Zamana Hükmetmek

 

Şu garip dünyanın işine akıl sır erdirmek mümkün olmuyor. Ne kadar uğraşırsan, ne kadar gayret edersen et, zaman su gibi önümüzden akıp gidiyor.

İster elli yıl, ister yetmiş yıl, ister yüz yıl yaşa, değişen bir şey yok… Aldığımız her nefes, attığımız her adım, geçirdiğimiz her gün, bizi biraz daha mutlak sona doğru yaklaşıyor…

Ramazan bayramının mutluluğu ufkumuza düştü düşeli öylesine hoş, öylesine garip, öylesine müstesna olaylarla karşılaştık ki; bunca yaşamışlığın aslında hiç yaşamışlık olmadığını; hayatın her adımının, yeni olaylarla yüzleşmek demek olduğunu bir kez daha idrak etmek mecburiyetinde kaldık.

Hiç beklemediğiniz bir anda, kendi geçmişimizle, yeniden yüzleşmeniz söz konusu olabiliyor.

“Bildim” dediklerimizin hepsinin, aslında bir bilinmezler silsilesi olduğunu anlıyorsunuz.“ Bilinmez” diye bildiğimiz değerlerin aslında gönül dünyamızın derinliklerinde görünmez ve bilinmez bir yerde olduğunu; şöyle bir dokunuşla her şeyin bir anda ortaya çıkabileceğini, hayatın bir anda ne kadar farklı görülebileceğini anlayabilmenin güzelliğini yakalayabiliyorsunuz…

Yaşlanmadan korkanların aklına yanarım...

Yaşlanmak aslında hayatı anlamak, hayatı süzmek, hayatın bütün ayrıntılarının farkına varmak değil de nedir?

Dün gece gölün kenarında mehtabın simli bir sırla kucaklayıp kuşattığı tabiatı seyrediyordum. Gökyüzünde yıldız kümeleri birbirini kıskanırcasına parlıyor, gece böcekleri ışıltıları ile göz kırparak doğu ufkundan batı ufkuna doğru yolcu taşıyan uçaklar; içimde bilmediği duyguların depreşmesine sebep oldu.

Sahi geceleri göz kırparak yıldız kümeleri arasında kaybolan uçaklarla sonsuzluğa yolculuk yapılır mı acaba?

Sahi sonsuzluk nedir?

Susuzluk nedir?

Duygusuzluk nedir?

Gece nedir?

Gecenin öte yüzü nedir?

Ya bir de, bütün hayallerinizi bağışladığınız yıldız kümesi gözünüzün önünden kayıp giderse... Onca kurduğunuz hayal dünyası birdenbire ortadan kaybolursa…

Avucunuzun içindeki dünyanız, yıldızlarla birlikte kayıp suya gark olursa?

Siz, o zaman ne yapardınız?

Sizi bilmem ama her halde ben, suyun içine dalar, sudan bir dünyanın içinde sonsuzluğa doğru kanat çırpardım…

Galiba zamanı anlamak, zamanın peşinden koşmak, zaman hükmetmek sessiz gecelerin arkasında gece böcekleriyle, kirpilerle, tavşanlarla, kuşlarla, tilkilerle, yılanlarla çıyanlarla bir olmak; koyun koyuna yatmak, gecenin öte yarısında tenini okşayan serin kanatlı meleğinin kanatlarında ufuktan ufuğa uçmak olsa gerek…

Velhasıl yaşlanmak aslında zamana hükmetmek değil midir?

Yaşlanmak, çoluk çocuğa kavuşmak, torun tosunla biteviye haşır-neşir olmak; onların mutluluğuyla mutlu olmak, hep sevmek, barıştan ve sevgiden başka bir şey düşünmemek değil midir?

İnsan çevresiyle barışık olursa; barıştan, mutluluktan ve sevgiden başka bir şey de düşünür mü? Hayır, asla!

Ya insan çevresiyle barışık değilse… Bırakalım çevresini, kendisiyle barışık değilse… Asıl işte o zaman kavganın, intikamın, kanın ve ölümün peşinde koşanların haline bakın…

Size bir şey söyleyeyim mi?

Ülkede karışıklıktan hoşlanan; kanla, ölümle, zulümle tedhişle, korkuyla bir yerlere varacaklarını sananların hepsinin en büyük düşmanı aslında kendileri değil midir?

Kendisiyle barışık olmayan insanın, ülkesiyle barışık olması mümkün mü? Hayır!

Zaman hükmetmek, aslında kendine hükmetmektir. Çünkü sonuçta kim ne yaparsa yapsın, ne düşünürse düşünsün bir yere varıp kalakalıyoruz…

Kendini bilen Rabbi’ni bilir. Rabbi’ni bilen de, Rabbinin yarattığını bilir ve onları sever…

Zaman hükmetmek bir başka anlayışla, sevgiye hükmetmek değil midir?

En çok nefret ettiğiniz nedir?

Bir gece, nefreti ettiğiniz nesneyi sabahlara kadar düşünün bakalım, aslında en çok nefret ettiğiniz şey; en sevdiğiniz şeylerden biridir.

Ey ülkemin doğudan batıya, kuzeyden güneye güzel insanları!

Dününüz de, bugününüz de, yarınız da sevgiyle dolsun!

En güzel günler sizin olsun!

 

                                               Mehmet Emin ULU