SAVAŞA ÇAĞRI

Bu satırları okumaya başladığınızda belki de son derece geç kalmış olan bir savaşın başlamış olduğunu göreceksiniz.

Yıllardır vahşetin, dehşetin kol gezdiği Orta doğuda yeni bir savaşın eşiğine gelmiş olmaktan daha kötü ne olabilir?

Savaşı, insanlık adına tasvip edecek ve “Savaş Çığırtkanlığı” yapacak kimse olduğunu zannetmiyorum. Fakat insanlığından çıkmış “Çağdaş Firavunların” makam ve mansıpları adına zulüm kılıçlarını acımasızca; halka çekmelerini ve bunca kanın dökülmesine sebep olanlar, elbette cezasız kalamaz.

Suriye’de babasının yolundan giden Katil Esat’ın yaptıklarına “Dur!” demenin çoktan zamanı gelip, geçti. Zalim her yerde zalimdir. Zalimlere yardım edenler ve onları destekleyenler de zalimlerin ta kendileridir.

ABD ve onun yandaşları Suriye’de katliamlar için savaş hazırlıkları yaparken; Mısır’da dökülen kanlara hâlâ göz yummaları şer güçlerin ikiyüzlülüğünün ne kadar iğrenç olduğunun bir göstergesidir.

Suriye’de akan kanlar durdurulsa da; İsrail’in yayılmacı politikaları asla durmayacak ve Orta Doğu’da kan akmaya devam edecektir.

Katil Esat’ın rejiminin devrilmesi Orta Doğu’da yeni bir düzenin, yeni bir anlayışın, yeni bir kargaşa döneminin başlangıcı olacağı haberini vermektedir. Bu yeni kargaşa ortamının, elbette ülkemizin lehine bir durum olup olmayacağını zaman gösterecektir. 

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Suriye ev Orta Doğu’daki olaylar karşısındaki tutumu,  sözle son derece olumludur. Ancak eylem planında bu işin istenilen nitelikte olduğunu söylemek mümkün değildir.

Tabii şunu da unutmamak icap eder: Orta Doğu’daki kargaşa çok bilinmeyenli bir denklemdir. Çin’in, Rusya’nın ve İran’ın karıştığı; Körfez ülkelerinin şu ya da bu şekilde destek verdiği; her birinin kendi çıkarlarına göre Orta Doğu’ya şekil vermek istemeleri bu çok bilinmeyenli denklemenin argümanlarıdır.

Kim ne derse desin, Türkiye güçlü olmak mecburiyetindedir. Birlik ve beraberlik ruhuyla hemen her alanda dünyanın en güçlü devletlerinden biri olmak mecburiyeti dünden daha çok elzemdir. İçimizdeki ve dışımızdaki hainlerin kışkırtmaları; bize diz çöktürmek istemeleri elbette tasvip edilecek gibi değildir.

Hele kendini Cumhuriyetin koruyucusu gören muhalefet partisinin ülkenin düşmanlarıyla zaman zaman işbirliğine gitmiş olmasından daha vahim ne olabilir?

Bir sığırtmaç’ın (C.Bıyık) ülkeye kafa tutup, tehdit savurmasını asla kabul edemiyorum. Bu da ülkemizin bir zafiyetidir.

Benim ülkem, kendisine kafa tutanların kafasını; dil uzatanların dilini koparacak bir iç dış istihbarat ve özel güçlerin sahibi olmalıdır. Altı yüz yıldır hükümranlığımız altında bulunan topraklarda hortlayan ihanet odakları kim olursa olsun; hangi vasıfta ve konumda olursa olsun; hangi devlet, hangi millet, hangi ordu olursa olsun, haddini bildirecek güce erişmelidir. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. Bu durum savaşta da barışta da her zaman var olmanın, varlığını bulunduğu coğrafyaya kabul ettirebilmenin en doğru yoludur.

Türkiye, içine düştüğü bu durumu şimdiye kadar çoktan kendi halletmeliydi. Fakat halledemedi. Bundan sonra Suriye’ye yapılacak müdahaleye öyle sınırlı bir güçle değil; dokuz yüz kilometrelik bir sınırın, yani bütün bir ülke coğrafyasının tehlikede olduğunu bilerek;  bir daha ayağa kalkmayacak şekilde yılanın başını ezinceye, bedenini ortadan kaldırana kadar sürdürmelidir.

Kurtuluşun ve milli huzurun başka bir çıkar yolu yoktur. Bu söylediklerimi sakın “Savaş Çığırtkanlığı” yapıyor diye algılamayın. Son otuz yılda kaybettiğimiz on binlerce şehidin bize nelere mal olduğunu bilmek, kahredici bir sonuca talip olmak için yeterli bir sebeptir. Yarım trilyon dolarlık bir ekonomik gücün heba olduğunu bilmeyenler bu savaşın devam etmesinde maddi ve manevi olarak çıkar sağlayanlardır.

Türkiye’de ve yurt dışındaki silah, eroinin, elektronik ve diğer kaçakçılık baronları artık ülkenin cebinden ellerini çeksinler. Artık ekonomimizi sömürdükleri yeter.

Bu sülüklerin kanlarını kesmenin zamanı çoktan gelmiştir.

Haydi savaşa!… Haydi kurtuluşa!...

Haydi, büyük Türkiye için, yeni bir Orta Doğu için cepheye diyorum…

Cephede bize düşecek bir iş varsa canımızı, kanımızı seve seve feda etmekten asla kaçınmayız…

Allah doğruların yardımcısıdır. Allah mazlumlarla beraberdir. Allah er-geç zalimleri “Kahhar” vasfıyla kahretmesini bilir.

 

Yeter ki biz sabredenlerden olalım ve vesilelere tutunalım… MEHMET EMİN ULU