Ramazanda; bir günün hikâyesi!

Yusuf UÇAR

 

Bayramlar akrabalığı, dostluğu, kardeşliği, birlik ve beraberliği pekiştirmesi bakımından çok önemlidir. Yıllarca birbirini göremeyen eş ve dostlar bayramlarda bir araya gelip dertleşiyorlar ve geçmişlerini hatırlayıp hasret gideriyorlar.

Kimisi yurt dışından geliyor, kimisi İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlerden… Şehirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan gurbetteki eş, dost ve akrabalar kısa da olsa dinlenmek için uzun yolları alarak memleketlerine geliyorlar. Dinimizin en güzel yönü de bu olsa gerek…  

Bayram gezmelerinde; çaylar, kahveler, şekerler, leblebiler ve tatlılar derken midemiz de düğün bayram yapıyor. Kiminin şekeri, kiminin tansiyonu yükseliyor. Kiminin de aksine düzeliyor.

Bana bayramlar çok yorgunluk veriyor desem inanmazsınız? Yaz olduğu için mecburen yaylada kalıyoruz. Bayramda; yaylada bayramlaşma, oradan Tokat’a gidersin orada bayramlaşma, köye gidersin orada bayramlaşma, Niksar’a gelirsin orada bayramlaşma derken Eş, dost ve akraba ziyaretlerini bitirir bitirmez hemen kendini dışarıya zor atarsın. Bu sefer de bayramın üçüncü günü esnaf ziyaretleri başlar. Her ne kadar tatlı bir şekilde dert yansak da bunlar güzel duygular. Allah yeter ki birlik ve beraberliğimizi bozmasın? Ülkemizde, evimizde mutlu ve sağlıklı bir hayat versin.

Niksar’da günün ilk çayını içmek için evden çıkıp yolumun üzerindeki bir kahveye uğruyorum. Tanıdıklarla bayramlaşma, hal hatır sorma ve lafın gelişine göre sohbet ediyoruz. Genç bir delikanlı “İstanbul’dan geldim. Yollar çok kalabalıktı. Yollar çok mükemmel… Eğer öyle olmasa üç gün için bu yorgunluk çekilmez. Ama o kadar yolu geldim Tokat –Niksar arası beni bu kadar yormadı. Ne kadar çok dönemeç var.” Durmuş emmi’ye nasılsın? diye soruyorum, başlıyor anlatmaya… “Allah’a şükür çok rahatım. Ben yaşlı aylığı alıyorum. Evde sakat bir çocuk var. O da 400 ile 500 lira arasında para alıyor gül gibi geçinip gidiyoruz. Allah hükümetten razı olsun. Tarlalar boş duruyor. Ekip biçsek bile yaptığımız masrafın yarısını dahi alamıyoruz. Ekip biçsem ne yapacağım.”

Orta yaşlı ve ismi Salih olan biri lafı alıyor. Başlıyor anlatmaya… “Köyde ne yapılır. Çalışmazsan aç kalırsın. Ekip biçiyoruz, karşılığını bir türlü alamıyoruz. Mazot pahalı, gübre pahalı velhasıl her şey ateş pahası… Ne yapayım diye düşünürken arkadaşın birisi; ‘ulan Salih bir inek al, fazla masrafı olmaz. Sizde arazi geniş, ot bol niye hala kafa yoruyorsun?”dedi. Aklım yattı bu işe ve 7500 lira verip bir inek aldım. 30 kilo’ya kadar süt verir dediler. İlk birkaç ay yirmi kilo’ya yakın süt almaya başladım. Süt zamanla azalmaya başladı. Beş kiloya kadar indi. Artık inek bana masraf açmaya başladı. Her gün cepten yemeye başladı. Altından kalkamaz oldum. Bir an önce ineği satmayı düşündüm. 7500 liraya aldığım ineği 2500 liraya zorla birine veresiye sattım. Şimdi ise sattığım ineğin kalan 5000 lirasını taksit taksit ödüyorum. Resmi makamlara bu olayı anlattım ama bir çözüm bulamadım. İnek beni batırdı.”

Masamıza yakın bir masadan genç biri yaklaşıyor. O da lafa karışıyor. Sabah Televizyonu açtım Doğuda ne olaylar olmuş ne olaylar. Allah onların belasını versin? Bir açılım diye tutturdular gidiyor. BDP milletvekili Gülten Kışanak konuşuyor. “Kapınızı bize açın, yoksa şehit haberlerine açarsınız.” diyor. Ne utanmazlık bu… Biri çıkıp da kadına haddini bildirmiyor. Artık tehdit, dağdan, Kandil’den filan değil, resmen meclisten geliyor. Binlerce PKK’lı 15 Ağustos 1984’te yapılan bombalı eylemi anma şenliği yapıyor. “PKK haktır, Şehitler ölmez” sloganları atarak havai fişeklerle kutlama yapıyorlar. Çalı ve odunlarla yaptıkları APO yazılı odun katarını ateşleyerek kilometrelerce uzaktan APO ateşini izlettiriyorlar. Artık bu sözün bittiği bir yerdir.”

 

Sohbet ilerliyor ve hayli vakit de geçiyor. Bir saati geçen sürede değişik illerden gelen ve yıllarca görüşemediğimiz eski arkadaşlarla da görüşme imkânımız oluyor. Bu bize Ramazan Bayramının verdiği bir fırsat…Biz de masadan müsaade alarak ve lafı da onlara bırakarak ayrılıyoruz. Herkesin derdi farklı. Kimisi geçiminin sorununu gündeme taşıyor ve birinci mesel yapıyor. Kimisi kendi derdini bırakıp ülke sorunlarını kendine dert ediniyor. Bu tabii insanın aldığı tahsile, kültüre ve duyarlı olmasına da bağlıdır. Duyarlı olmayan ‘vurdumduymaz’ insanlarda var. Derler ya “Dünya yansa bir kalbur (halbur) samanı yanmaz!” tipin de insanlarda var bu dünyada.