26 AĞUSTOS MALAZGİRT VE 30 AĞUSTOS BÜYÜK TÜRK ZAFERİ

26Ağustos 1071 Malazgirt Savaşının 942’ci ve 30 Ağustos Türk zaferinin 91’ci yıl dönümünün kutlandığı Ağustos ayının Türk tarihinde ayrı bir önemi vardır. Daha doğrusu Ağustos ayı Türk’ler için zaferlerle dolu bir aydır. Bu ayda Türk’ler 62 zafer kazanmış; bunlardan ilk’i sayılacak olan 26 Ağustos Malazgirt Meydan savaşı ve sonuncusu olarak 30 Ağustos Büyük Türk Zaferidir.

            26 Ağustos Türk boylarının birleştiği ve Haçlılara ilk darbeyi vurduğu tarihi bir gündür. Alpaslan, Malazgirt’in Anadolu’nun fethine başladığı 1071 yılıydı. Yani neresinden bakarsanız bakınız on asra yakın bir süredir bu topraklarda Türkler bir devlet oluşumu içinde olmuşlardır.

            Selçukluyu ve sonrasındaki dağınıklığı saymazsak ve “Anadolu’daki Türk Devletinin tarihini” Osmanlı’dan başlatsak bu da yaklaşık yedi yüz yıla karşılık gelmektedir.

            Türk Silahlı Kuvvetleri Türk ordusunun tarihini Mete Han’dan başlatıyor. Yani 2 bin yıllık bir geçmişi var, askeri gelenek ve göreneklerimizin… Bu süre zarfında kaç devlet kurduğumuzu bunlardan kaçını yıktığımızı, kaç şehit verdiğimizi bunlarla ilgili kaç kere tören düzenlediğimizi sayacak imkânımız olmamış ve asla da olmayacaktır.

            26 Ağustos 1071’de yapılan Malazgirt Savaşıyla Anadolu Türklere kapılarını açmış o gün ve bu gün de Türkler buraya yerleşerek burayı kendilerine vatan yapmışlardır. Fatih Alpaslan’dan sonra Anadolu; Türkler Avrupa içlerine kadar akınlar yapmışlar ve Haçlıların Türk yurtlarına yerleşmesine asla müsaade etmemişlerdir.

                    

                    ***                                                               ***

            30 Ağustos Büyük Türk Zaferi sonunda tarihe yepyeni genç, dipdiri bir Türk devletinin doğmasını sağlamıştır. Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla Balkanlardan akın eden göçler Anadolu’ya açlık, yokluk ve sefalet getirmiştir. Milliyetçi damarları kabaran balkan devletleri bağımsızlıklarını bir bir kazanarak buralarda bulunan Müslümanları göçe zorlayarak bir milyondan fazla Müslüman Türk’ü katletmişlerdir.

            Avrupalı emperyalistlerin Birinci Dünya Savaşında yenilen Osmanlı Devletine Mondros Mütakaresini imzalatıp daha sonra Sevr’i de zorla Türk Milletine kabul ettirip son kalan Anadolu topraklarında Büyük Yunanistan, Kürdistan ve Lazistan gibi küçük devletçikler kurdurmaya çalışmışlardır.

            Avrupalı emperyalist güçlerin (ABD ve İngiliz, Fransız, İtalyan…) sömürgeler devrinin sonunun da bitirildiği tarihi bir gündür bu zafer… Hindistan, Pakistan, Afganistan ve Kuzey Afrika ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmasında ve bağımsız devlet kurmalarında ateşleyici bir unsur olmuştur.

            Sevr anlaşmasıyla Anadolu’nun her tarafı sömürge devletleri tarafından işgal edilmiştir. İngilizlerin yardımıyla Yunanlılar Batı Anadolu’yu işgal ederek Ankara önlerine kadar gelmişlerdir. Yeni kurulan TBMM’si bu durum karşısında Kayseri veya Sivas’a taşınma yollarını aramış ve mebus eşleri Kayseri’ye gönderilmiştir.

            Çanakkale Savaşlarından sonra ordu zayıflamış ve genç nüfus’un %90’nı şehit olmuştur. Yiyecek, giyecek yok. Halk perişan ve Balkanlardan milyonlarca göçmenin gelmesiyle durum daha da karmaşık bir hal almıştır. İstanbul işgal edilmiş ve İtilaf devletleri tarafından askeri garnizonlar basılarak subaylar ve askerlerin birçoğu şehit edilmiştir. İleri gelen subaylar sürgün edilmiştir. Böyle bir ortamda ne yapılabilirdi ki? İşte böyle karmaşık bir ortamda Mustafa Kemal ve silah arkadaşları gecelerini gündüzlerine katarak Maraş’ta, Antep’te Fransızları, Doğu’da Ermenileri, güneyde İtalyanları bertaraf ederek bütün güçleriyle batı Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusuna yüklendiler.

            O yokluk içerisinde Birinci, İkinci İnönü savaşları kazanıldı. Türk ordusu açlıkla, hastalıkla ve yoklukla mücadele ederken bir taraftan da İstanbul hükümetinin Milli kuvvetlerle ilgili olumsuz beyanlarını içeren yazıları İngiliz uçakları tarafından köy, mezra ve şehirlere atılıyor ve halkın buna inanması dayatılıyordu. Milli kuvvetler “ çapulcu, çete, eşkıya, yağmacı, ırz düşmanı, dinsiz ve vatan haini” olarak gösteriliyordu. Bursa işgal edildiği sıralarda İngiliz ve İstanbul hükümetinin de gayretleriyle her Türk subayı getirene İngiliz altını verileceği söylenmişti. Çapulcu takımı Türk subayı avına çıkmıştı.Türk subayları köylü gibi giyinerek teşkilatlanmayı başarmışlardı. Düşman bir tane değildi!

            O dönemin aydınlarının bir kısmı ABD mandasını(idaresini),bir kısmı da İngiliz mandasını istiyordu. Türk Milletinin artık hiçbir şey yapamayacağına inanmışlardı. Böyle inanmayanlar da vardı. Türk Milleti yalnız değildi. İslâm’ın asırlarca bayraktarlığını yapmış bir millet nasıl yalnız olabilirdi!

            Türk askeri başlarında Mustafa Kemal Atatürk, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir ve diğer silah arkadaşları en son darbeyi vurmak için son hazırlıklarını yapmışlardı. Fevzi Çakmak 48 saat hiçbir şey yememiş ve yaveri onu birkaç defa uyarmıştı. En sonunda yaverine “haydi öyleyse bir şeyler getir de yiyelim” der.”Yaveri gider yarım saat sonra gelir. “Ne bekledin “der. Elinde bir tek yumurta vardır. “Paşam ancak bir yumurta bulabildim” der. Fevzi Çakmak “onu askerin yemeğine katın” der.

            Türk Ordusunun,30 Ağustos 1922 sabahı topçu atışları, atlıların aralıklı uç kollardan hücumları ve piyade birliklerinin koordineli saldırıları ile Yunan birlikleri dağıtılarak kaçmaya başlarlar. Kaçanlar yollarda perişan olurken rastladıkları köylerde sivil halkı, kadınları, çocukları ve ihtiyarları ahşap camilere ve samanlıklara doldurup ve üzerlerine de gazyağı döküp yakarlar. Kaçanlar ise makineli tüfeklerle adeta doğranıyordu.

            Yunanlıların bu kaçışı sırasında başlarında subayları ve General Trikopis esir edilmişti. Bu general’e esir muamelesi yapılmamış ve nazik davranılmıştı. Daha sonra Trikopis ve Yunan subayları memleketlerine gönderilmişti. Bu Yunanlı subaylardan birçoğu ülkelerine döndüklerinde idam edilmişti. Kalan Yunan birliklerinin birçoğu yollarda açlık ve susuzluktan kırıldı ve kalanlarda İzmir’de korkularından denize atlayarak boğuldular.

            İstiklâl Savaşımızı sona erdiren bu 30 Ağustos Zaferi öyle bir zaferdir ki Viyana önlerinde başlayan bozgun, Ankara önlerine kadar gelmişti. Anadolu bozkırlarında şahlanan bir avuç Müslüman Türk’ün azim ve kararıyla yeniden doğan genç Türkiye Cumhuriyeti yanan bozkırın ortasında yeniden kuruldu.

            30 Ağustos 1922 günü Türk Milletinin MAKÛS TARİHİNİ” yendiği gündür.

            Genç Türkiye Cumhuriyetini kuran ve bizlere emanet eden başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün silah arkadaşlarına Allah rahmet etsin, ruhları şad olsun! Allah onlardan razı olsun!

            Bugün ise“Tarih’te Kurtuluş Savaşı diye bir savaş olmamıştır. Mustafa Kemal İstanbul’u neyin karşılığında verdi” diyen milletvekillerinin kulağına küpe olsun!

            

                                                                         NOT: Hulki Cevizoğlu/1919 İşgal ve Direniş           

                                                                                   İlhan Bardakçı/Ağustos Ayında üç Neş’e

                                                                                   Üç Hüzün…