhammedi, huşu ve huzur içinde kavuştursun.

 

 

                                                           Mehmet Emin ULU